Manşet Tematik

Fütüristler kriz anlarında ne işe yarar?

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında yazdığı makaleye “Kriz anlarında şairler ne içindir?” başlığını vermişti Alman filozof Martin Heidegger. Tüm dünyanın karanlık günlerden geçtiği bir dönemde kaleme alınmıştı bu makale ve yine karanlık bir döneme, Alman idealistlerinin sistemlerinin parça parça dağıldığı 18’inci yüzyılda –ki aynı zamanda tanrının ölümünün ilan edildiği dönemlerdi bunlar- sonunda yaşamış bir şaire, Friedrich Hölderlin’e atıflarla doluydu. Şairler kriz anlarında ne yaparlar? Krizin adını koyarlar; belki bir çıkış yolu öneremezler ama olan bitenin endişe verici bir belirsizlik olarak sürmesindense en azından dil sınırlarında anlaşılır kılınarak idrak edilmesinde, başa çıkılır duruma gelmesinde rol oynarlar. Bugün bu sorumluluk fütüristlere ait olabilir mi?

Future Shock kitabının yazarı fütürist Alvin Toffler, “Gelecek her zaman ansızın gelir ve de hep
yanlış bir sırayla” diyordu. Yani krizler yaratarak, kimilerini tarih sahnesinden silerek kimilerinin kültürel ya da ekonomik hegemonyalarını bozguna uğratarak gelir gelecek. Bu nedenle, daha 1970’li yıllardan geleceğe şöyle seslenir Toffler: “Gelecek şoku dediğimiz durumu sağ salim atlatabilmek için birey, adapte olabilme yeteneğini sınırsızca geliştirmelidir. Kendimizi korumanın yepyeni yollarını aramalıyız zira bizi koruyan eski kökenler –topluluklarımız, ailelerimiz, mesleklerimiz- hızlandırılmış bir taarruz altında parçalanıyorlar. Artık kaynakların kararları sınırlandığı dönemler geride kalıyor; bundan böyle kararlar kaynakları yaratacak.” Geleceğe yönelik bu vahim sözler arasında da iki uyarıda bulunuyor. Bu uyarılardan ilki küçük şeyler tasarlamaya çalışırken büyük şeyleri dikkate almaya devam etmek. Böylelikle küçük şeylerin tamamı yanlış yönlere sapmasının önüne geçilebilir. İkinci uyarı ise bilim kurgu yapıtlarına yalnızca birer edebiyat metni olarak değil, geleceğe yönelik birer sosyolojinin ürünleri olarak yaklaşmak. Böylelikle öngörü yeteneğimizi beslemiş ve zihnimize biraz jimnastik yaptırmış oluruz. Burada mesele uçan gemileri ya da zaman makinelerini daha yakından tanımak değil, özellikle genç kuşakları yetişkinliğe eriştiklerinde yüzleşecekleri politik, toplumsal, psikolojik ve etik sorunlar karmaşasına hayal gücü ve keşif ruhlarını besleyerek çözüm üretmek.

Geleceği normalleştirmek

Bir fütüristin asli görevi de geleceği katlanılabilir kılmak ve onu normalleştirmek olmalı belki de. Tıpkı kendilerini önceleyen şairler gibi. New York University Stern School of Business Stratejik Öngörü Profesörü ve The Future Today Institute Kurucusu Amy Webb, 2016 yılında yayınladığı The Signals Are Talking: Why Today’s Fringe Is Tomorrow’s Mainstream ile bunu yapmaya çalışmıştı: Geleceği demokratikleştirmek ve gerçek trendlerin gelip geçici olanlardan ayırt edebilmesini sağlayacak metodoloji önerilerinde bulunmak. Şöyle diyor Webb: “Konvansiyonel mevzularla çok ilgilendiğimi söyleyemem. Yapay zekâya sahip robotların gelip işlerimizi elimizden alacağı ve insanlığı yok edeceği gibi mevzulara kafa yormuyorum. Beni endişelendiren şey teknoloji giderek fantastik ve politik hale geliyor. Bu süreçte de geleceğe yönelik yapmamız gereken ‘sıkıcı’ sohbetleri yapmak yerine geleceği marjinalleştiriyoruz.”

Amy Webb’en hareketle bu marjinalleştirmenin küçük bir tarihçesini hatırlamak faydalı olabilir, özellikle de iş dünyası network’lerinde ve sosyal medya hesap tanıtımı yazılarında geçmişte hiç karşılaşmadığımız kadar “fütürist”lik mesleğiyle karşılaşıyorsak. Webb, bunun dairesel bir süreç şeklinde geliştiğini ve kendini tekrarladığını belirtiyor. Herhangi bir şeyin icadıyla medyada haberler dolaşmaya başlar ve insanlar heyecanlanır. Sonrasında ise fantastik ve gerçek arasındaki farkı silecek kadar yanlış bir yöne savrulur bu heyecan. Ampul, araba, internet… Hepsinin gelişimi aynı tarihsel süreçlerle gerçekleşti. Bugün bu sarsıntıların bir benzerini de akıllı teknolojiler nedeniyle yaşıyoruz.

Amy Webb fütüristlerin geleceğe yönelik bu sürpriz, hayret ve şok gibi “doktrin”lerle çalışan popüler kültür eğilimlerinin bir parçası olmaması gerektiği fikrinde. Sansasyonel bir gelecek fikrinin yarattığı büyük bir eğlence ekonomisi olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Ancak, biraz olsun sıkıcı ve daha az heyecan veren bir gelecek yaratmayı başarabilirsek, aslında hiç kimseyi dışarıda bırakmayan bir gelecek yaratma ihtimali yakalayabiliriz. Ne dersiniz, sıkıcı bir geleceğe var mısınız?

Benzer Yazılar

Evin bilinçdışı ve bilinçdışındaki ‘ev’

Burcu Şahin

Evler, kentler ve kuşaklar

Ad Hoc

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc