Ekonomi Manşet

Bakalım şeytan daha ne kadar Prada giyebilecek?

Medya endüstrisi hemen her konuda olduğu gibi kendi içindeki gelişmeleri de büyük bir dikkatle izler. İlk başta gazetecilerin kafelerde konuştukları şirket içi meseleler önce alternatif medya kanallarına sızar sonra da anaakım medyanın diline düşer. Bu medya dedikodularının en ilgi çekeni de kuşkusuz bünyesinde The New Yorker, Vogue, Glamour, Vanity Fair gibi birçok ünlü ve şaşaalı dergiyi barındıran küresel medya devi Condé Nast. Condé Nast’ın her adımı, her kararı ve yeniliği New York’tan dünyaya adeta pornografik medya dedikodusu olarak yayılıyor.

Şirketin sanat direktörü ve Vogue’un genel yayın yönetmeni Anna Wintour’un popüler kültür ikonlarından biri haline dönüşmüş olmasının da bu durumun ortaya çıkmasında payı büyük. Meryl Streep’in Şeytan Prada Giyer filmiyle Hollywood’a taşıdığı Wintour karakteriyle artık tüm dünyanın tanıdığı bir gazeteciden bahsediyoruz. Öyle ki, Vogue’un mutfağındaki mikrodalgadan gelen patlamış mısır kokusunun (Wintour’un hiç sevmediği biliniyor) izinin sürülmesinden tutun da Dünya Ticaret Merkezi’ndeki sıkışık ofisten personelin mutsuz olmasına, eski ofislerinin bulunduğu Times Meydanı’nda öğle yemeklerini yedikleri restoran sahiplerinin gönderdiği “Sizi çok özlüyoruz” mesajlarına kadar her türlü detayı öğrenmek mümkün.

2017’de 120 milyon dolar zarar

Sosyal medyanın hayatımıza eklemlenmesiyle geleneksel medyanın girdiği büyük türbülans düşünüldüğünde Condé Nast’ın 2017 yılında 120 milyon dolar zarar etmesi zamanın ruhuna çok da aykırı değildi aslında. Şirket bu durumun üstesinden gelmek için dijital dünyada oldukça yoğun hamleler içerisinde. Yayıncılık tarafında düşen reklam gelirlerini dijitalde geri kazanabilmek için oluşturdukları kaliteli içerik üretim ve prodüksiyon ekipleriyle durmaksızın kısa videolar, filmler üretiyorlar. Bu videoları sadece kendi internet sitesinde değil; YouTube, Snapchat, Facebook gibi sosyal mecralarda da yayınlıyorlar. Bir yandan da ünlü dergilerinin adıyla açtıkları kanallarda dergi formatıyla uyumlu içerikler üretmeye devam ediyorlar. Ancak yine de, ABD medyası tarafından “Condé Nast’ın avatarı” olarak adlandırılan Anna Wintour’un ipinin ne zaman kesileceği meselesi en iştah kabartıcı konulardan biri olmaya devam ediyor.

ALEM dergisine ilham veren anlayış

Her ne kadar güncel tartışmalar Wintour’un şahsına odaklansa da, Condé Nast yayıncılık tarihi açısından oldukça önemli bir şirket. Grubun adını aldığı patronu Condé Montroe Nast elitist yayıncılık kavramını kurumsallaştırmış kişi. Condé Montroe Nast medyada standart bir format oluşturup söz konusu standardize ürünün farklı ülkeler ve dillerde aynı adla piyasaya sürmeyi ilk akıl eden kişi. İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu ulaşım koşullarına çare olarak ortaya çıkan Fransız Vogue dergisi, daha sonra gazete ve televizyonlar için de önemli bir referans oldu. Bugün lifestyle olarak tanımladığımız kavramın arkasında aslında Nast’ın Türkçeye “halk için değil elit için” olarak çevirmenin doğru olduğunu düşündüğüm (class not mass) yayıncılık yaklaşımı yatıyor. Nast bu işi o kadar ileri götürmüştü ki ürünlerinin sıradan insanların satın almasını dahi istemiyordu. Bizde de 90’lı yıllarda Alem dergisi benzer bir motto ile oldukça yüksek bir tiraj ve reklam geliri yakalamayı başarmıştı. Sayıca küçük ama zengin bir zümrenin hayat tarzı (ve kendilerini söz konusu dergilerin objesi olarak görme arzuları) ile o zümrenin hayat tarzını en ince detayına kadar öğrenmek isteyen okurlar şeklindeki bu denklem uzun yıllar dergicilikte büyük paraların elde edilmesini sağladı. Ancak sosyal mecralarda bu zümreyi doğrudan takip etme imkânının ortaya çıkması, söz konusu dergilerin geçmişteki önemlerini yitirmesine neden oldu. Bunun doğal sonucu olarak, en çok gelir elde ettikleri lüks tüketim reklam ürünlerinin bütçeleri de hızla sosyal mecralara kaydı.

Böylesine güçlü bir tarihî mirasın üzerine oturan Condé Nast grubunun elitist yayıncılık anlayışıyla YouTuber ve influencer’ların dünyasında ilerleme şansı olmadığı aşikâr. Bu nedenle önümüzdeki dönemde şirketin hayatta kalma stratejileri değil; dijital dünyanın popülizmi kutsayan dinamikleri içinde küllerinden yeniden doğma sürecini yönetmesi gerekiyor. Bu süreçte Wintour’un kendine yer bulup bulamaması meselesi ise sadece bir detay olacak.

Gazeteci Şenay Yıldız

Benzer Yazılar

Sebze meyve fiyatlarının artışından etkilenmeyen var mı?

Ad Hoc

Yeni sevdamız: Komplo teorileri

Ad Hoc

Animasyonun 12 prensibi

Ad Hoc