Manşet Tematik

Asistanlar sanal, deneyimler gerçek

Pek çoğumuz her gün yüzlerce bildirim alıyoruz. Sabah çalan alarmdan aramalara, mesajlardan takvim planlarına kadar… Üstelik zaman eskiye oranla çok daha kıymetli. Böyle bir durumda ihtiyaçlarımızı hızlıca karşılayan, planlarımızı bize hatırlatan ve bunu bizden çok daha kısa sürede yapabilen sesli bir asistanımız olsa, nasıl olurdu? Geçtiğimiz yıl Tractica’nın yayınladığı rapor, pek çoğumuzun buna ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Zira rapordaki öngörüler sesli asistan kullanıcı sayısının 2021 yılında 1,8 milyara ulaşacağına işaret ediyor. Bu verilerden anladığımız kadarıyla gelecek artık geçmişi hatırlatacak ve bizler ekranlara dokunmaktan çok konuşmaya odaklanacağız.

Sesli asistanların geçmişi çok değil 2011 yılına dayanıyor. 9 Haziran 2007 tarihinde, San Francisco Macworld’de sahneye çıkan Steve Jobs, beraber bir tarih yazmaya hazır olup olmadığımızı sormuştu ve birkaç yıl sonra Siri’le tanışmıştık. Apple, sunduğu bu hizmeti kısa sürede geliştirdi ve diğer teknoloji devlerinin de benzer çalışmalarına kapı araladı. Bugün ise Siri, Google Asistant, Alexa, Cortona, Bixby ve daha nicesiyle hayal gibi görünen teknolojiler gerçek kılınmaya başladı. Her birinin birbirinden farklı özelliği, avantajı ve dezavantajı olsa da kullanıcı sayılarını giderek artıran sesli asistanların geleceği deneyimlerde saklı.

Denedikçe gelişiyoruz

Ses teknolojilerinin geleceğiyle ilgili tahmin ve eleştiriler aslında halen mükemmel seviyeye ulaşmadığımızın göstergesi. Hatta konuşmamızın anlaşılmadığı, sistemin tam olarak oturmadığı tartışılıyor. Standford Üniversitesinde yapay zekâ profesörü olarak görev alan Baidu’nun eski müdürü Andrew Ng, gelişmesi beklenen ses tanıma teknolojilerinin bu haliyle de küçümsenemeyeceğini söylüyor. Andrew’in ifadeleriyle yüzde 95 ile yüzde 99 doğruluk oranındaki farkı kullanıcılar belirliyor. Yani sistemi az kullanmakla hayatımızın bir parçası yapmak arasında büyük bir fark var. Denedikçe doğruluğu artıyor ve her alanda olduğu gibi gelişim biraz da insan deneyiminin yardımına ihtiyaç duyuyor. Ki üretici markaların sorumluları da müşteri deneyimini en üst seviyeye çıkarmak için yoğun çaba içinde. Bu yıl yapılan açıklamalara göre, diğer sanal cihazlarla uyum ve kişiselleştirme açısından çok farklı deneyimler bizleri bekliyor.

2019 yılında Business Insider, Amazon’un Alexa deneyiminden sorumlu müdür yardımcısı Toni Reid’in ifadelerini gündeme getirmişti. Alexa deneyimini güçlendirmek için 10 bin kişi görevlendirilmiş. Yani anlayacağımız tek bir şirket çatısı altında 10 bin kişi yalnızca insan-makine etkileşimini en üst düzeye çıkarmak için çalışıyor. Teknik ekipler makine öğrenimi ve istatistiksel modeller üzerine çalışırken bir başka ekip ses tanıma doğruluğu, soru anlama ve cevaplandırma becerilerini geliştirmek için görev alıyor. Hatta işler daha da detaylı. Bir başka özel ekip Alexa’nın karakterini bir üst noktaya taşımak için uğraşıyor. Reid, bunun özel bir deneyim sunma amacı için yapıldığını belirtmişti ve Alexa’yla sorulara verdiği yanıtların tonlamasından bu sorulara verilecek cevap seçeneklerine kadar ideal bir yardımcı sunmayı amaçladıklarını söylemişti. Bu kadar çaba elbette boşa gitmedi. Reid’in bu yıl Proctocol’le gerçekleştirdiği röportaj da bir anda gündeme oturdu. Zira son 2 yılda uluslararası adımlar atmaya başlayan ekip küresel bir amaç benimsedi. Alexa artık yerel fonetik üzerine eğitiliyor. Yani ABD’de İspanyolca konuşabilirsiniz. Reid ise geliştirilen dil özelliğini ayrıntılı bir şekilde yanıtladı ve Alexa deneyiminin yalnızca kişisel değil aynı zamanda kişiliğin kültürel deneyimleriyle de uyumlu hale gelmesi için çabaladıklarını ifade etti. Gittiğiniz ülkenin davranış biçimlerini, yerel özelliklerini, eğlence ve mizah ögelerini öğrenmenize gerek yok, Alexa bunları zaten biliyor.

Sanal asistanlar iş dünyasında

2020 yılından itibaren sesli asistanların çok amaçlı ve çok işlevli kullanım alanları olacağı söyleniyor. Sanal alışkanlıklarımızın ise tüketim davranışlarımızı şekillendirdiği aşikâr. Tıpkı Toni Reid ve ekibinin yaptığı gibi davranış bilimlerinden destek alan yapay zekâ tabanlı projeler artıyor. Dijital dönüşümün karşı konulamazlığını anlayan iş dünyası da bundan nasibini alıyor.

Sanal marka yüzleri, servis ve sohbet botları, giyilebilir teknolojiler, drone’lar ve gerçeklik… Elon Musk, Tesla ile otonom sürüş deneyimden bahsediyor, havayolu uygulamaları seyahat planlarımızı belirliyor, yüz tanıma teknolojileri artıyor ve nakitsiz toplumlar doğuyor. Müşteri ya da tüketici davranışlarını bu durumda eskisi gibi değerlendirmek imkânsız. Haliyle içinde yaşadığımız dijital yeni dünya; ürünlerin değil, deneyimlerin esas olduğunu hepimize anlattığı şekilde iş dünyasına da aktarıyor. Satışın demokratikleşmesi ve daha da değişken bir hal alacak olması, sanal asistan gerekliliklerini de artırıyor elbette. Zira hepimizin bildiği üzere sanal deneyimler bir başka sanallığın doğuşuna uzun zamandır fırsat tanıyor. Chatbot’lar ile entegre çalışan çoğu şirket; işlerini otomatik hale getirmeye ve tutarlı bir süreç sunmaya başladı bile. Yapay zekâ ve robotik süreç otomasyonlarının (RPA) da bu yıl önemli fırsatlar sunması bekleniyor. Kısacası deneyim dünyasının sanal deneyimleri kendi parçalarını var ederek yeni yaşam formlarımızı sanallık üzerine kuruyor.

Benzer Yazılar

‘Evinde gibi’ hissettiren ofisler

Ad Hoc

Adventure oyunları ve LucasArts efsanesi

Ad Hoc

Tebdil-i yaşamlar, hedonik adaptasyonlar

Ad Hoc