Genel Kültür Manşet

American Gods’tan 20 yıl sonra Amerika

Shadow Moon, karısının cenazesine katılabilmesi için tutuklu bulunduğu hapisten salıverilir. Kendini kısa süre sonra, yolda rastladığı Wednesday isimli fevkalade garip adam için çalışırken bulan Shadow, söz konusu ilginçliğin yalnızca yeni patronuyla ilişkili olmadığını öğrenip sıradışı bir maceranın içinde bulur kendini.

Amerika Birleşik Devletleri’nin ölümlü nüfusunun yanı sıra kimi artık neredeyse hiçbir inananı kalmamış kimi fazlasıyla modern sayısız tanrıya da ev sahipliği yaptığı bu fantastik hikâye, Gaiman’ın romanı kaleme aldığı sırada 10 yıla yakın süredir yaşadığı ABD’yi ve onu oluşturan kültürel atmosferi kendisine arka plan olarak alır. Gaiman, Reuters’a eserin dizi olarak adaptasyonu öncesinde verdiği mülakatta, bu mitolojik/tanrısal öğelerin seçilme nedenini şöyle açıklar: “İnsanların Amerika Birleşik Devletleri’ne gelirken kendi kültürlerinden, yaşadıkları topraklardan ayrılışlarını; bunu yaparken beraberinde neler getirdiklerini ve kendi kültürlerine ait öğeleri unuttuklarında neler olabileceği sorusu üzerine düşünüyordum…”

İskandinav Odin’den Afrikalı Anansi’ye, Pagan Easter’dan Slav Czernobog’a oradan İslami gelenekte sıkça rastladığımız cinlere ve hatta İrlanda cüce cinlerine uzanan bir yelpazede, varlık ve gücünü kendilerine inananlara borçlu tüm mitolojik varlık ve tanrıların insanlarla bir arada yaşadıkları bu ortam; her biri “yeni kıtaya” gelirken yüklüce sosyo-kültürel bir bagajla gelen göçmenlerin buluşma noktası ABD için yapılmış en esaslı teşbih olabilir. Bu genç ülkeyi oluşturan, kelimenin gerçek anlamıyla dünyanın dört bir tarafındaki bambaşka kültürel arka planlardan gelen insanlar, bir araya geldikten sonra da yeni tanrılar üretmeye devam ederler elbette. Medeniyetlerin hemhal olduğu bu yeni coğrafyanın giderek güçlenen tanrıları (ki Gaiman’ın kitabı kaleme aldığı 2001 yılında ne denli öngörü sahibi olduğunun kanıtı niteliğindelerdir) sosyal medya, internet, plastik, uyuşturucu, kredi kartları ve otoyollardır.

Kimlik karmaşası

Gaiman’ın American Gods’ına ilham veren ve bugüne dek geçerliliğini koruyan –hatta belki de bugün daha da anlamlı olan- haletiruhiye iki merkezî karakteri Shadow ve Wednesday arasında geçen şu kısa pasajda gizlidir: “Boşluğa doğru baktığı sırada ‘Bu, dünya üzerinde ne olduğu konusunda kaygı duyan tek ülke’ dedi Wednesday. ‘Ne?’ dedi anlamayan Shadow. ‘Diğerleri ne olduklarını bilir… Kimse Norveç’in kalbini aramak veya Mozambik’in ruhunu bulmak durumunda hissetmez kendini. Onlar hâlihazırda ne olduklarını bilirler çünkü.”

45’inci POTUS’un göçmenler konusunda izlediği politikalar, her türden ırkçılığın ayyuka çıkışı, kutuplaşmanın zirve noktasında yaşandığı günlerde özellikle ABD’de yaşayan herkes için hâlâ ne kadar isabetli, çarpıcı bir pasaj değil mi… American Gods’ın televizyon uyarlamasının bu denli tutulmasının ardında, aradan geçen onca zamana karşı odağındaki bu kimlik bunalımının bugünlerde de sürmesi yatıyor belki de.

ABD’nin göçmenler tarafından –hem mecazi hem de gerçek anlamda- inşa edilen bir ülke olduğuna dair çok kuvvetli doneler var elimizde. Bu yönüyle ülkenin, çoğu zaman Türkiye için de kullanıldığına tanıklık ettiğimiz “medeniyetlerin buluşma noktası”, “kültürel mozaik” gibi kavramların hakkını gerçekten verecek bir altyapıya sahip olduğunu söylemek gerekiyor. Ancak tam da bu sebeplerle, ABD’nin ne kolayca tanımlanması ne de bir baskın kültürü olduğunu söylemek mümkün değil. Gaiman’ın “Amerikan olmak ne ola ki?” sorusu etrafında dolaşan bu fantastik anlatısı, ABD’nin yeniden “büyük” olmak motivasyon ve hayaliyle savrulduğu bugünlerde, yazıldıktan 20 yıl sonra dahi tartışılmayı hak ediyor. Green Card ile ABD’ye gelip yerleşen Türk bir aile ne kadar Amerikalı olabilir? ABD vatandaşı olmak için ülke sınırları içinde doğmuş olmak kâfiyken, bu kişinin “gerçek” Amerikalılar arasında kendini onlardan biri gibi hissetmesi ne ölçüde mümkün olabilir?

Amerikalı olmak ne demektir?

Bu noktada, New York Times’dan iki gazeteci Damien Cave ve Tod Heisler’ın bundan 7 yıl önce “What does it mean to be American? (Amerikalı olmak ne anlama gelir?) başlıklı, benzer sorulara yanıt arayan sıradışı içeriklerini anmak gerekli. Texas’tan Minnesota’ya, ülkenin orta hattını en güneyden kuzeyine 39 gün süren bir yolculukla geçerken rastladıkları herkese bu soruyu soran ikilinin amacı, göçmenlerin büyük çoğunluğu konservatif flyover states’i (ABD’nin doğu ve batı kıyısı arasındaki taşra sayılan kısımları) nasıl etkilediklerini raporlamakmış.

Tahmin edilebileceği gibi neredeyse sonsuz çeşitlilikte yanıtlar alan ikili, yine de bir dönem son derece homojen olmasıyla bilinen bölgenin yeni kültürlere daha açık hale geldiğini gösteren an ve kişilerle karşılaşmalarını raporluyor. Bir anonim mülakattan dökülen şu sözlere bakın: “Amerikalı olmak mı? Böyle hissetmenizi sağlayabilecek sayısız şey bulmak mümkün. Fakat bana sorarsanız konseptin özünde herkesin birbiriyle belirli oranda anlaşabildiği ve farklı kültürlere karşı anlayışlı olabildiği bir duygu durumu var.” O tarihlerde 14 yaşındaki Natalie Villafranca ise şöyle söylüyor: “Amerikalı olmak bir şeyleri daha iyi yönde değiştirmek, misafirperver olmak, insanlara değer vermek ve bu ülkede yaşamaktan gurur duymak demek.”

‘Keşke dünya çıldırmamış olsaydı…’

Genç ABD’linin sözlerinin üzerinden henüz 10 yıl geçmeden ABD’nin kendisini Donald Trump’a emanet edişi ve sonrasında yaşananlar malum. Bu korkunç periyodun kayda geçen son vukuatına bakmak bile yeterli. Zira bu yazı yazıldığı sırada “Amerika’yı geri kazanmak üzere başlayan bir devrimin” parçası olduğuna inanarak Amerikan Kongre Binasını basan Trump sempatizanlarının nasıl yargılanacakları konuşuluyor.

American Gods’ı kaleme aldığı 20 yıl evvel, temas ettiği hiçbir noktanın tartışmalı olmadığını, o dönem bugünün aksine kitabına konu edindiği meseleler sebebiyle hedef tahtasına konulmadığını söylüyor Gaiman. “O dönem ABD herkesin göçmen olduğu, göçmenler tarafından inşa edilen ve göçmenlere kucak açabildiği için var olabilen bir ülke derken tartışmaya kapalı şeyler söylediğimi düşünüyordum. Keşke aradan geçen sürede dünya çıldırmamış olsaydı.” Bugün dünya siyasetinin geldiği nokta düşünüldüğünde, Gaiman’ın hissiyatının yalnızca Trumpizm’le yüzleşen ABD’de değil, kitabının çevrilip basıldığı nice ülkede karşılık bulduğunu söylemek pek de yanlış olmaz.

Göçmenliğin bedeli ve Amerikan rüyası

Ülkeye son birkaç yıldır liderlik eden zihniyetin dışında kalan aklıselim hemen herkes, ABD’nin kuruluşunda göçmenlerin ve farklı kültürlerin oynadığı rolün farkında olmalı. Hiç kimselere hayallerinin peşinden gidip bir gün bir şekilde bir kimse olabilme ihtimalini “Amerikan rüyası” olarak markalayan bu genç ülkenin, buna karşın kendisinin bir parçası olmayı talep eden hemen herkesten tastamam bir asimilasyon beklediği gerçeği ortada. Bu anlatıda kültürünüz ABD’nin geçer akçe kimi kriterlerini sağladıktan sonra bir değer olabiliyor. Oysa meşhur tarihi yanlış anlaşılmadan bu yana kendilerine Indian denilen yerliler dışında “Amerikalı” hiç kimse yok. Buna karşın ABD’nin yaygın kültürü bugün siyahilerin payına rap’ten ve basketboldan; İtalyanlara pizza ve mafya hikâyelerinden, Meksika asıllılara da Taco Tuesday’den başkasının düşmesini pek de reva görmüyor. Ancak tıpkı Shadow Moon gibi, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların bir şey olabilme ihtimali devam ediyor.

American Gods’ı yazıldıktan bunca zaman sonra popüler ve güncel kılan tam da bu. Yakın ve uzak coğrafyalardan hikâyelerini, mitlerini, tanrılarını getirip bunları hem birbiriyle hem de zamanın ruhuyla çarpıştıran insanların hikâyeleri nasıl merak uyandırmaz, takip edilmez ki…

Benzer Yazılar

Sıkışmış kültürler ve süper kahramanlar

Ad Hoc

Yine, yeni, yeniden: Fandom, K-Pop ve popüler kültür

Ad Hoc

Sanatta grinin keşfi

Ad Hoc