Teknoloji

Çocuksuz bir gelecek (?)

İnsanlığın küresel ısınmanın yıkıcı etkilerinin önüne geçebilmek için 2020’ye dek yapılması gerekenler listesinde bir hayli geride olduğu konusunda pek çok farklı rapor hemfikir. World Resources Institute’ün küresel ısınmadaki gelişmelere ve izlenmesi gereken yola ışık tutan raporu da bunun en güncel örneklerinden bir tanesi. Rapora göre, her ne kadar sürdürülebilir enerji kaynaklarının sayısını bugün dünyanın en az yüzde 30’unun elektriğini sağlayabilecek kapasitede artırabilmiş olsak da; kömür kullanımı, orman kayıpları, karbondioksit emisyonu gibi konularda önümüzde daha çok kilometre taşı olduğu aşikâr.

Yine de el birliğiyle bu süreçten insanlığın kurtulacağı yönündeki optimist düşünceler oldukça yaygın. Ancak, aktivist Blythe Pepino’nun geçtiğimiz yılın aralık ayında ilk adımlarını attığı Birth Strike Hareketi, küresel ısınmanın etkilerinden ötürü dünyanın umutsuz bir gelecekle karşı karşıya olduğu ve ne yazık ki artık çocukların yaşam koşullarını sağlayacak bir çevre olmayacağı düşüncesinden, “yok olan bu dünyaya” çocuk getirmek istemeyen bireyleri bir arada topluyor.

“Hamilelik yerine gezegeni seçiyoruz”

Küresel ısınmanın getirdiği ekolojik krizlerle mücadele halindeyken, yakın gelecekte gıda ve su kıtlığı çekeceğimiz bir dünyaya çocuk getirmeye çok korktuğunu belirten ve bu nedenle seçimini kendi deyimiyle, “hamilelik yerine gezegenden yana” yapan Pepino’nun hareketi, ilk haftasında 140 kadının desteğini kazandı. Şimdilerdeyse 300’ü aşkın kişinin desteklediği doğum grevi hareketi, Pepino’nun belirttiğine göre, aynı anda iki seçeneğin olduğunu dünyaya anlatmayı amaçlıyor: “Ya birlik olacağız ve kolektif bir şekilde hemen şimdi aksiyon alacağız ya da –her ne kadar kulağa korkunç gelse de– soyumuzun tükenmesine teslim olacağız.”

Demokrat Parti Kongre üyelerinden ve küresel ısınmanın yıkıcı etkilerini azaltmak için Green New Deal planı üzerinde çalışan birkaç politikacıdan Alexandria Ocasio-Cortez şubat ayında Instagram’da canlı yayımlanan bir soru-cevap oturumunda, Pepino’yla aynı soruyu 2,5 milyon takipçisiyle paylaştı: “Dünyanın gelecekte çok zor bir yer olduğunu bile bile hâlâ bu gezegene çocuk getirmek, uygun mu?”

Enviromental Research’ün 2017’de bu konudaki ilk verileri ortaya koyan araştırması, bu büyük krize yapılabilecek en büyük katkılardan bir tanesinin, ebeveynlerin planladıklarından bir çocuk daha az dünyaya getirmeleri olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki, araştırma verileri, bir çocuk daha az dünyaya getirmenin bir ebeveynin yıllık karbondioksit salımını yaklaşık 58 ton düşüreceğine ışık tutuyor. Geçtiğimiz yıl New York Times ve Morning Consult tarafından, 20-45 yaş arası 1858 erkek ve kadınla yapılan ankette, katılımcıların yüzde 11’i “küresel ısınmayla ilgili endişeli oldukları için çocuk istemediklerini ya da emin olmadıklarını”; yüzde 33’ü aynı sebeple esas ideallerinden daha az sayıda çocuk yapmaya karar verdiklerini belirtti.

Business Insider’ın SurveyMonkey hedef kitlesiyle geçtiğimiz mart ayında yaptığı online anketin sonuçları da dikkat çekici. Ankete göre, katılımcıların yalnızca yüzde 8’i küresel ısınmanın etkilerinin çocuk sahibi olma kararında kesinlikle düşünülmesi gerektiğini savunurken; yüzde 30’u çiftlerin karar alırken bu krizin olası hayatı tehdit edici unsurlarını göz önünde bulundurmaları gerektiğini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 40’ından fazlasına göre ise, küresel ısınma ebeveynlerin bu tercihlerinde kesinlikle hiçbir rol oynamamalı. Anketin verileri, 18-29 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 38’inin çocuk yapma konusunda küresel ısınmayı dikkate alan grup olduğunu ve 30-44 yaş aralığının da yüzde 34’ünün buna katıldığını ancak 60 yaş ve üzerindeki katılımcıların yüzde 47’sinin kesinlikle bu kararda küresel ısınmanın bir etkisi olmaması gerektiğini düşündüğünü ortaya koyuyor.

Öte yandan Unicef’in 5 Nisan tarihli açıklaması küresel ısınma sonucu yaşanan yok edici sellerin, kasırgaların ve doğal afetlerin bugüne kadar Bangladeş’te yaşayan 19 milyon çocuğun yaşamını ve geleceğini etkilediğine vurgu yapıyor. Organizasyonun bir diğer bulgusu ise, 25 Nisan’da Mozambik’te yaşanan İdai ve hemen ardından Kenneth Kasırgası felaketlerinin 1,5 milyonu aşkın çocuğu etkilediği üzerine. Aslında Unicef’in bu konuda bilgilendirmesine göre, çocuklar kendilerini korumada ve yaşam koşullarını sürdürmede ebeveynlerine bağlı oldukları için bu tip doğal afetlerde kendilerini korumaları da çok daha zor olduğu için, en fazla etkilenen gruplar arasında yer alıyor.

“Rahatsız edici şekilde otoriter, hatta faşizan”

Her ne kadar konuyla ilgili çok seslilik mevcutsa da, Ocasio Cortez’in açıklamasının ardından özellikle sağ görüşlü politikacılar, bu düşünceyi mantıklı bulmadıklarını belirtmeye devam ediyor. Siyasal danışman Steve Hilton “Rahatsız edici şekilde otoriter ve hatta faşizan” sözcüklerini kullanarak Ocasio-Cortez’in muhtemelen psikolojik bir çöküntü yaşadığını düşündüğünü belirtiyor. Fox News sunucularından Tucker Carlson da Pepino’yu programında ağırladığında, bu düşünceyi zerre doğru bulmadığını belirtmesinin yanı sıra, “Öyle bir şey olmayacak” sözleriyle ve ardından gelen gülmesiyle de duruşunu ortaya koymuştu. Yine de popülasyon artışının önüne geçilmesinin gezegenin küresel ısınma krizine bir çözüm olmayacağına yönelik düşünceler yaygın. Birleşmiş Milletler 2030 yılında dünya nüfusunun 8,5 milyar insana ve 2100’de 11 milyara ulaşacağını öngörüyor. (Her bir birey yıllık olarak ortalama 5 ton karbondioksit yayar -Dünya Bankası.) Ancak Corey J. A. Bradshaw ve Barry W. Brook imzalı rapor, nüfusu azaltmanın küresel krizi çözmek için pek de hızlı bir yöntem olmadığını ortaya koyuyor. “Dünya çapında tek çocuk politikasına geçilse bile yüzyılın sonuna geldiğimizde bugünün nüfusuyla hemen hemen aynı rakamlara ulaşmış oluruz” diyen ikili, bunun yerine ulusal ve uluslararası politikalarla karbon ayak izinin ve kişi başına düşen tüketimin azaltılması gerektiğine ışık tutuyor. ABD’de 2015’te “küresel ısınma tehditlerinin üremedeki etkisi” hakkında bireyleri bilinçlendirme amaçlı kurulan Conceivable Future’un kurucu ortağı Josephine Ferorelli, “Bir bebek eksik, bir bebek fazla fark etmez. Sizin bireysel olarak tek başınıza aldığınız bu kararın bu küresel kriz üzerinde hiçbir kalıcı etkisi olmayacaktır” diyor.

Project Drawdown tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göreyse küresel ısınmayla savaşırken izlenebilecek en etkili yollar şöyle: Soğutucu Akışkanları Yönetmek (629 milyon aracı yollardan almakla aynı etkiyi yapar), Kara Rüzgar Tirbünleri Kurmak (593 milyon araçla aynı etki), Gıda İsrafını Önlemek (495 milyon araçla aynı etki), Daha Fazla Bitki – Daha Az Et Tüketimi (464 milyon araçla aynı etki) ve Tropikal Ormanları Onarmak (429 milyon araçla aynı etki).

Görüldüğü üzere konuyla ilgili görüşler çok renkli, ancak tabii ki tamamen bireysel olan bu kararı alırken verilerin de altını çizdiği üzere resmi geniş perspektiften görmeye çalışmanın faydası büyük olacaktır.

Gönül Hadımlı, Gazeteci

Benzer Yazılar

Görünmez olma hakkı erirken…

Ad Hoc

Tekno-hegemonya ve yetersiz kalan hukuk

Ad Hoc

Kişiselleştirilmiş çağ

Ad Hoc