Tematik

Dansın dayanılmaz hafifliğinde katı bir özgürlük hali

Dansın dayanılmaz hafifliğinde katı bir özgürlük hali

İki görüntü canlanıyor gözümüzde. İlki neredeyse 20 yıl öncesinden. Jülide Kural’ın 2002-2003 yıllarında sergilediği Frida – Yaşasın Hayat oyununda aynı anda iki sanatçı temsil ediyordu sahnede büyük ressamı. Tekerlekli sandalyedeki tutsak bedenine sıkışmış bir Frida ve yürüyemediği için dans etmeye başlamış, düşüncelerini özgürleştirmiş bir Frida. Meksikalı ressamı oynayan Jülide Kural’a sahnede eşlik eden, ressamın iç dünyasını oynayan dansçı Ece Özgenel’di.

Bir diğeriyse daha yakın bir geçmişten ve sosyal medya gündemine oturmuş cinsten. 23 Nisan günü Samsun’da bir ilkokulda gerçekleşen bayram kutlamasında gösterinin başrolündeki öğretmeniyle dans eden tekerlekli sandalyesindeki Zeynep Uysal.

Bu iki görüntü Farklı Bedenlerle Dans performansının koreografı Tuğçe Tuna’nın sözlerini getiriyor aklımıza: “Bedende bilinmeyene güvenmek, alan açmak…” Beden hareketleri bu şekilde kurgulandığında, dans için kusursuz bedenlere ya da anatomik kapasiteye değil, hafıza ve çeşitliliğe sahip olmak yetiyor. 2015 yılında Salt Beyoğlu’nda da gösterime giren performansı şu sözlerle anlatısallaştırıyordu Tuna: “Genellikle ‘uç’tuğumuz, uç olduğumuz doğrudur.”

Dans ve engellilik… Anaakım kültürde bu ikisi birbirinin zıttı iki deneyimmiş gibi algılanıyor. Bir yanda güzel ve zinde olan, diğer yanda çirkin ve çelimsiz olan. Oysa, 1960’lı yıllarda dans eğitmeni Hilde Holger’in Down sendromlu oğluna dans öğretmesi ve sonrasında zihinsel engelli dansçılarla 1968’de Sadler’s Wells’te sahne almasıyla başlayan kapsayıcı dans hareketi bugün giderek daha fazla destek buluyor. Yıllara yayılmış bu hareketin en önemli katkılarından biri de dans ve engelliliği birbirinin karşısına koyan dualiteye meydan okuyarak ne tür hareketlerin bir dansı ve ne tür bedenlerin bir dansçıyı oluşturabileceğine yönelik çerçeveleri genişletmek oldu… Bu çerçeveler genişledikçe, dans performanslarının estetik niteliğine karar veren tüm sınır polisleri giderek hükmünü yitirmeye ve engelliler üzerindeki teoriyle sınırlı olan söylemsel alan, canlı bedensel deneyimleri de kapsamaya ve çeşitlenmeye başladı. Dans ve engellilik kavramlarını bir arada düşünmek, Ann Cooper Albright’in Strategic Abilities: Negotiating the Disabled Body in Dance makalesinde belirttiği gibi, bir bedeni kuran ve kültürel algılarımıza yerleşmiş fiziksel kabiliyet, öznellik ve kültürel görünürlük gibi kurguların üretildiği arkeolojik süreci yeniden gözden geçirmeye olanak tanıyor: “Otonomi, sağlık ve kendi yazgını belirleme hakkına dair tüm fikirlerimiz bedenin üzerinde mutlak bir kontrole sahip olduğumuz etkin bir makine olduğu kabulüne dayanıyor… Engelli bedenleri dans ederken görmek bize çifte bir bakış açısı kazandırıyor: Bir dans performansının dansçının fiziksel yeteneği üzerinde yükselirken, onunla sınırlı olmadığını anlıyoruz.”

Fiziksel imkânsızlıkta otonomi üretmek
Bedenin maddeselliğinin, katılığının en çok farkına varıldığı mecra belki de engellilerin dansı. Bu görüşte, kültürümüzdeki dans algısının aslında fizikselliğinden özgürleşmiş soyut bir beden tahayyülü üzerinde inşa edilmiş olmasının payı büyük. Ayrım, Albright’ın sözleriyle şöyle açığa çıkıyor: “Bir yanda tüm zarafeti ve hafifliğiyle yokmuş gibi hareket eden klasik beden, diğer yanda bu kusursuzluğu maddi alana çekerek parçalayan; nefes nefese kalmış, terlemiş, teknik hatalar yapan, yaşını ya da faniliğini ele veren grotesk beden.”

ABD’li sanat eleştirmenlerinden Arlene Croce, 1994 yılında, ölümcül hastalıklara sahip dansçıları bir araya getiren Still/Here performansını izlemeye gitmeyeceğini zira bu “röntgenci” girişimin eleştirel bir dokunulmazlığa sahip olduğunu vurgulamıştı New Yorker’daki makalesinde. Performansı “kurban sanatı” olarak tanımlayan Croce, Susan Sontag, Tony Kushner ve Joyce Carol Oates’ın da dahil olduğu kalabalık bir gruptan sert tepkiler toplamıştı. Yaratıcı camiayı, fikir ayrımına sürükleyen soru şuydu: Dansın işlevi nedir; anonim, aşkın bir güzelliğe meyletmek mi yoksa dünyadaki bayağılık ve insani zaaflarla meşgul olmak mı?
Neyse ki bu ayrımlar, belki siyasi doğruculuk belki de samimi bir kültürel serbestleşme açılımıyla aşılıyor ve güncel yaklaşımların çoğu dansın ikinci işlevi etrafında toplanıyor. AXIS Dance Company, Candoco Dance Company, Dancing Wheels, DV8 Physical Theatre, Full Radius Dance, The GIMP Project, Indepen-dance, Remix Dance Project, Restless Dance Theatre ve Amici Dance Theatre Company gibi engelli ve engelsiz bedenleri bir araya getiren ve geleneksel dans figürlerine yepyeni koreografiler ekleyen dünya çapındaki dans okulları başta olmak üzere pek çok girişim sayesinde bugün engelli bedenler, başka insanların anlatılarındaki pasif katılımcılar olmanın ötesine geçiyorlar.

Fotoğraf: Chris Parkes, Sadler’s Wells.

Benzer Yazılar

Dijital çağda sokak protestoları

Ad Hoc

‘Evinde gibi’ hissettiren ofisler

Ad Hoc

Çernobil’in sokak köpekleri

Ad Hoc