Manşet Tematik

Benlik kaygısından kişisel bakıma toplumsallığın reddi

Benlik kaygısı ya da popüler medya tabiriyle “kişisel bakım” Kaliforniya’dan çıkma holistik bir yeniçağ öğretisi gibi dursa da (ve gerçekten öyle olsa da) Platon’a uzanan bir soy kütüğe sahip, politik amaçlara sıkı sıkıya bağlı bir kavram. Benlik kaygısı demokrasiye içkin bir hal; başkaları için de kaygılanabilmenin, dolayısıyla dürüst ve dışadönük bir yurttaş olabilmenin asli bileşenlerinden biri.

Kişisel bakımın milenyum döngüsündeki halleri

Michel Foucault, 1981-1982 yıllarını adadığı Collège de France derslerinde, antik dönemlerde kişisel bakımın (Foucault’nun felsefi repertuarına göre kendilik kaygısının) erdemli ve bu erdemliliğin içinde bulunulan toplumdaki yansımalarını da mesele edinen bir rasyonelliğin kurucu ilkesini oluşturduğunu hatırlatırken; biz modernlerin, bu kavramın içeriğinden erdemi ve ötekilere karşı sorumluluklarımızı dışladığımızı belirtir. Peki, 20’nci yüzyıl düşüncesinden ve modern etikten dışlanması, kişisel bakım yazgımızda ne tür olguları beraberinde getirdi?

20’nci yüzyılda kişisel bakım başlangıçta medikal bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Slate kültür yazarı Aisha Harris, 1960’lar ve 1970’lerin sivil haklar mücadelelerine ve kadın hareketlerine dek, genellikle zihinsel sağlık problemleri yaşayanlarla yaşlılara sunulan ve toplumsal bir içeriği olmayan egzersiz önerileriyle sınırlı olduğunu belirtiyor kişisel bakım pratiklerinin. Yönetim bilimleri uzmanlarının, mesleklerini riskli koşullarda ya da stres altında icra eden çalışanlar için geliştirdiği başa çıkma yöntemleri ve bu yöntemlerin giderek kurumsallaşması takip ediyor bunu. Derken; teknokrat, ırkçı ve beyazları kayıran sağlık sisteminden dışlanan siyahların, içine itildikleri yoksul, sağlıksız ve adaletsiz koşullardan çıkış yolu ararken hayata geçirdikleri sağlık toplulukları ve klinikleri giriyor devreye. Erkek egemen ve ahlakçı sağlık kodlarına meydan okuyan, beden haklarını savunan kadınlar da tıpta alternatif çalışmaların ve eşitlikçi kişisel bakımın yaygınlık kazanmasında rol oynuyor.

Shahidha Bari, BBC’de sürdürdüğü podcast serisinin “In Analysis: Radical Self-Care” bölümünde modern wellness hareketinin öncü kurumlarından Esalen Institute In California’ya kişisel bakım tarihinde özel bir anlam atfetmemiz gerektiğini söylüyor. 1960’ların karşı-kültürünün serbest aşk ve uyuşturucu kadar esenlik öğretilerine, alternatif tıp ve yogaya yönelmesinde oldukça etkin olan bu kurum aslında Silikon Vadisi’nin bugün epey gürleşmiş kişisel gelişim vaazlarının da doğum yeri sayılabilir. Esalen’de bireysel potansiyel ve esenliğe yönelik yeni felsefeleri öğrenen pek çok genç, yeni yeni filizlenen teknoloji endüstrisinde çalışmak için Silikon Vadisine göç ediyor. Bari’nin referans listesinde yer alan Cass Business School’dan organizasyonel davranış profesörü André Spicer’a göre bu göç, sonrasında ticari esenlik endüstrisinin de kurucusu oluyor: “Yaşanan en büyük değişimlerden biri hippie’lerin keşfetmenin ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamak üzere yöneldikleri kişisel gelişimin, piyasadaki bireysel potansiyelleri açığa çıkarmak için kuşanılan bir pratiğe dönüşmesi oldu. Daha üretken, daha rekabetçi ve sonuç olarak pazar değeri daha yüksek bir birey olabilmek için kişisel gelişime meyledildi.

‘İç dünyalarına göçen muhacirler’

Bugün, yaşlanma karşıtı kozmetik ürünlerinden spa turizmine, yeni nesil masaj koltuklarından sağlıklı beslenmeye ve özel hayat ya da iş için tasarlanmış beden-zihin kurslarına uzanan kişisel bakım endüstrisi (2018 verilerine göre) 4,5 trilyon dolarlık bir hacme sahip. Selfcare etiketiyle yapılan paylaşım sayısı, yalnızca Instagram’da 39,5 milyon. Tarihsel olgular, bu güncel istatistiklerle bir arada ele alındığında, insan düşünmeden edemiyor: Benlik kaygısı kişisel bakıma dönüştüğünde (bu kez aynı anlamda kullanmıyoruz bu iki sözcüğü); tüketim ve piyasa kültürünün bir parçası olduğunda anlam, erdem ve başkaları için de kaygılanabilme yetimiz nereye gidiyor?

Kişisel bakım, başkalarını da içine alan bir toplumsal dönüşüm yaratmaktan ziyade kendi içinde, başlı başına bir hedef haline gelmiş gibi duruyor. Donald Trump’ı Oval Ofis’e götüren 2016 seçimlerini takip eden günlerde, “kişisel bakım” sözcüğü Google aramalarında, önceki dönemlere kıyasla neredeyse iki katına çıkmış. (“Kanada’ya taşınmak” sözcükleri de trendlerde epey yükseklere çıkmıştı hatırlarsanız.)

Invisible Institute kurucusu gazeteci Jamie Kalven, 2016 Aralık ayında Chicago Reader’da yayınlanan söyleşisinde -kişisel bakımdan bahsetmese de- Trump’ın seçilmesinden memnun olmayanların inkâr üzerine kurulu bir yaşam tarzına çekilmelerinden endişe ettiğini ifade etmişti: “Günümüzün önemli tehlikelerinden biri de insanların motivasyonlarını yitirerek, ikmal ve keyif arayışını özel hayatlarının sınırları içinde sürdürmeye başlamaları. Orta Avrupa’da politik rejimden rahatsızlık duyup özel yaşamlarına sığınanlar için kullanılan bir terim var: ‘iç muhacirler…’ Bugün kamusal tarafımızı yitirirsek, rahatsız olduğumuz şeye yardım ve yataklık etmiş oluruz.”

Benlik kaygısının giderek bencilliğe teslim olması ve bireylerin kurtuluşu solipsizmde araması 21’inci yüzyılın dertlerine deva olabilecek bir çözüm gibi durmuyor. Mutluluğu genellikle bireysel sınırları içinde düşünme eğiliminde oluruz. Halbuki erdem gibi, mutluluk ve bireysel gelişim arayışları ya da ideal olmayan durumlardan kaçış yolları da toplumsal bir yön kazanabilir. “Kendini sev” ya da “kendine bak” şiarlarını kontrollü ölçülerde tutarak, “ötekilere de bak”mayı yeniden öğrenmeliyiz.

Z Kuşağı’nın toplumsal sorumluluk bilincinin yüksek olduğunu pek çok araştırmada okuyoruz. Peki, bu yeni bilinç kişisel bakımı kolektif bakıma dönüştürmeye yetecek mi?

Benzer Yazılar

Altın firavunun hazineleri

Ad Hoc

Tarih sahnesinden silinen ilk devlet

Ad Hoc

Tekno-gerçekçilik, sonsuz döngü ve yaratıcı yıkım

Ad Hoc