İnsan

Bir iktidar biçimi olarak aşk

Bir iktidar biçimi olarak aşk

Aşkı iktidar kavramıyla yan yana koyduğunuzda, ortalığa bir huzursuzluğun peyda olacağı kestirilebilir. Ne var ki, bu huzursuzluk bir hakikati dile getirmiş olmaktan mı kaynaklanmaktadır yoksa aşk ile iktidarın gerçekten yan yana gelmesinin imkânsızlığından mı, işte bunu kestirmek o kadar kolay değil. Kalkan kaşlar, sorgulayan bakışlar, belki bazen terleyen eller, “iyi de ama”lı cümleler yanlış yola saptığınızı, özel ve özel olmasıyla mahremiyet kazanmış bir alanı kamuya açtığınızı ima eder. Zira aşkta üçüncü şahıslara yer olmadığı gibi, dışarıyla olan hiçbir ilişki biçimi de ona sirayet edebilmeye muktedir değildir. Kurgusu asaldır; yalnızca kendine bölünebilir. Onu daha çok, yalıtılmış ve idealize edilmiş haliyle muhafaza etmeyi tercih ederiz. Bu tercih her şeyi feda ettiğiniz bir dünyada nefes almayı kolaylaştırır. Güç ve etki bakımından herhangi bir şeye indirgenemiyor oluşu, tekleyen ve kirlenen yaşantılarımızda gözümüzü diktiğimiz bir adadır. Müstakil ve bâkir. Yanılsama olan, bu yolda farz edilenlerin neden olduğu tüm hayal kırıklıklarıdır; aşkın saf hali bizi gelecek zaman kipinde beklemektedir.

Aşk için toplumsal koordinatlarını yitirmiş olmak da öncelikli koşuldur. Çıplaklığını örtecek her şey insanı alıkoyar. Ya da ters istikametten düşünürsek, aşkın gücü insanı tüm kimliklerinden soyar. Aşk karşısında insanın toplumsallığı mukavemetsizdir. İşi gücü, dili dini, yargıları geçirgendir aşka karşı. Bütün şarkılar, şiirler, filmler ve insanlar aynı şeyi söyleyerek aşkın yalıtılmışlığı hakkında aynı bilinçdışı duvarı örerler belki de.

Bu noktada şeytanın avukatlığı Michel Foucault’ya düşüyor. Foucault’nun düşünme biçimimize yaptığı en önemli müdahalelerden birinin, iktidarı kavrayışımıza yönelik olduğunu biliyoruz. Bu radikal müdahaleyle, iktidarın, durağanlık ve tekboyutluluk üstünden yapılagelen geleneksel okuması geçerliliğini kaybetmiştir.

İktidar hukukun aksine özgür bireyler varsayar

Foucault, hukukun, iktidarı tanımlamada yetersiz ve fazlasıyla soyut olduğu kanısındadır. Her ne kadar hukuk izin verilen şey ile izin verilmeyeni düzenliyor gibi görünse de bunu her toplumsal durumu kapsar bir biçimde gerçekleştirememektedir. İktidar, çok daha fazla tahakküm biçim ve prosedürleriyle karşımıza çıkar.

Foucault ayrıca, ufuk açıcı bir müdahaleyle, tek bir iktidardan çok, iktidar ilişkilerinden söz edilmesi gerektiğine işaret eder. İktidarın ilişkisellik üstünden ele alınması devlet ile birey arasındaki iktidar ilişkisini çözümlemeye olanak tanıyacağı gibi, doktorun hasta, patronun işçi, babanın çocukları üstünde iktidar tesis eden tahakkümünü de gözler önüne serecektir. Bütün bu iktidar ilişkileri bir bütünsellik dahilinde örgütlense de bu bütünsellik homojen değildir. Farklı düzeylerdeki iktidar mekanizmaları bir oyun içinde o bütünselliği oluştururlar. Atölyede, orduda ya da okulda karşımıza çıkan iktidar biçimleri, onun heterojenliğini açıkça gösterir. İktidarlardan söz edilmesi gerekliliği bu farklı bağımlılık ve tahakküm biçimlerinin varlığından kaynaklanır. Foucault için “Toplum, farklı iktidarlardan bir takımadadır”.

Foucault, bu çoğul okumaya ilaveten şunu söylemeyi de ihmal etmez: Bir kadın ile erkeğin, öğretmen ile öğrencinin arasında ortaya çıkan iktidar ilişkileri büyük iktidarın küçük bir modeli değildir. Dolayısıyla, herhangi bir merciin hiyerarşinin en tepesine yerleştirilmesi, iktidarın kaynağı olduğu anlamını taşımaz. İnsanın toplumsal bir varlık olması, iktidar ilişkilerinin ortaya çıkmasının arkasında yatan asıl nedendir.

Ancak Foucault burada, söz konusu iktidar ilişkisinin varlık kazanabilmesinin koşulu olarak “öteki”nin gerekliliğine vurgu yapar. Egemenin, elinde herhangi bir güç bulunduruyor olması, iktidar ilişkisi için yeterli değildir. Bu güce maruz kalacak, kendisiyle ilişkiye geçilecek bir “öteki” olmadan söz konusu ilişki tezahür edemez. Demek ki, ötekinin yokluğu, iktidarın da, onun meşruiyetinin de yokluğu anlamına gelecektir.

Öte yandan, Foucault’nun ifadesiyle, “bir iktidar ilişkisi hakikaten bir iktidar ilişkisi olacaksa
(…) ötekinin sonuna kadar bir eylem öznesi olarak tanınması ve öyle kalması ile bir iktidar ilişkisine karşı, bütün bir karşılıklar, tepkiler, sonuçlar ve muhtemel buluşlar alanının açılabilmesi” gerekir. Yani iktidar ilişkisinin bir tarafını temsil eden öteki’ne belli bir hareket alanı bırakılması bir gerekliliktir. Eylemde bulunan bir öteki, muktedire, bu eylemler üstünde eyleyebilme olanağı tanır. Çünkü bir iktidar ilişkisini tanımlayan, “başkaları” üstünde öncelikle doğrudan güç uygulanması değil, “başkalarının eylemleri” üstünde eylemde bulunulmasıdır. Bu yüzden, iktidar, Foucault tarafından kendi başına, özgürlükten vazgeçme ya da hakların bir muktedire devredilmesi olarak anlaşılmaz. Dolayısıyla, bir konsensüs değil, ilişkisellik doğrultusunda yinelenen bir rıza göstermedir, iktidarı var eden.

Şimdi bir an duralım…

Sahi saydamlaşmış çiftler, sözlerin ya da bakışların altını kurcalamalar, bazen dayatmalar, bazen geri çekilmeler aşkın ne yanına düşüyor; neye delalet ediyor?

Kaan Özkan, Öğretim Görevlisi

Benzer Yazılar

Canlı ve deneyimli

Ad Hoc

Felsefenin çekici

Ad Hoc

İstanbul’un kent kültüründe sokak köpekleri

Ad Hoc