Kültür Manşet

Çikolata, haz ve sinema

“Peki ya aşk nedir sence?”
“Abartı. Biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiçbir farkı yok.”
Şeytanın Avukatı, 1997

Çikolata, içerdiği mucizevî kimyasallar ve tarihten gelen olumlu öğrenmelerle beş duyumuza birden haz sinyalleri yollayan “tanrısal” bir besin. Çikolatanın bir besin olarak tüketilmesi Maya uygarlığına kadar uzanıyor, hatta kimi araştırmalar M.Ö 1500’lü yıllarda da çikolatanın varlığını kanıtlıyor. Tabii o zamanlar bizim bugün damağımızda hissettiğimiz tatlı sert, davetkâr kokulu bir besin değildi; kakao meyvesinin ezilip kaynar suyla karıştırılmasıyla elde edilen acı bir sıvı içecekti çikolata. Çoğunlukla da ilaç olarak kullanıldığı düşünülüyor.

Yazımızın başında çikolata için tanrısal besin dedik, bunun birkaç nedeni var. İlk olarak Azteklere göre kakao tohumları cennetten gelmişti ve bu yüzden Öyle herkesin ulaşabileceği sıradan bir besin de değildi, yalnızca soylular katında bu zevkin tadına varılabiliyordu. Bu kadim medeniyet kakao içenlerin akıl sahibi olacağına inanıyordu, gücü artırıcı ve uyarıcı etkisinden dolayı da değeri artıyordu. Aztekler başlangıçta adeta bir ilaç gibi acı olan bu içeceğe bal eklemeyi düşünemeselerdi belki de bugün bizler hâlâ bu besine karşı çekimser yaklaşacaktık.

Çikolata, Avrupalılar tarafından ancak 1502 yılında Kristof Kolomb’un Güney Amerika’yı keşfi sırasında tanındı ve Amerika kıtasının tüm yerli malları gibi kakao bitkisi de anavatanından kelimenin tam anlamıyla koparılıp Avrupa’ya getirildi. O tarihten sonra çikolata artık tüm dünyaya zengin ve damak tadı gelişmiş, ince zevkleri olan Avrupalıların seçkin lezzeti olarak sunuldu. Artık hiçbirimiz çikolata yerken ne Aztekleri ne de Mayaları yad ediyoruz. Bu kültürlere ait motifler kendisine ancak yaratıcı tasarımcıların çizdiği çikolata ambalajlarında yer bulabiliyor. Zamanla bu değerli meta ucuzlayarak, tanrılar katından inip biz fanilerin midesini ve ruhunu şenlendirir hale geldi.

Coşkunun dile gelmesi

Sayısız lezzetli besinin yanında çikolata neden hepimiz için bir arzu nesnesidir? Çikolatanın hammaddesi kakao çekirdeğinin içerdiği doğal kimyasal bileşenler beynimize çok hızlıca sinyaller yolluyor ve beş duyumuz birden harekete geçiyor. Aslında daha tadına bakmadan bir paket çikolata görmek ya da kokusunu almak bile salgılarımızı tetiklemeye yetiyor. Salgılar da duyguları harekete geçiriyor. Duygular ruh halimizin bilişsel düzeyde yansımasıdır, işlevseldir ve kendini ifade etmenin bir şeklidir. Yine kabul görmüş bilimsel ölçütlerde, kaygı, üzüntü, tiksinti, öfke, suçluluk, neşe ve sakinlik duygularından bahsedilir. Neşe ve mutluluk insanların birbirine yakınlaşması ve türün devamı için gereklidir. Burada konu ettiğimiz çikolata ise en çok da haz duygusunu tetikler. Haz duygusu neşe ve mutluluğu kapsar ve hoşlanma, zevk, bir uyarandan duyusal veya manevi sevinç duyma hali olarak tanımlanır.

Psikolojide ise, sürdürülmesi istenen ılımlı ve doygunluk veren coşkunun dile gelmesidir. Haz duygusu aynı zamanda tüm insanlar için hissedilmeye gönüllü olunan ve bunun için çaba gösterilen bir duygudur. Çünkü bireylerin ruh hali, onların çevresel ve toplumsal ilişkilerini de etkiler. Olumlu ruh hali, hem bireysel hem de bireyler arası tatminkâr ileti akışının gerekliliğidir. Çikolata kokusu olan ortamlarda daha fazla öğrenmeye açığızdır, koku bilgiyi çağrıştırır. Çikolata aroması aldığında insanların bakışları daha dikkatlidir. Bunun nedeni içerikteki kafeindir. Kafein merkezi sinir sistemini uyarır, uyanıklık verir. Çikolatadaki tatlı ve acı bileşimi beynimizde güven, mutluluk ya da aşk içeren duyguları temsil eder. Çikolatanın içeriğindeki şeker, beynin ödül algısında dopamin etkisi yapar. Ödül, hem tarihsel olarak hem de çocukluktan gelen öğrenme ile bağlantılı olarak olumlu anlamlar yüklenen bir kavramdır. Kakaonun içeriğindeki PEA bileşeni endorfin, dopamin, seratonin gibi salgıları artırır, hatta antidepresan etki yapar gibi kimyasal çözümlemeler yapıp ağız tadımızı bozmayacağız ama bu salgılar orgazm sırasında beyinde en üst seviyededir; bunlar afrodizyak etkiler yaratır, bu salgıların, iyi bir ruh halinin yanı sıra aşk ve cinsellik dürtülerini de artırıcı etkisi vardır diyerek konuyu daha sevimli hale getireceğiz. Yani, çocukluğumuzun ödül nesnesi çikolata hangi yaşta olursak olalım cazibesini koruyacak.

Biraz çikolata ve yanında iyi bir film

Her şeyden önce insanları eğlendirmek amacıyla ortaya çıkan sinema ilk ürünlerini verdiğinden bu yana neredeyse yüzyıl geçti. Sinema sanatı var olduğundan beri insana ait tüm duyguları farklı diller ve anlatım teknikleriyle yansıtmaya çalışıyor. Çikolata gibi mucizevî bir besin de iki boyutlu beyazperdeden beş duyumuza birden bir uyaran olarak gönderilmeyi hak ediyordu. Çikolatanın neredeyse tüm sanat dallarında insana ait bir arzu nesnesi olarak sembolize edilmesi dikkat çekici. Ama bu işleyiş hep cazip gelmiştir, hem sanatçılara hem de sanatın tüketicilerine. Şimdi elimize bir parça çikolata alıp lezzetli birkaç film izlemenin hazzına varalım. Sinema tarihine kült filmler olarak geçmiş ve çikolatayı dolaylı ya da doğrudan bünyesine sindirmiş filmlerden bahsetmeye ne dersiniz?

Evet, hepimizin ilk aklına gelen Juliette Binoche ve Johnyy Depp’li Çikolata. Filmin yönetmenliğini Lasse Hallström yapmıştı.

Tutucu bir köyde hareketli bir çikolata dükkanı

Ufak, sıkıcı, sakin, tutucu ve renksiz bir Fransız köyüne kırmızılar içinde bir anne kızın girişiyle başlar film. Daha o anda bu kadının (Vianne) bu hayata renk getireceği bellidir. Üstelik görseldeki fırtına, yaklaşan çatışmaların da habercisidir. Bir anlatıcı eşliğinde başlayan film, bize bir masalı da baştan vaat ediyor. Vianne ve küçük kızı kiraladıkları kirli ve eski dükkânı adeta baştan yaratıyor, çikolatanın anavatanı Maya topraklarından objelerle donatıyorlar. Kasabalıların asık suratlarına ve mutsuzluklarına tezat Vianne hep gülümsüyor ve yaptığı işten keyif alıyor. Çünkü ustası olduğu iş çikolata yapmaktır. Kasabalılar için bu da beklenmeyen bir durum. Dindar ve tutucu kasabada bu yeni dükkânla birlikte çatışmalar da başlıyor. Ateist Vianne, kilise çanını eğlence olarak tanımlıyor. Kiliseye tüm çağrılara rağmen gitmiyor. Renkli ve dişiliğini vurgulayan giysileri, kendinden emin ve gülümseyen tavırları ve üstelik bekâr ama çocuklu bir anne olarak geleneksel aile yaşamına ve bastırılmış mutsuz kadınlık durumuna tehdit oluşturmaya başlıyor.

Yasak elmanın karşı konulmaz cazibesi

Vianne dükkânında çikolataları zevkle eritip şekillendirdikçe, kasaba da dedikoduyla kaynıyor. Ama bu büyülü ve oyun dolu dükkânın çekim gücünden kaçamıyor kasabalı. İlk müşteriler evliliklerinde ve ilişkilerinde mutsuz olan kadınlardan oluşuyor. Tattıkları her bir farklı lezzetteki çikolatadan duydukları haz yüzlerine ve kelimelerine yansıyor. Kocalarıyla artık bitmiş olan cinsel hayatlarını çikolata sayesinde yeniden canlandırıyorlar. Çikolata eşler arasında afrodizyak etkisi yapıyor. Yıllardır sevdiğine açılamayan yaşlı âşıklara cesaret ve ilham veriyor çikolatalar. Vianne, insanları öyle ustalıkla çözüyor ki, kişiye özel tat ve biçimdeki çikolatalarıyla onların adeta terapisti oluyor. Sıcak çikolatayı içen yaşlı kadın, mutlulukla ilk aşkını anlatıyor. Çikolatanın dükkânın dışına taşan kokusu bile yoldan geçen canlıları heyecanlandırıyor, enerji veriyor. Bu durum, kasabanın fazlasıyla dindar belediye başkanı tarafından “utanmazca” diye tanımlanıyor. Vianne, erkek egemen topluma meydan okuyor ve kakaonun bastırılmış istekleri ortaya çıkarmak için güç verdiğine ve kaderi değiştirdiğine inandığını söylüyor.

Gerçekten de çikolata sayesinde mutsuz ve sıkıcı kasabanın kaderi değişmeye başlıyor. Kadınlar ve erkekler birbirlerini adeta yeniden keşfediyor, hayattan haz almaya başlıyorlar. Ama zihinlerdeki günah duygusuna karşı koymak güç olduğundan bir taraftan da günah çıkarmaya koşuyorlar; çikolataya ve uyandırdığı haz duygusuna karşı duramadıkları için. Geleneksel Paskalya kutlamasında tüm kasaba Vianne’in yaptığı çikolatalı yemekleri yerken haz içinde eğleniyor, sürekli gülümsüyor. Vianne, uzaklardan gelen sevdiği adama da sürekli yeni çikolatalar tattırıyor. Çikolata, ikisi arasında söylenmemiş aşk sözcüklerinin yerini alıyor. Filmin sonunda, Vianne’i kasabada istemeyen belediye başkanı bile iradesine yenik düşüyor ve çikolata vitrininde tüm çikolataların tadına iştahla ve zevkle bakarken kendinden geçiyor. Herkes için mutlu son çikolatalar sayesinde gerçekleşiyor. Film, afişinden itibaren seyirciye cennetten kovduran bir yasak elma vaat ediyor. Vianne, elindeki çikolatayı muzipçe gülümseyerek sevdiğine uzatıyor. Çikolatayı (elmayı) yerlerse ilahi cennetten kovulacaklarını biliyorlar ancak bunu yediklerinde duydukları hazzın buna değeceğini de biliyorlar.

Bu kez bir fabrikadayız

Yine Johnny Depp ama bu sefer bambaşka bir rolde. Yönetmen Tim Burton oyuncudan bir masal cini çıkarmış Charlie’nin Çikolata Fabrikası filminde. Willy Wonka’nın sahibi olduğu devasa çikolata fabrikası masalsı, büyüleyici ve gizemlidir. Çikolatalarsa, tüm dünyayı mutlu etmektedir. Öyle ki, zengin Hint prensi Wonka’ya çikolatadan bir saray inşa ettirir. Yemeyip, içinde yaşamanın hazzını yaşamak için. Ancak sıcaktan eriyen çikolata saray bile prensi üzmez, aksine eriyen damlaların tadına baktıkça daha da keyiflenir. Wonka, fabrikasını bırakacağı bir talihli bulmak için çikolataların içine altın biletler gizler. Bunlardan birini bulan da fakir ama mutlu Charlie’dir. Charlie, yılda bir kez doğum gününde çikolata yiyebilmektedir. Oysa diğer talihliler zengin ama çikolatanın değerini onun kadar bilmeyen çocuklardır.

Çikolata, film boyunca bir ödül olarak vurgulanır. Kırmızı halıdan fabrikaya giriliyor, içeride çikolata nehirleri, işini mutlulukla yapan kakao çekirdeği aşığı sevimli Umpa Lumpalar çikolatayı adeta kutsuyor. “Endorfin, insanda âşık olma duygusu yaratır” diyor Wonka konuklarına. Akan çikolata nehri hayatın ta kendisi olarak simgeleştiriliyor: Hırslılar, açgözlüler, rekabetçiler bu lezzetli ama tehlikeli nehirde yolunu kaybediyor. Bunlar çocuk olsa da sisteme ve kurallara karşı gelenler cezalandırılıyor, ne de olsa film kapitalizmin beşiği İngiltere yapımı. Finalde, fabrikanın yeni sahibi yalnızca çikolatayı çok seven ve onun üretiminde her şeye hayranlık ve saygıyla yaklaşan Charlie oluyor. Filmin müzikal yapısı ve masalsı animasyon tekniği seyirciyi mutlu sona hazırlıyor.

Çikolata, sonsuza dek

İsimsiz Romantik’le devam edelim. Isabelle Carre ve Benoit Poelvoorde’nin başrollerinde olduğu bu Fransız filmini Jean Pierre Ameris yönetmiş. Anjelik, ürkek, kendine güveni olmayan, heyecanlı bir genç kızdır. Çalıştığı çikolatacı kapanınca yeni bir iş başvurusu için yine küçük bir çikolata üreticisine gider. Ancak yeni patron da tıpkı Anjelik gibi kendine güvensiz ve kadınlarla kolay iletişime geçemeyen bir erkektir. Her ikisi de birbirlerinden habersiz terapi gruplarına katılıp bu ürkekliklerini atmaya çalışmaktadır.

Anjelik, geçmişte çok güzel çikolatalar yaparken bile bu hünerini gizleyen biridir. Yeni işinde de bu hünerinden bahsedemez. Yaşamaktan bile korktuğu için kendini anlatmayı bir türlü beceremez. Ancak, çikolataya karşı olan tutkusunu “çikolata paylaşımdır, çikolata benim hayatım, çikolata yapmak saf mutluluktur” diyerek ifade edebilir. Patron ve Anjelik, terapistlerinin de önerisiyle zorunlu bir yakınlaşma içine girer. İkisi de bu yakınlaşmadan duydukları tedirginliği çikolata yiyerek atarlar. Zorunlu olarak başlayan yakınlaşma yerini aşka bırakır zamanla. Anjelik, bu aşkın verdiği güçle yeniden çikolata yapmaya başlar. Yaptığı lezzetli çikolataları denerken patron ve çalışanların yüzlerinde mutluluk ve zevk mimikleri oluşur. Filmin baştan sona müzikal esintiler taşıdığını hatırlatarak, bu masalsı ve mutlu hikâyenin yine herkesin coşku içinde kutladığı bir çikolata festivaliyle tamamlandığını belirtelim. İki aşığın birbirlerine söyledikleri “sonsuza dek çikolata yapabiliriz, eğer beni seviyorsan” cümlesi mutluluk ve haz taşıyıcısının çikolata olduğunu vurgular.

Sonsöz yerine

Felsefi düşünce, hedonizmi hayatın amacının “haz almak” ve insanın en soylu amacının da “hayattan alacağı hazzı sürekli ve en üst seviyede” tutmak olarak tanımlıyor. Her davranışımızın temelinde yatan mutlu olma isteği, insanı insan yapan haz duygusunun peşinde yaptığımız bir yolculuk aslında. Bu yolculukta, her türlü sanatın duygu ve isteklerimizi sonsuz şekilde ifade edebilme gücü bile tek başına bizim mutluluk kaynağımız olabiliyor. Yarattığı illüzyonla insanı mutlu etmeyi başaran sinema sanatı da içerisinde her türlü haz nesnesini kolaylıkla barındırabiliyor. Sinema, mutluluğu çeşitli biçimlerde karşımıza çıkarıyor. Tadıyla, dokusuyla, kokusuyla ve görüntüsüyle başlı başına bir haz nesnesi olan çikolata da usta sinema sanatçılarının yorumuyla beyazperdeden taşıyor ve ruhumuzu besliyor.

Müberra Mızıkacı, Sinema Doktora Öğrencisi

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Nisan 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Benzer Yazılar

Gelecek, teknoloji ve fetişizm

Ad Hoc

Modern hippilerin adresi: Semadirek

Ad Hoc

Dönüşen bedenler: Olumlama, değişme ve sabit durma özgürlüğü

Ad Hoc