Tematik

Bir delinin portresi: Joker

Geçen yılın en tartışmalı filmlerinden Joker, geçimini palyaçoluk yaparak sağlayan ve toplumda yer bulamayan bir kahraman olarak, alıştığımız diğer kahramanların epeyce dışında. Palyaçoların herkesi neşelendirmesinin ardında yatan hüznü ve benzer hikâyeleri herkes bilir ancak Joker’in hüznü yüzündeki boyanın akmasına değil, onun delirişine sebebiyet verir. Sosyolojik açıdan incelenmesi gereken kahramanın şiddeti ve yıkıcılığı, anne çocuk ilişkisi, yaşadığı zorbalıklar ve sistemin çarpıklığı sonucu ortaya çıkan kahkaha ise muhakkak pek çok izleyiciye tanıdık gelir. Joker’in kahkahalarının ardındaki sebebin nörolojik bir durum olması, şakacı kahramanı garipsemek yerine onu anlamaya itiyor insanı.

Joaquin Phoenix’in başrolü üstlendiği filmde Arthur Fleck’e yani Joker’e “Happy” adıyla seslenen annenin etkisini, ondan uzak kalamaması ve insanların hayatına giren kalıpların insanı nerelere sürüklediğini bir kez daha anlıyoruz. Joker gibi bir akıl hastası için yaşadığı şehir yani Gotham’ın karanlık yüzü onu daha karamsar hale getirmek için yeterli. Toplum ikiye bölünmüş gibi; zenginler çok zengin, fakirlerse gerçekten fakir. Kaosun hâkim olduğu şehirlerde yaşanan suçların fazlalığını da bilirsiniz. Kurallar yok olmaya başlar, hırsızlık, cinayet, zorbalık ve politik çatışmalar… Onun fakirliği gibi deliliği de kaosu alevlendirecekti elbette.

Onu neden seviyoruz?

Sebep ne yeni yapım ne de yeni oyuncu. Onu seviyoruz! Çünkü onun delirmesine sebep olan etkileri çok net görüyoruz. Çünkü bir sistemin eleştirisini, insan davranışlarının psikoloji üzerinde yarattığı etkileri, kötünün neden kötü ve delinin neden deli olduğunu anlamanın yolunu sunan bir hikâyeye ortak oluyoruz; sayısız Joker figürünün altında yatan acımasızlığı, kahramanlığı, çatışmayı ve kötülüğü değil; kötülüğünün ve o tuhaf tavırların ardındaki gerçekleri de görerek. Korkulan bir delinin kendi korkularına şahit olmak da cabası…

Seviyoruz çünkü ünlü çizgi roman yazarı Alan Moore’un kaleme aldığı The Killing Joke, bize akıl ve delilik arasında kalmamıza sebep olan kahramanın isyanını anlatıyor. O sarsıcı tiradın içinde yer alan “Demek istediğim şu ki, ben delirdim. Dünyanın ne kadar karanlık, berbat bir şaka olduğunu gördüğüm zaman bir yaban ördeği gibi delirdim! İtiraf ediyorum. Sen neden edemiyorsun?” cümlede dönüp bir daha insanlığı ve aklı sorguluyoruz.

Joker’a göre, onu akıl hastanesine geri yollamanın bir öneminin olmaması kaçışına ve kendini aklı başında göstermesine de vurgu niteliğinde. Bu vurgu ise akıllara “Akıl hastanelerinin akıllı ve deliyi ayıramadığı aşikâr” diyen David Rosenhan’ın, Rosenhan Deneyi’ni getiriyor. Deneyin sonuçlarına göre bir deli, deliliğinin sınırına göre isterse kendini sağlıklı biri gibi gösterebilir ve sağlıklı biri de kendini hastaneye kapattırabilir. Hayattaki en aklı başında insanı deliliğe sürükleyen tek bir günün kötü geçmesi olabilir. Ve tüm mücadelenin komedisini anlayan bir deli buna saatlerce gülebilir. Kısacası kötü kahramanla ya da bir deliyle içsel yakınlık kurduran şey her ikisinin de dünyanın aslında ne kadar karanlık ve berbat bir şaka olduğunu anlatıyor olması değil midir?

Benzer Yazılar

Çernobil’in sokak köpekleri

Ad Hoc

Hipster: Sıradan mı yoksa yenilikçi mi?

Ad Hoc

Ben “beden” miyim yoksa “beden”e mi sahibim?

Ad Hoc