Kültür Manşet

Akıllı bulmacalar ve enteresan hikâyeler

Geçtiğimiz ay “Adventure oyunları ve LucasArts Efsanesi” başlıklı bir yazı yazmıştık. Şimdi ise bu dosya konusunu biraz daha genişletiyoruz. Bir yandan Adventure tarzının altın çağına geri dönerken diğer yandan grafik alanında atılan yeni atılımlara da şahitlik edelim.

“The Secret of Monkey Island” ve hemen peşinden gelen “Monkey Island 2: LeChuck’s Revenge”, yeni gelen grafik zıplamanın sinyallerini verse de benim için asıl değişim; “Indiana Jones and The Fate of Atlantis” ile başlıyor. Elbette Monkey Island’ın kendine has dilini yabana atmamak lazım. Stil sahibi çizgiler, piksel seviyesinde de olsa, insanın zihnindeki çarkları hareketi geçirip farklı hazlar almasını sağlıyordu. Bugün serinin “digitally remastered” versiyonlarını oynarken aynı çizginin iyileştirilmiş haline bakıp aynı muzip tonu yakalayabiliyoruz.

1992 yılında çıkan, “Indiana Jones and The Fate of Atlantis”te, (gariptir, bu oyunu filme dönüştürmek yerine Crystal Skull gibi bir ucube yaratmayı başardılar) piksellerin daha temiz bir dil yaratmaya başladığını görüyoruz. “Monkey Island”dan farklı olarak biraz daha klasik bir yaklaşım olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Bu oyunda “Monkey Island”ın karikatürize dili, yerini daha realist bir dünyaya bırakıyor.

Biraz da mizah

Bundan sonra ise “Maniac Mansion” efsanesini devam ettiren “Day of Tentacle” geliyor. Benim için ayrı bir yeri olan “Day of Tentacle”, mizahi anlamda en iyi çalışan LucasArts işi olabilir. Çizgisi de bu tona aşırı uygun, abartılı karakter uzuvları görebildiğimiz, ölçekleri bozuk, “Chuck Jones” stili çizgi filmlerin tadını veren, tam bir karikatürize evren. 1993 yılında çıkan “Sam & Max Hit the Road” da aynı “Day of the Tentacle” gibi mizahi tonu devam ettiriyor. Dedektif bir köpek ve tavşanın hikâyesini oynadığımız bu oyun, büyük bir değişiklikle yüklem olan komut seçeneklerini kaldırır ve bunları grafik muadilleriyle değiştirir.

LucasArts eserlerindeki her oyun fikrinin oyun çizgisine ait bir dil belirlediğini söyleyebiliriz. Elbette içeriğinin de. Sulu ve komedisi yüksek oyunlar daha karikatürize iken görece ciddi oyunlarda daha realist ve ağır başlı çizgiler kullanılıyor.

1995’e geldiğimizde ise büyük değişim başlıyor ve Adventure gururu Tim Schafer’in “Full Throttle”ı ortaya çıkıyor. Alternatif bir gelecekte, bir motosiklet çetesinin liderini canlandırdığımız neo-noir oyunun açılışındaki animasyon, kendi başına bir kısa film tadında –ki bugün bile büyük keyifle izleniyor. Bence bu oyun bir çizgi film içinde kararlar aldığımızı hissetmeye başladığımız nokta. Aynı zamanda Full Throttle, LucasArts’ın 3D çizimleri kullandığı da ilk çalışma özelliğinde. Dönemin sınırlılıklarına rağmen ortaya çıkan işin kalitesi ise gerçekten çok yüksek.

Sinema filminden oyunun içine

Senaryosu Steven Spielberg’e ait bir LucasArts oyunu, The Dig (1995)

Aynı yıl çıkan bir diğer oyun ise “The Dig”. Aslında sinema filmi olarak tasarlanan ama kompleks bir eser olduğu ve zamanının özel efekt teknolojisi yeteri kadar ilerlemiş olmadığı için kendini bir Adventure oyun olarak bulan “The Dig”, Steven Spielberg’e ait son derece başarılı bir eser. Bu da, tıpkı Indiana Jones oyunu gibi ciddi piksellere sahip. Ancak oyunun öne çıkan iki özelliği; yaratık tasarımlarından bir başka medeniyete dair tasarımlara kadar olan başarı ve 3D görüntülerin animasyonlar içine çok düzgün biçimde yedirilmiş olmasıydı.

“The Dig”, LucasArts’ın klasik 2 boyutlu piksel dilini kullandığı son oyun olarak bir dönemi kapatıyor ve 2 sene sonra piyasaya “Monkey Island” üçlemesinin son oyunu “The Curse of Monkey Island” çıkıyor. Açıkçası benim çok takdir ettiğim bir oyun olduğunu söyleyemem. Zira normalde 2D olan ve son derece kendine has bir ton yakalamış böylesi bir esere 3 boyutu yakıştıramam da. Ancak bundan 3 boyut karşıtı olduğum fikrini edinmenizi de istemem; çünkü LucasArts ile Adventure oyunlarının altın dönemini kapatan Grim Fandango, belki en sevdiğim oyun olabilir.

Grim Fandango efsanesi

Kara mizah ve neo-noir tarzında Tim Schafer tarafından yazılmış bir macera oyunu, Grim Farango.

Ölümden sonra öteki dünyaya gidenlerin cennet ya da cehennem yolculuklarını sağlamakla görevli bir turizm acente çalışanını canlandırdığımız bu oyun üç boyutta harikalar yaratan bir eserdi. Film Noir tarzını mükemmel bir şekilde Adventure türüne uyarlayan Grim Fandango, sanat yönetmenliği olarak tüm LucasArts oyunlarından bir gömlek üstündür desek yeridir.

Oyun içinde kullanılan bilgisayarlardan, mekanlardaki iç mimariye, evren tasarımlarındaki inceliği ne kadar övsem yetmeyecek. Oyunu oynamak ve bu benzersiz deneyimi yaşamak lazım. Tabii bugünün dikkat ve odaklanma problemi yaşayan insanları için Adventure oyun türü fazla yavaş ve sıkıcı kaçabilir ama kendinizi içine bıraktığınızda size yaşatacağı keyfi kelimelere sığdırmam da mümkün değil. Adventure oyunlarının altın çağına biraz ışık tutarken oynamak için acele eden herkese iyi oyunlar.

Yazı: Kreatif Direktör Gökhan Yücel

Benzer Yazılar

Görünüyorum, o halde varım

Ad Hoc

Müzikte zamansız bir devrim: Theremin

Ad Hoc

Eşitsizliğin doğal mekanizmaları

Ad Hoc