Kültür Manşet

Animasyonun 12 prensibi

Walt Disney stüdyolarında çalışan animasyon sanatçıları Frank Thomas ve Ollie Johnston, 1981 yılında “The Illusion of Life: Disney Animation” adında çok önemli bir kitap çıkarıyorlar. Bugün bile animasyona dair en önemli eğitim kaynaklarından biri sayılan kitap, Disney arşivlerindeki çizimleri içeren ilk kitap olma özelliği de taşıyor.

12 maddelik “The Principles of Animation” bölümüne yer vermesi ise değerini yıllarca kaybetmemesinin sebebi. Teknolojinin animasyon alanına getirdiği yeniliklere rağmen hâlâ geçerliliğini koruyan bu prensipler neleri içeriyor? Hepsini sırayla hatırlayalım.

İlk prensibimiz “squash & strech”, bir obje ya da karakterin zemindeyken (hareket öncesinde) sıkışıp, hareket halindeyken esneyip gerilmesi durumunu izah ediyor. “Anticipation” ise gelecek hareket konusunda öngörü yaratmaya yönelik, takibi kolaylaştıran minik altyapı girişimleri ve hareketlerden oluşuyor. Yumruk atmadan önce hafif gerilmek ya da zıplamadan önce bir parça eğilmek gibi hareketler, bu ikinci prensibe örnek olarak verilebilir.

Anlatılan hikâye ya da öğenin temiz bir şekilde algılanabilmesi için, tüm görsel ve işitsel değişkenlerin doğru şekilde tasarlanıp, efektif biçimde kullanılması durumuna “staging” adı veriliyor. “Staging” prensibi sahnenin odağını kaçırmamayı hedefleyen girişimler bütününden oluşuyor.

Dördüncü prensibimiz ise “straight ahead action & pose to pose.” Bu maddede birbirine alternatif iki ayrı yaklaşımdan bahsediliyor. İlkinde her seferinde yeni bir kareyi çizerek ilerlerken, diğerinde ana kareleri belirledikten sonra araları doldurarak daha kontrollü ilerliyorsunuz. “Straight ahead action”, yanan ateş gibi doğaçlama gerektiren ya da kontrolsüz hareketler içeren durumlar için daha uygunken, pose to pose başı sonu belli, kuralları net, daha düzgün akan içerikler için tercih ediliyor. Elbette, bu iki tekniği aynı anda kullanmak da mümkün.

Walt Disney’in animasyon sanatçıları olarak bir araya gelen ve animasyon sanatının babalarından sayılan Nine Old Men üyeleri.

Hareket, daha fazla hareket

“Follow through & overlapping action” adını verdiğimiz beşinci prensipte, ana gövde dursa bile, ona bağlı uzantıların devam etmesi, hareketi rötarlı bitirmesi gibi durumlar kapsanıyor. Elinde çiçekle koşan bir adam
düşünün; aniden durduğunda kolları aynı anda durmaz. Kollar gövdeyi, çiçek ise kolu takip eder ve sonra durur. Derken de altıncı prensip “slow in & slow out” gelir. Hareketlerin başlangıç ve bitişinde ya da animasyon öğesinin ivme alışı ve duruşunda, ortasındakine göre daha yavaş bir akış olduğuna dayalı anlayıştır bu. Karakterler/objeler yavaş yavaş hız alıp, aşama aşama dururlar. Bu nedenle baş ve son için daha fazla kare çiziliyor.

Yedinci prensip “arcs” ise, hareketlerin düz doğrular şeklinde değil, kavisli yaylar halinde yorumlanmasına yönelik önerileri kapsıyor. Örneğin yürürken kafamız dümdüz ilerlemez, adımla birlikte hafif yükselerek kavisli bir hareket oluşturur. Animasyonda da doğal bir his vermesi için, çoğu harekette bu şablon takip edilir.

Ekranda gördüğümüz öğenin hareketini destekleyen, ona bağlı ikincil bir hareketle, etkiyi artırmaya yönelik girişimler de “secondary action” dediğimiz sekizinci prensip kapsamında değerlendiriliyor. Burada önemli olan kısım ikincil hareketin birincinin hizmetinde olması. İkincil hareketler, ilkiyle çakışmak ya da onun önüne geçmektense, etkisini artırmaya odaklanmalı.

Varlık kadar hareket de zamana tabi

Hareketin kaç çizimde hayata geçirileceği ve bunun zamansal sonucunun planlanmasına dair prensibimiz de dokuzuncu sıradaki maddemiz “timing”. Ne kadar çok çizim o kadar yavaş hareket anlamına geliyor. Bu da geçen duygunun değişmesi demek. Çizim sayısının, verilmek istenen duyguya uygun belirlenmesi gerekiyor. Abartı faktörü de unutulmamalı tabii. Hareket eden öğelerin özünü yakalayıp onları kaybetmeden çizgi film alanının avantajlarıyla abartarak daha etkileyici hale getirme zanaatı da “exaggeration” prensibiyle özetleniyor.

Çizimde kalite, yani “solid drawing” de bir başka prensibimiz. Animasyonda yer alan çizimlerin üç boyutlu evren düşünülüp; denge, derinlik ve ağırlık gibi kavramlara hassasiyet gösterilerek üretilmesi olarak özetleyebiliriz bu prensibi. Ne de olsa animasyonda başarı, daha ilk adımdan itibaren çizimden başlıyor diyebiliriz.

Son olarak da çekicilik faktörü, yani “appeal” prensibi geliyor. Ama burada bahsi geçen, her şeyin daha sevimli görünmesi değil (çirkin ama karizmatik de olabilir), çizimi gerçekleştirilen figürün içindeki şeytan tüyünü bulmak. Önemli olan, karakterin izleyende bakma isteği uyandıracak; özgün, enteresan ve çekici görünecek şekilde tasarlanması.

Kurallar belli ama bu kuralları yazan Frank Thomas ve Ollie Johnston’dan da bahsetmek gerek. İkili animasyonun babalarından sayılan “Nine Old Men” grubunun içinde yer alıyor. Her biri birbirinden değerli bu dokuz isim günümüzün önemli animasyonlarından “The Incredibles” ve “Iron Giant” filmlerinde de yer buluyor. Merak edenler için küçük bir not: 2017 yılında, grup üyelerinin yarattığı karakter ve çizgi filmlerin yer aldığı bir de kitap var. Adı “Walt Disney’s Nine Old Men”. Bulursanız kaçırmayın.

Yazı: Kreatif Direktör Gökhan Yücel

Benzer Yazılar

Şu kuşaklar meselesini bir kenara mı bıraksak?

Ad Hoc

Bir “hareket” nesnesi olarak bisiklet

Ad Hoc

Video oyunlarda siyasetin izini sürmek

Ad Hoc