Ekonomi Manşet

Çeşitliliğe kucak aç ya da…

2016 yılından bu yana özellikle Batı sathında yaşanan göçmen kriziyle ateşlenen tartışmalardan biri de kültürel çeşitliliğin bir topluma kazandıracağı – özellikle de yaratıcı endüstrilerde- katkılar üzerine. Pablo Picasso, Ernest Hemingway, George Frideric Handel ve Igor Stravinsky en başarılı sayılan eserlerini “gurbet”teyken verenler arasında. İrlandalı yazar Samuel Beckett ise, üslubunun vazgeçilmez öğesi sayılan yabancılaşma etkilerini doğrudan yansıtabilmek için kendini evinde hissetmediği bir dilde, Fransızca’da kaleme alırdı yapıtlarını.

İş dünyasında ise çok daha önce başlamıştı çeşitliliği merkezine alan sohbetler. IBM’in 2010 yılında yayınladığı ve 60 ülkeden, sayısı bin 541’i bulan CEO, genel müdür ve kamu sektörü lideriyle yapılan yüz yüze görüşmelere yer verdiği Capitalizing on Complexity raporu, üst düzey yöneticiler nazarında gelecek yılları şekillendirecek en önemli kavramın yaratıcılık olduğuna, yaratıcılığın yolununsa çeşitlilikten geçtiğine değiniyordu. Bir başka istatistikse Institute for Public Relations (IPR)’dan; enstitünün gerçekleştirdiği güncel bir araştırmaya göre, günümüzün en önemli jenerasyon segmentini oluşturan Milenyum Kuşağı’nın yüzde 47’si, iş ararken çeşitlilik ve dahiliyet politikalarını dikkate alarak tercihte bulunuyor. Oranlar, Milenyum Kuşağını önceleyen X Kuşağı için yüzde 33 ve Baby-Boomer’lar için yüzde 37. Peki, reklam sektörü tüm bu kritik tartışmaların neresinde konumlanıyor? Topluluk temelli içgörü platformu Owler’ın yaptığı bir çalışmanın sonuçları gösteriyor ki, özellikle ABD’nin çeşitlilik konusunda başı çeken sektörleri arasında iletişim endüstrisi yer almıyor.

Toplumsal cinsiyetin ötesinde

Çoğulculuk ve çeşitlilik gibi kavramlar, siyaseten doğrucu çağımızın en itibarlı mefhumları arasında. Bu kavramları anlamakta ne kadar geç kaldığımızı -kimi zamansa yetersiz kaldığımızı- Saatchi & Saatchi Yönetim Kurulu Başkanı Kevin Roberts’ın yıllar önceki beyanlarıyla görmüştük. Çeşitlilik ve çoğulculuk mevzularının abartıldığını ve Cindy Gallop gibi profiller tarafından “sahne”yi ele geçirmek için araçsallaştırıldığını belirtmişti Roberts. Açıklamalarının hemen sonrasında sahneyi terk etmek zorunda kalan kendisi olmuştu tabii ancak bu kavramlar bugün de hayatiliğini koruyor ve neden oldukları tartışmalarla ön planda kalmayı sürdürüyor.

Çeşitlilik bugün toplumsal cinsiyetin çok daha ötesinde: etnik azınlıklar, çeşitli dini ve siyasi görüşler, istihdam edilen engelliler, sektör dışından gelen profesyonellere açıklık, çoğulcu bir yaş dağılımı, farklılaşan medeni durumlar ve elbette toplumsal cinsiyetler çeşitlilik temasının altını dolduran kriterler arasında. Reklamcılık endüstrisinin bu kriterler üzerinden nasıl sınıfta kaldığını görmek istiyorsanız, rakamlara buyurun.

Rakamlar yalan söylemez

2017 yılında 72andSunny’nin yayınladığı bir oyun kitabı, hizmet sektöründen sonra global olarak en hızlı büyüyen yaratıcı sektörlerin yüzde 81’inin beyazlardan oluştuğunu ortaya konuyordu. Adobe’un Kasım ayında sektöre sunduğu Creativity’s Diversity Disconnect raporu da sektörde yükselebileceğine inancı olan kadınların oranının erkeklere nazaran çok daha az olduğunu salık veriyordu. Yaratıcı endüstrilerden 750 profesyonelin katıldığı araştırmada sektörün çeşitlilik konusunda gelişme gösterdiğine inananların oranı yalnızca yüzde 54’tü.

American Association of Advertising Agencies (4A) tarafından kısa bir süre önce yapılan bir anket; yaş, etnisite, toplumsal cinsiyet, din ve engellilik hali gibi kriterler üzerinden üyesi olan ajansları mercek altına almıştı. Katılan ajansların yüzde 74’ü, endüstrinin ya berbat ya da vasat olduğunu ifade etmiş, yüzde 50’si ise ayrımcı bir iklimden dem vurmuştu. ABD Çalışma Bakanlığı verilerine (2016) göreyse, reklamcılık alanında çalışan 67 bin kişinin yalnızca yüzde 7’si Afro-Amerikan, yüzde 5’ten azı Hispanik ve yaklaşık yüzde 1’i Asya kökenli. Etnik ve cinsiyet temelli veriler, sektöre yönelik en objektif ve tarihsel istatistiklere sahip olan değerler. Çeşitliliğe yönelik diğer başlıklarda ise geçmişle karşılaştırmalı güncel durumumuzu; ne kadar yol kat ettiğimiz ya da etmemiz gerektiğini ne yazık ki henüz rakamların sağlayacağı bir kesinlikle bilemiyoruz.

Ancak bildiğimiz şeylerin başında markaların çeşitlilik konusunda ajanslarına yaptığı pozitif baskı geliyor. Verizon bu markalardan biri. 1,5 yıl önce çalıştığı 11 ajansa mektup göndererek, çeşitliliği “en katı iş hedeflerinden biri” olarak tanımlamıştı. Aynı tarihlerde kreatif ajans arayışında olan General Mills, işe alacağı yaratıcı grubun yüzde 50 kadınlardan, yüzde 20 etnik azınlıklardan oluşacağını net bir şekilde iş ilanlarına eklemişti. Malumunuz, hem Madison Avenue’da hem de küresel haritaların tüm yaratıcı kuşaklarında “Mad Men” dönemini, yani cinsiyetçi ve kısmen ırkçı ayrımları geride bırakmak için didinen söylemsel bir rüzgâr var ortada. Bu rüzgâr yalnızca Kevin Roberts’ın değil, J. Walter Thompson CEO’su Gustavo Martinez’in de otoritesini sarstı.

Politik olmasak da iyi birer kapitalist olabiliriz

Çeşitli insanların yer aldığı bir çalışma ortamı ve çeşitliliği kucaklayan bir çalışma ortamı arasında ciddi farklar olduğunu kabullenmeliyiz; yani çeşitlilik rakamlarla ve pozitif ayrımcılık kotalarıyla sınırlı olmayan kültürel bir konu. Eşit temsiliyete yepyeni bir boyut getiren ajanslar da yok değil. Bunlardan biri de Londra menşeli bağımsız ajans Byte. Ajansların olağan işe alım tercihlerinden uzak bir yöntemle ilerlemeye ve özellikle reklam sektörünün dışından olan bireylere kapı aralamaya karar veren Byte, mimarlardan gazetecilere, müzisyenlerden komedyen ve aşçılara kadar biri diğerine hiç benzemeyen profesyonelleri bir araya getiriyor.

M&C Saatchi global kreatif direktörü Justin Tindall gibi, çeşitlilik kaygılarının yaratıcı endüstrilerin can damarını oluşturan yetenek hassasiyetlerinin önüne geçmeye başladığını düşünenler ya da kadın hakimiyetindeki ajanslarda ortaya çıkan “makyaj masası”, “özel adet günleri seremonileri” gibi fenomenlerin biraz abartıldığına inananlar da var. Ancak kategorik ilkelerin ya da ahlaki-politik duruşların ötesine geçen bir de pazar gerçeği var. Patates cipsini yalnızca çalışmayan, evde geçirecek bol zamanı olan, televizyon yayınlanan tüm spor karşılaşmalarını izleyen bireylere mi satmak istersiniz? Yoksa anne adaylarına, kariyer kaygısı olan ve egzersizlerini aksatmayan beyaz yakalılara hatta süper modellere bile çekici görünecek bir hale getirmenin yollarını aramak mı 21’inci yüzyıl üslubuna yaraşır? Eğer iyi bir kapitalist olmayı ve ikinci yanıtı savunuyorsanız, hayatta kalmak için çeşitliliğe kucak açmamak gibi bir lüksünüz yok.

Benzer Yazılar

Açık adres: Bedenimiz

Ad Hoc

Yeni sevdamız: Komplo teorileri

Ad Hoc

Sokaklarda kaç çocuk var?

Ad Hoc