Genel

Alfa kuşağı ile yabancı dil öğretimini yeniden düşünmek

21’inci yüzyılın ilk çeyreğinin tamamlanmasına çok az bir sürenin kaldığı şu günlerde, dünyanın pek çok ülkesinde yabancı dil öğretimi, sokaktaki sıradan insandan eğitimcilere hemen herkesin üzerinde kafa yorduğu bir konu olmaya devam ediyor. Özellikle de ekonomik gelişme çabalarının sürdürüldüğü ülkelerde yabancı dil öğretimi hatırı sayılır düzeyde emek ve para harcanan bir sorun olmaya devam ediyor.

Dünyanın hali hazırda sahip olduğu teknolojik, endüstriyel, siyasi, askeri, ticari ve mali kazanımlar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de insanları ana dillerinin dışında dilleri öğrenmeye motive edecektir. Yabancı dil öğretimi İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızcanın yanı sıra değişen dünya koşullarına bağlı olarak Çince, Rusça, Arapça ve Türkçe gibi yeni dillerin ağırlık kazanması ile gelecekte de varlığını sürdürecektir.

Paradigmalar dönüşüyor

Neo-liberal politikalar neticesinde dünyanın adeta yeniden biçimlendirildiği yıllarda ülkeler arasındaki sınırların kaldırılması teşvik edilerek insan, para ve mal hareketliliği küresel bazda günlük yaşamın sıradan bir olayı haline gelerek hayatı şekillendiren bir paradigma etkisi yarattı. Özellikle 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren hız kazanmış olan yapay zekâ imkânlarının da benzer biçimde paradigma etkisi yarattığını söylemek yanlış olmaz.

Bir paradigma çarpanı olarak yapay zekâ, hayatın her aşamasında gözlemlendiği gibi sokaktaki sıradan insanın günlük yaşamı dahil eğitimin planlanmasından icrasına kadar geniş yelpazede değişimi kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüze koyuyor.

Yeni kuşaklar ve eğitim

Yapay zekâ imkânları hızlı bir biçimde hayatımızı şekillendirirken kuşaklar arasındaki sayısal tabanlı beceri farklılıklarını da kapanmayacak biçimde belirginleştiriyor. Kuşak sözcüğü TDK tarafından “yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu” olarak tanımlanırken tarih felsefesi ve kültür tarihi bağlamında kuşak, “yeni bir anlayışta, yeni bir yaşama duygusunda, yeni biçemlerde birleşerek belirgin çizgilerle eskiden ayrılan kişi toplulukları” anlamında kullanılıyor.

Bu tanımlamalar temel alındığında dünya genelinde insanlar, aralıkları çok net olmamakla birlikte, genel olarak “Sessiz kuşak” (1927-1945), “Bebek patlaması” (1946-1964), “X” (1965-1979), “Y” (1980-1994), “Z” (1995- 2010) ve “Alfa” (2011 ve sonrası) kuşakları olarak öbeklendiriliyorlar.

Yapay zekâ nasıl hayatımızı değiştiren bir paradigma etkisine sahipse bugün ağırlıklı olarak okul öncesi ve ilköğretim birinci basamakta olan, doğrudan teknolojinin içine doğmuş olan Alfa kuşağı da ister istemez eğitim hayatının yeniden şekillendirilmesini kaçınılmaz kılacak.

Doğrudan teknolojinin ve çevrimiçi dünyanın içine doğmuş kişiler olarak Alfa kuşağının teknoloji ile
etkileşimi çok üst düzeyde olacak. Kendilerinden önceki kuşaklar ile karşılaştırıldığında bilgiye erişimi çok daha hızlı ve kapsamlı biçimde yapacaklar. Kişiselleştirilmiş eğlence, çevrimiçi öğrenme imkânları hayatlarında çok belirleyici bir rol üstlenecektir.

Yepyeni bir eğitim tasarımı

Kendilerinden önceki X, Y ve Z kuşakları ile karşılaştırıldığında, Alfa kuşağı, kişilik olarak daha girişimci, ben merkezli, standartlara ve kurallara daha fazla itaat eden, rahata ve kolaya düşkün, sabırsız, aceleci ve kendine odaklı olarak değerlendiriliyor.

Bu beceri ve kişilik özellikleri, ister istemez eğitim ve öğretim ortamının müfredatından dersliğine, materyalinden ölçümlemesine ve öğretmenin eğitimi de dâhil olmak üzere her şeyin yeniden tanımlanmasını ve tasarlanmasını kaçınılmaz kılıyor.

21’inci yüzyılı ve sonrasını şekillendirecek Alfa kuşağının, içine doğduğu ve birlikte yaşayacağı
algoritmalar dünyasına hazırlanması, geleceğin inşa edilmesinde hatırı sayılır bir etkisi olan insan kaynağının nitelikli olarak yetiştirilmesi, eğitim dünyasının tüm karar vericilerine ve uygulayıcılarına önemli sorumluluklar yüklüyor.

Eğitim ve öğretimin bir parçası olan yabancı dil öğretiminin de her okul düzeyinde yukarıda değinilenlerin ışığı altında, alfa kuşağının gereksinimlerini, kişisel beceri ve öğrenme biçimlerini dikkate alması gerekecek. Bu kapsamda da öğretim ortamının dijitalleştirildiği, tablet, cep telefonu gibi kişisel araçların kullanılabildiği, öğrenmenin kişiselleştirildiği, ödevlerin sayısal ortamda yapılabildiği, danışmanlığın çevrimiçi gerçekleştirildiği, hızlı ve anlık geri beslemenin verildiği, konuların akışkan ve esnek biçimde işlendiği, ödüllendirmenin daha sık yapıldığı, konu içeriklerinin daha küçük bölümler halinde işlendiği, öğrencilerin yaratıcılıklarından ve teknoloji kullanma meziyetlerinden üst seviyede istifade edildiği, oyunlaştırmanın yoğun olarak işe koşulduğu ve internet imkânları ile dünyanın farklı coğrafyalarından sınıflar ile eş zamanlı dersler yapılarak öğrenilen yabancı dilin araç haline getirilerek dil kullanımının daha anlamlı hale getirildiği öğrenme ortamlarının oluşturulması gibi kriterlerin tam öğrenmenin gerçekleşmesini mümkün kılacağı düşünülüyor.

Yeni öğrenme ortamının Alfa kuşağına erişimi kolaylaştıracağı gibi rekabete dayalı bir öğrenme ortamı
yerine işbirlikçi bir öğrenme ortamının hayata geçirerek yabancı dil öğretimini geçmişte olduğundan daha etkin bir biçime dönüştüreceği öngörüsünde bulunmak hiç de yanlış olmaz.

Yazı: Öğretim Üyesi Hakan Dilman

Benzer Yazılar

Uydu kavimler küreselleşmenin yerini alacak

Ad Hoc

Adventure oyunları ve LucasArts efsanesi

Ad Hoc

Dünya hakikaten tehlikede mi?

Ad Hoc