Manşet Teknoloji

Cinsiyetlendirilmiş beyin

Biyolojik olarak kadın ve erkek olmak üzere ikiye ayrılan cinsiyet, yüzyıllar içinde rolünden bağımsız olarak üreme sistemleri üzerinden değerlendirilen ve mutlaka ikisinden birine ait olma durumuyla ele alındı. Rol olarak cinsiyet kavramı ile biyolojik cinsiyet ayrımı ilk kez 1955 yılında Seksolog John Money tarafından terminolojik olarak yapıldıktan sonra, yaygın şekilde kullanılması 1970’li yılları buldu. Ayrımın takibi ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından yazılı olarak devam ettiriliyor.

1968 yılında Robert Stoller ve Ralph Greenson, cinsiyet rolü için bir tanım yapar ve şöyle der: “Cinsiyet kimliği, bilgi ve bilinçle başlar, bilinçle ya da bilinçsizce de tek bir cinsiyete ait olunur. Cinsiyet rolü, kişinin toplumda sergilediği davranışlar özellikle de diğer insanlarla oynadığı rollerdir.’’

Bu ayrımla birlikte toplumsal gerçekliklerin yansıması olarak biyolojik cins için de sürekli bir farklılık arayışına gidilir. Karşıt cinsler arasındaki “üstünlük” irdelendikçe, Gina Rippon’un da dediği gibi, cinsiyet kavramı “genetikten antropolojiye, tarih, sosyoloji, politika ve istatistikle karışık hemen her araştırma disiplininin odak noktası olan“ yerleşik bir görüş alanı yaratır.

Rippon’un sözleri bu kadarla bitecek gibi değil zira konu ile araştırmaları tarayacak, yeni araştırmalara imza atacak ve bunları kitaba dökecek kadar ilgili. Uzmanlık alanı nöröbilim olan Rippon, son on yıldır baskın olan bilişsel nörogörüntüleme tekniklerinden sonra popüler içerik üreticilerinin ve basının, erkek ve kadın beyninin temelde farklı olduğu fikrini doğrulaması ile dehşete düştüğünü belirtiyor. Erkek ve kadın beyinleri arasındaki farklılıklar hakkındaki bilimsel literatüre eleştirel bir bakışla yaklaşıyor ve atıf yapılan birçok çalışmanın cinsiyet klişeleriyle renklendirildiğini ortaya atıyor, tüm bunları bilimsel yollarla kanıtlamak gerektiğini düşünerek.

Cinsiyetçi dünyanın insan beyni üzerindeki etkisine düşüncelerini bir kitap etrafında toplayan Rippon, süreci dört bölümde anlatıyor. Cinsiyet farkı araştırmasının eski tarihi, modern beyin görüntüleme yöntemleri, sosyal bilişsel nörobilimin ortaya çıkışı ve yeni doğan bebeklerin beyin cinsiyet farklılıkları hakkındaki zayıf kanıtlar olarak tüm gelişmeleri ele alıyor.

Chihuahua paradoksu

Sesiyle fiziki özellikleri birbiriyle bağlantısız gibi duran ve halk arasında ‘’şivava’’ diye bilinen köpek cinsi kendisiyle bu kadar bağlantılıyken biyolojik cinsiyetle nasıl bağlantısı olmasın ki! Kadın ve erkek beyninin farklılıklarını ortaya koymak için yola çıkan araştırmacılar ve bunu yayınlayanlara göre, erkek beyni hacimsel olarak kadın beyninden büyüktür ve bu nedenle üstün zihinsel yeteneklerinin var olacağı kabul edilir. Rippon ise beynin büyüklüğünün bedenle bağlantısına dikkat çeker ve böyle bir durumda orantısal olarak chihuahua’yı her birimizden üstün sayacağımız paradoksa sürükler.

Beyin hacminin öncesinde beyinde bulunan gri ve beyaz maddelerinin hesaplanması ve buna yönelik IQ hesaplanmasının yapılması üzerine Rippon’ın ‘’The Gendered Brain’’ kitabında da yazdığı gibi, cinsiyete bağlı beyin farklılıkları noktasında kesin bulgulara ulaşılmadığını, dolayısıyla bunun kanıtlanmamış bir sonuç olduğu doğrular.

Beynin yapısı

Bir kadın beyninin, erkek beyninden 140 gram daha hafif olması onu yetersiz kılabilir mi? Ya da bunun bilimsel herhangi bir tarafı olabilir mi? 1854 yılında yayınlanan bildiride kadın beyinlerinin çoğu zaman erkeklere göre daha geniş loblara sahip olduğu söylenmiş ancak bu alanın akıl uydurması olduğu tespit edildiğinde nörologların ölçümlerinin yanlış olduğu iddia edilerek geri çekilmişti. Hatta Alice Lee kafatası boyutunu belirlemek için matematiksel bir formül hazırlayana kadar kafatası büyüklüğü insanın üstünlüğünü desteklemek için kullanılmaya devam etmişti. 1898 yılında Dublin’de 55 erkek ve 35 kadın katılımcının yer aldığı toplantıda, anatomistler tarafından kafa büyüklüğünün zekâya eşit olmadığı kararlaştırılmıştı. Gina Rippon da tüm bunları değerlendirdiğinde; yargıların başlangıç sebebinin kadınların sözde yetersiz olduğunu sürekli belirten kanallar olduğunu düşünüyor.

Beyni cinsiyetlendirmenin sebebi sadece düşünsel olmayabilir. Farkındalığı ispatlamak, yüceltmek ve ayrıcalıklardan yararlanmak adına insanın ne kadar acımasız olabileceğini biliyoruz. Biyolojik olarak pek çok farklılığı barındıran kadın ve erkek hakkında üstünlük kurma amacıyla üretilen bu araştırma sonuçlarının geçmişi de ne yazık ki çok yakınlarda değil. İki yüzyıldan uzun bir süredir, bilim insanları tarafından bu tarz fikirler pekiştiriliyor ve medya kanalları bunu dikkat çeken bir içerik olarak sunuyor. Araştırmalar ne kadar süre devam eder ya da başka bir sansasyon daha üretir mi bilemesek de kadın ve erkek rollerinin beynin farklılıklarına dayandığını gösteren bulguları bir süre rafa kaldırabiliriz.

Benzer Yazılar

Sanat için teknoloji, teknoloji için sanat

Sencer Uçar

Sonsuz gençlik, sonsuz cehalet, sonsuz kanser

Ad Hoc

Tek-Gıda-Loji

Ad Hoc