Ekonomi

Adil gıda ve tarımın geleceği

Yerel halk örgütlenmeleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarının gösterdiği çabaların sonucunda, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından da destek gören agroekoloji yaklaşımı, dünya çapında her yıl yeni bir amacın belirlenmesinde rol oynuyor aynı zamanda. Zira sosyo-ekonomik, çevresel ve kültürel açıdan stratejik öneme sahip bu yaklaşım; geleneksel gıdaların korunmasında ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğinde oldukça etkili. FAO’nun açıkladığı rakamlara göre, dünyadaki çiftliklerin yüzde 90’ından fazlası bireylere ya da ailelere ait. Üstelik çoğunluğu aile işgücüne dayalı bu çiftlikler, dünyadaki besinlerin yüzde 80’ini üretiyor.

Birleşmiş Milletler özel raportörü Olivier De Schutter, Agroekoloji ve Gıda Hakkı Raporu’nu göz önüne alarak, agroekoloji yöntemlerinin gıda üretimini 10 yıl içinde ikiye katlayabileceğini öne sürmüştü. Bu çerçevede iklim değişikliği yavaşlayabilir ve kırsal yoksulluk azaltılabilirdi; çünkü o tarihe kadar uygulanan agroekoloji projeleri, gelişmekte olan 57 ülkede ortalama yüzde 80 verim artışı sağlamıştı. Schutter’a göre; büyük ekim alanlarıyla ve endüstriyel çiftliklerle açlık sorununu durduramadığımız yeterince açık. Çözüm ise daha küçük ölçekte hizmet veren çiftçilerin bilgi ve deneyimini desteklemek. Dolayısıyla onların gelirlerini artırıp kırsal kalkınmaya katkı sağlamak. Açıklanan rakamlar doğrultusunda, agroekolojik bir gıda sistemi, tarımsal üretimin istikrarına, doğal çevrenin onarımına, iklim değişiminin yavaşlatılmasına ve sosyal adaletin tesisine katkı sağlayabilir. Pek çok uzman da Schutter’la aynı fikirde. Zira gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak için bu sisteme geçiş zaruri ve acildir.

Gıda üretme ve tüketme şeklimizi yeniden düzenlemeliyiz

Dünya genelinde yaşanan kıtlık, iklim değişiklikleri, artan ve hızla yayılan salgın hastalıklarla birlikte insan sağlının ekolojik sistemlerle olan bağını çok daha iyi kavradık. Miguel A. Altieri ve Clara Ines Nicholls ikilisi de Agriculture and Human Values dergisinde yayınladıkları son makalede tam olarak bu konuya değiniyor ve tarımı uygulama şeklimizin çevre ve insan sağlığını iyileştirmek için fırsatlar sağlayabileceğini öne sürüyor. Ancak yanlış yapılması halinde tarımın sağlık için büyük risklere neden olabileceğini de ekleyerek karar almadan önce çok daha tedbirli olmamız gerektiğinin altını çiziyor.
Makalede gıda sistemlerinin sonuçlarından ziyade, yeni normallerimize agroekoloji çalışmalarını da eklememiz gerektiğini hissettiren bazı detaylar mevcut. Zira şu an içerisinde bulunduğumuz süreçten önceki salgın hastalıkların bizi bu konuda sıkça uyardığını söylüyorlar. Birçok virüsün mutasyona uğraması ve yayılması için fırsat yaratan faktörün de büyük ölçekli hayvan üretimiyle bağlantılı olduğunu ifade ediyorlar. Üstelik bu endüstriyel operasyonlardaki uygulamalar, hayvanları sadece viral enfeksiyonlara karşı duyarlı hale getirmekle kalmıyor; aynı zamanda patojenlerin daha bulaşıcı tiplere evrimleşebileceği koşulları destekleyebileceğini ekliyorlar. Sebebi ise endüstriyel hayvancılık modellerinin göz ardı edilen etkileri…

Neden agroekoloji?

Antibiyotiklerin ve hormon takviyelerinin kitlesel ve gelişigüzel kullanımı, pek çok hastalığın ortaya çıkışına zemin hazırlar. Modern tarımın yol açtığı ormansızlaşma ise doğal ortamlarda sıkışıp kalan patojenlerin hayvancılık alanlarına ve insan topluluklarına yayıldığı süreci tetikler. Bunlara ek, monokültür adı verilen tek ürün yetiştiriciliği, doğal yaşam alanlarının pahasına gelişmeyi sürdürdükçe durum giderek ağırlaşır.

Covid-19’un, mevcut endüstriyel-küreselleşmiş gıda sistemlerinin sosyo-ekolojik kırılganlığını ortaya çıkardığını iddia eden Altieri ve Nicholl, daha adil ve yerelleşmiş gıda sistemlerine geçişle çözüm elde edebileceğimizi söylüyor. Böylece tarım ve gıda tedarik zincirleri üzerindeki etkiler azaltılacak ve fiyat artışı gibi endişeler son bulacak. Aynı zamanda agroekoloji yöntemleri sayesinde besin çeşitliliğinin artacağını ifade eden ikili, gıda egemenliğinin üstesinden ancak bu şekilde gelebileceğimize dikkat çekiyor. Zira agroekoloji; haşerelere, salgınlara, iklim sorunlarına veya finansal çöküşlere karşı gelecek krizlere en iyi şekilde dayanabilen tarım sistemlerinin nasıl tasarlanacağı ve yönetileceği üzerine farklı bir yol çiziyor.

Yaşam koşullarının kötüleşmesi ve adil olmayan yoksulluğun artışı, emek ve toplumsal ilişki kavramları değersiz kılmaya devam ediyor. Çizgisel ekonomi modellerinin yoğun, yayılmacı ve doğal zenginlikleri talan etmeye dayalı yaklaşımı ise doğal çevreyi derinden etkileyen bir bozulmayı işaret ediyor. Tüm bunları göz önüne aldığımızda son 30 yılda dünyada meydana gelen patlama ise bizleri tıpkı agroekoloji gibi toplumsal dayanışma temelli ekonomi uygulamalarına teşvik ediyor. Sonuçta tarımın da toplumun da geleceği insani kararlardan geçiyor.  

Benzer Yazılar

Dijital reklamcılığın altın çağında ürkütücü hikâyeler

Ad Hoc

Bir garip hissiyat: ASMR

Ad Hoc

Gazeteciliğin gardiyanlarının ütopik başarısını alkışlarken…

Ad Hoc