Ekonomi

Akıl, insanlığın umudu mu yoksa geleceğin kaosu mu?

Son yılların en büyük tartışmalarından biri olarak tartışmaların her birini sonuçsuz bırakan akıllı şehirlerin sayısı hızla çoğalıyor. Birçok kentin altyapısı yeniden tasarlandı; geriye kalanlar ise şimdilik sadece çözüm odaklı. Yaşam oranlarına ilişkin yapılan çalışmalara göre dünyadaki insanların yarısından fazlasının yerleşim yeri tercihi şehirlerden yana. Şehirlerin giderek kalabalıklaşması ve şehir imkânlarında yaşanan yetersizlik, toplum düzeninin sağlanması ve gelişim düzeyinin artması için yetkililere uyarı verir nitelikte. Dünya düzeninin sağlanmasına yönelik üretilen çözümlerle değişimin temelleri atılsa da dünyanın neredeyse hiçbir yerinde endişeler son bulmuyor. Şehirlerin gelecek tasvirlerinde mevcut sıkıntıların tümünün ortadan kalkacağı, atık kontrolünün sağlandığı temiz bir doğaya, duyarlı ve aynı zamanda akıllı bir insan topluluğuna kavuşma hayali var. Hayalin sebebi de insanın ihtiyaç duyduğu kaynakların sınırlılığı ve tüm bunlara rağmen hızla artan nüfusun, yükselen enerjinin ve iklim değişikliklerinin verdiği ciddi sinyaller. Akıllı şehir savunucularına göre sosyoekonomik olanaklar ve şehirde kullanılan teknolojik altyapı sayesinde kendi kendine öğrenen, kendi başarısına dayalı verimliliği değerlendirerek çözüm üreten bir ekosistem; bu sorunların üstesinden gelebilir. Ancak 20’nci yüzyılın sonlarına denk gelen akıllı şehrin kavramlaşması ve sonrasında bu şehirler için çalışmalara hızla başlanmış olması teknolojik problemlerin ve siyasi endişelerin sebebiyle tartışma yaratıyor. Akıllı insanın akıllı şehir kavramında “idare edilebilirlik” ya da “kendi aklına uygunluk” aranmıyor olması, yapay zekâ ve insan aklının yeni imtihanı.

Kendi kendini denetleyen bir şehrin kontrolü ele alması için şehrin her yerinde hâkimiyet kurması gerek. Şöyle ki bizler yürürken, kapıyı kilitlerken, oyun oynarken ya da alışveriş yaparken kentin dijital sistemleri bizi sürekli gözetleyecek. Akıllı şehir düşüncesine karşı gelenlerin endişelerinin başında güvenlik var –ki bu hızla mümkün görünmüyor- ancak başka bir konuya daha dikkat çekmek gerek: Bugün sınırlı hale gelen kaynaklar için yüzyıllardır elinden geleni ardına koyan insanlık. Kaldı ki bir şehri akıllı yapan denetim, teknoloji ve dijital sistemler değil, bunları doğru değerlendirebilecek insanların aklı olmalı. Blum Dumontet, her şeyden önce akıllı şehrin insanına dair tartışmaları gündeme getirdiğinde buna değiniyor: “Hükümetler daha iyi hizmet kalitesi sunmak için akıllı şehirler yarattıklarını iddia ediyorlar; ancak kamuoyu tartışmaya dahil değilse, kimin için akıllı şehirler yapıyoruz?”

Geleceğin distopyası olacağı öngörülen çoğu tartışma, akıllı şehrin de odağında. Dijital sistemlerin hâkim olacağı üst düzey bir yapıya hazır mıyız bilemiyoruz –henüz son birkaç yıla damgasını vuran veri ve gizlilik sorunlarına dair mutlak çözümler üretilmemişken. Uzmanların hazırlıksızlığı vurguladığı hassasiyet de veri ve denetimi üzerine. Verilerin pazarlanabilir olması, geçmiş zamanda yaşanan benzer skandallar ve akıllı şehirlere yapılan yatırımlar; dijital diktatörlüğe zemin hazırlayabilir.

Verimlilik ve uygulamalar

Akıllı şehirlerin verimlilik açısından dünyaya katkı sağlayacağı bazı özellikler vardır ve bunlar da modeller çerçevesinde toplanır. Temel hizmet sağlayıcıları arasında her alan Kopenhag, Tokyo gibi şehirler acil durum yönetim programlarında mobil ağ ve dijital sağlık hizmetleri kullanımıyla karakterize edilir. Nüfusun yoğun olduğu bölgeler için trafik ve yoğun kalabalığın yarattığı sorunları ortadan kaldırmak için ulaşım modelleri geliştirilir. Dubai ve Singapur başta olmak üzere ulaşım sistemi geliştiren ülkelerde akıllı toplu taşıma, araç paylaşımı, kendi kendini süren arabalar devreye girer. Üstelik iletişim teknolojilerinin kullanımı yoluyla kentsel trafik sıkışıklığını kontrol altına alan girişimler de ulaşım hassasiyetine örnek teşkil edebilir.

Modellerin olduğu gibi birleşmelerin de gündeme getirdiği gelişmeler yok değil. 80’den fazla ülke ortaklığından oluşan ağlar, verimlilik ve küresel ısınma için bir araya geliyor. Kentsel soğutmayı eylem planlarına dahil etmek için Kopenhag’da düzenlenen zirvede C40 şehirleri için yenilikçi çözümler üretileceği belirtildi.

Akıllı şehirlerin kendi içinde doğan rekabet de verimlilik sağlıyor. IMD’nin 2019 yılında yayımladığı Akıllı Şehir Endeksi’ne göre Singapur, En Akıllı Şehirler Listesi’nde birinci sırada. Zürih, Oslo, Cenevre, Kopenhag olarak devam eden listenin sıralaması ekonomik ve teknolojik yönleri insani boyutla dengeleme oranıyla belirlendi. Yeni teknolojileri benimseyen ve uyum içinde çalışmalarına devam eden dünya çapında tanınmış şehirlerin, sıralamalarda üst sıralara çıkamaması şaşırtıcı oldu. Özellikle aldığı yatırımlar ve teknik altyapı yenilikleriyle sürekli gündeme gelen Çin’de; Nankin 55’inci, Şangay ise 59’uncu sırada görünüyor. Raporda büyük şehirlerin akıllılaşma sürecinde geri planda kaldığını ve orta büyüklükteki kentlerin çok daha hızlı ilerlediğini görmek mümkün.

Gizlilik ve verimliliğin kesişimi

Akıllı şehirler teknolojiyi şehrin içine saat gibi çalışan bir araç olarak düşünmek dışında insan deneyiminin de güçlendiği, istek ve ihtiyaçlara yanıt verilen bir düzen sağlarsa ilerleyebiliyor. Aksi halde akıllılığa giden yoldaki kriz olasılıklarını göremeyen, teknik altyapıyı ve toplum düzenini göz ardı eden bir süreç, avantaj değil dezavantaj doğuruyor. Böyle bir durumda insanların tercihlerini ve davranışlarını analiz edebilen, planlama sürecine dahil olan vatandaş verileri, teknoloji açısından geri kalmış ülkelerde görece daha riskli bir atmosfer oluşturuyor. Bazı şehirler eksikliklerini gidermek için yetkinliklerini güçlendirirken, gelecek siber tehditler için tamamen hazırlıksız olabilir ve elde avuçta olanı da kaybedecek duruma gelebilir.

Akıllılık savaşında sistemleri ele geçirmek ya da çökmesini sağlamak amacıyla düzenlenen saldırılar neredeyse her şehri az ya da çok etkisi altına alıyor. Geçtiğimiz yıllarda Dublin’de tramvay sistemi bozulmuş, Stockholm’de trafik kontrolü ve demiryolu sistemleri çökmüş ve enerji santrallerinin denetimi sağlanamamıştı. Siber suçlular, belediye ağlarını kesmek ve hırsızlık yapmak için dağıtılmış araçlarla yedi gün 24 saat saldırı gerçekleştirebilecek donanıma sahipken; siber tehditleri hafife almak mümkün değil. Lloyds verilerine göre; 2020’de ve New York’ta gerçekleşecek siber saldırılar, şehri yaklaşık 2 milyar doların üzerinde zarara uğratacak. Dijital güvenlik sadece donanım ve yazılım ile ilgili değil.

Kapsamlı bir bütün şehir yaklaşımı benimsemeyi de hesaba katmak gerek. Güvenliğin yalnızca bir müteakip olarak tanıtılmaması, kentsel altyapının her unsurunda öncelik olması gerekir. Dolayısıyla şehir yetkilileri için kuralların, düzenlemelerin, prosedürlerin ve bütçelerin geliştirilmesi şart. New York diyoruz fakat tüm bunları ele aldığımızda saldırıya hazırlıksız olduğu düşünülen çok daha fazla şehir ve ülkeyi de hatırlatmak gerek. Sürecin devamında bazı şehirler gelişecek bazıları ise geride kalacak elbet. Birçok şehir, dijital yükseltme ve güvenlik için ödeme yapmakta zorlanacak ve sonrasında borçlanma, adli tazminat, indirimli satış gibi sorunlar yeni düzeni sağlayan etkenler olacak. Muhtemelen politik açıdan artan telaşın ve hızlılığın sebepleri de bunlar.

Tüm bu gelişmeler devam ederken akıllı şehirlerin geleceğinde toplumsal kaygı sıklıkla göz ardı ediliyor. Sadece “siber saldırı” ve “gizlilik” değil; geleceğin varoluş sorunu, toplumun etkileşimi ve insanların sosyal kaygıları da var. Haliyle, daha akıllı bir dünya için yapılan ekonomik ve politik bu yarışın kazananı topluma karşı daha duyarlı olanlar olacaktır. Geleceğin başarısı ya da başarısızlığı yalnızca mali fırsat ve yatırımların sağlanmasıyla değil; toplumun güven ve mahremiyetinin önemsenmesiyle ilgilidir.

Geleceğin güven ve mahremiyet sorunu

Toplulukların çoğu, gizlilik üzerine yaşanan son gelişmelerden sonra yeni teknolojiler ve veri kullanımı durumunda hassasiyet gösteriyor. Bu aynı ülkede hatta aynı evde yaşayanlar için bile farklı sonuçlara ulaşan tartışmanın temelinde yatan şey; hiçbir teknolojinin yüzde 100 doğru, verimli ve güvenli çalışmaması. Ancak şehirlerde bulunan akıllı binalar, yollar, şebekeler, araçlar ve diğer nesneler; internetin sağladığı teknolojik altyapı sayesinde birbiriyle bağlantılı olacak. Sürekli izlenen ve üretilen veriler biriktirilecek ve olası bir krizde yaşananlar, insanların demokrasiye karşı güvenini ve mahremiyet algısını sarsabilir duruma getirecek.

Emsallere bakmak gerek. Yüz tanıma sistemleri birçok alanda güvenliği artırmak için yaygın olarak kullanılıyor. Buna rağmen toplanan verilerin bulut sisteminde depolanması bir yandan da korkutuyor çünkü bu verilerin ihlallere karşı savunmasız olduğunu daha önce deneyimledik. Kötü niyetli herhangi bir kontrol mekanizması tarafından yasa dışı amaçla kullanılırsa; bugün ödeme sistemlerinde, kimlik çalışmalarında, sağlık sektöründe yüz tanıma sistemini kullanan şirketler ve kullanıcılar nasıl sonuçlarla karşılaşacak bilinmiyor.

Fransa’da yaşanan gelişmeler son birkaç ayın gündeminde. Fransa’da tanıtımı gerçekleştirilen Alicem isimli uygulama -biyometrik verileri yasal olarak kullanacak olan girişim- Fransa’nın yüz tanıma teknolojisine izin veren ilk Avrupa ülkesi olmasıyla oldukça ses getirdi. Bilinen o ki Avrupa ülkeleri bu teknolojilerin kullanımında ABD ve Asya’nın epey bir gerisinde kalıyor. Bunun da sebebi hem kaygı hem de hukuki kısıtlamaların görece fazla olması. Ancak Fransız hükümeti bunu çok önemsemiyor olsa gerek, Fransa’daki uzmanların uyarılarını dikkate almıyor. Yüz tanıma sistemlerinin virüslere karşı koruma sağlamadan kullanımına karşı gelinse bile, bir teröristin yüzünü sıradan ve masum biriyle değiştirilebileceği öne sürülse bile, hatta Kasım ayında yürürlüğe girmesi beklenen sistemin etik tartışmaları halen devam etse bile; karar sabitliğini koruyor -şimdilik.

Esas soru: Sizden çok daha akıllı bir insanla oyun oynadığınızı düşünün! Sonunda ne olacağını bilmeden onunla bahse girebilir misiniz? İnsanlığın umudu, kaybetmek ya da kazanmak değil; her şeyden önce insana karşı hassas olan bir şehir.

Benzer Yazılar

Minimum bütçe ile maksimum etki yaratmak

Ad Hoc

İş dünyası ve temel erdemler: Cesaret

Ad Hoc

Hakikaten ekonomik kriz var mı?

Ad Hoc