Ekonomi

Arı varsa hayat, çiçek varsa bal var

Arı varsa hayat, çiçek varsa bal var

Bulunan arı ve petek fosilleri, arıların tahminen 100 milyon yıl önce var olduklarını doğruluyor. Dünyanın farklı bölgelerindeki antik çağ yerleşim bölgelerinde bulunan taş devri resimleri, bal toplayıcılığı geçmişinin 16 bin yıl geriye uzandığını gösteriyor. İnsanın içi oyulmuş ağaç kütüklerini, sepetleri veya kil çömlekleri kovan olarak kullanması ise MÖ 6000’lere tarihlendiriliyor. Çatalhöyük’ün ilk mimari örneklerinde, iç duvar fresklerinde MÖ 9000-8000 yıllarına tarihlenen süslemeler, bal tüketiminin kanıtı. Tüm bunlar balın ve tüm diğer arı ürünlerinin zengin geçmişini ve insanlık tarihindeki önemini gösteriyor.

Arıcılığın derin tarihi, bugünkü gelişmiş arıcılık tekniklerinin yapıtaşını oluşturur. Eski Mısır’da arıların evcilleştirildiği, yabani arı kolonilerini takip eden bal avcıları olduğu, balın gıda ve ilaç dışında sahip olduğu değer sayesinde, adeta bir para birimi gibi kullanıldığını biliyoruz. Balın tedavi amaçlı kullanıldığını gösteren Sümer tabletleri var. Tarihte bal ve diğer arı ürünlerinin tedavi amaçlı kullanımına ilişkin farklı medeniyetlere ait birçok buluntu var. Günümüzde yapılan araştırmalar bal ve diğer arı ürünlerinin besleyici özellikleri dışında antimikrobiyel, antiviral ve antioksidan etkilerini ispatlamıştır. Arıların insan için önemini ise tükettiğimiz bal yerine, yediğimiz sebze ve meyvelerde aramak gerekiyor.

Dünya üzerindeki bitkilerin yüzde 70’inin tozlanmasını yapan bal arıları, kendi beslenmeleri için çiçeklerin polen ve nektarına ihtiyaç duyar. Her bir arının besin ihtiyacını karşılamak için bir çiçekten diğerine yaptığı ziyaret sayesinde tozlaşma gerçekleşir. Bu da insan için yaşamsal öneme sahip meyve ve bitkilerin verimini artırır. Dünya gıda maddelerinin yüzde 90’ı, 82 bitki türünden elde edilir ve bu 82 bitki türünün, 63 tanesi arılar tarafından tozlaşmaya ihtiyaç duyar. Yani, insan gıdasının üçte biri bu doğal sürece bağlıdır. Öyle ki çiftçiler sebze ve/veya meyve üretimini artırmak için çiçeklenme döneminde arıcıları tarlalarına davet eder. İşte bu nedenle, kitlesel arı ölümleri insan yaşamı için büyük tehdit oluşturuyor.

Arıların geleceği

Düzensiz yağışlar, çevre kirliliği, sentetik gübre, tarım ilaçları, hektarlarca ekilen tek tip tarım ürünleri kitlesel ölümlerin sebepleri arasında ilk akla gelenler. Arıcılık tekniklerinin iyileştirilmesi çabalarının olumlu sonuçlar verdiğini biliyoruz ama merdivenin üst basamağında ekolojik dengenin bozulması var. Bu bozulma da büyük oranda bilinçsiz tüketimimize bağlı.

40-50 bin arıdan oluşan bir kolonide eşsiz bir düzen hâkimdir. Bu kalabalık nüfus ortak kararlar alır, iş bölümü yapar ve tek bir amaç doğrultusunda yaşar. Her bir bal arısı 5-6 haftalık ömrü boyunca sadece bir çay kaşığının ucu kadar bal üretebilir. Koloni kendini sağlıklı tutmayı başarır. Arılar, doğal bir antibiyotik olarak nitelendirilebilecek olan propolisi kovanın hijyenini sağlamak için kullanır. Arıların protein ihtiyacını karşılayan polen, arı sütü üretimine de katkı sağlar. Koloni, arı sütünü ana arı ve larvaları beslemekte kullanır. Her bir kolonide sadece bir ana arı bulunur ve tek görevi yumurtlamak ve koloninin sürekliliğini sağlamaktır. İşte bu kesintisiz düzen sayesinde koloniler çoğalır, bölünür ve arı popülasyonu artar.

Türkiye’de ve dünyada arıcılığa ilgi artıyor. 2013 yılı verilerine göre Türkiye, Çin’den sonra dünyada en çok bal üreten ülke. Ne var ki, kovan başına üretimde hâlâ dünyanın gerisindeyiz. Sahip olduğumuz kovan varlığı, daha fazla bal üretebilmemize imkân sağlıyor. Bu sorunun da en önemli nedeni, teknik arıcılıkla ilgili sorunlar. Yani arı hastalıklarıyla mücadelede yapılan hatalar, koloni verimini artıracak adımların atılmaması, hobi arıcılığı gibi. Anadolu’nun zengin bitki örtüsü geniş ölçekte arıcılık faaliyetine imkân tanıyor.

Gezgin arıların rotaları

Ülkemizdeki gezgin arıcılar baharla birlikte arılarıyla birlikte çiçek peşinde yollara çıkar. Aylarca evlerinden
uzakta, doğanın kalbinde nektara uçan arılarının başında bekler. Peteklerini doldurur, sağar ve tekrar yollara çıkar. Tüm Anadolu’yu karış karış gezen arıcılar, birbirleriyle iletişim halindedir. İlkbaharla birlikte kışladıkları güney illerinden sırayla çiçeklenen ovalara, çayırlara inerler.

Şehir merkezlerinden uzakta, açık arazilerde ya da ormanlık bölgelerde kulübelerini ya da çadırlarını kurar ve adeta yılın yarısında konar göçerler. Diyarbakır’da üçgüllerin nektarına doyan arılarını ardından Kars, Hakkari yaylalarına veya Sivas’a taşırlar. Kimileri doğuya, kimileri batıya yollanır. Her birinin tek amacı, kovanlarını balla doldurmak, hasadın verimini artırmaktır.

Türkiye’nin zengin florası balı çeşitlendirir. Ülkemizde kestane, akasya, narenciye, çam balı dışında yayla balı, lavanta balı, kekik balı, ıhlamur, ayçiçek gibi birçok bal çeşidiyle karşılaşmak mümkün. İsmini geldiği yayladan alan Anzer balını arılar, 2 bin 100 metre yükseklikteki yaylada yetişen endemik bitkilerin özlerinden toplar. Anzer balına kıymetini veren de bu endemik çiçekler ve kısa mevsimidir. Ülkemizde ve Yunanistan’da üretilen çam balı, salgı balıdır. Arılar çam ağaçlarında yetişen çam pamuklu koşnili böceğinin salgısını kullanarak üretir.

Türkiye’nin ilk ballı bitkiler herbaryumu

Bugün dünyanın birçok bölgesinde arıcılık yapılıyor. Bazı ballar ise yetiştirildikleri şehir veya bölge sayesinde markalaşıyor. Bunlardan ilk akla geleni Paris’teki opera binasının çatısındaki kovanlardan elde edilen bal. Tıpkı bunun gibi Provence’ın lavanta balı, kestane balı da hatırı sayılır üne sahip. Oysa İstanbul gibi canavarca büyüyen bir metropolde de bal üretiliyor. Şehrin giderek azalan ormanlık alanlarında arıcılar gözlerden uzakta kovanlarını dolduruyor. Beykoz, Şile, Çatalca, Çekmeköy, Sarıyer gibi ilçelerde arıcılar var. Az da olsa adalarda çam balı üretimi var. İstanbul çiçekli bitki zenginliği açısından dünyadaki önemli merkezlerden biri ama floranın, insanın tahrip edici gücü karşısında fazla şansı yok. İşte tam da bu nedenle, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle Balder tarafından İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbaryumu bünyesinde Türkiye’nin ilk ballı bitkiler herbaryumu kuruldu. Prof. Dr. Neriman Özhatay’ın koordinatörlüğünde yürütülen bu çalışmada, söylediği bir söz hâlâ aklımda: “Arı varsa hayat var, çiçek varsa bal var.

 

Benzer Yazılar

İyi insanlar ve muhtaçlar ekonomisi

Ad Hoc

Hakikaten reklamlar eskisi kadar etkili mi?

Ad Hoc

Yeşil ekonomiden sonra bir de mor ekonomiyi tanıyın

Ad Hoc