Tematik

Dayanışma, globalleşme ve bilim

Dayanışma, globalleşme ve bilim

Ulusların siyasi sınırları kapanmış olabilir ancak bilim insanları hiç olmadıkları kadar sınırlarından arındılar pandemi sürecinde. Tarihte eşi görülmemiş bir global dayanışma örneğiydi bu (bir benzeri HIV çalışmaları için 1990’larda yapılsa da bugünün teknolojileri ve bilgi paylaşma imkânlarına sahip değildi dönemin bilim insanları ve doktorları). “Daha önce hiçbir zaman bu kadar ülkeden bu kadar çok araştırmacı,” diyor New York Times, ”aynı anda tek bir konuya böylesi bir aciliyet bilinciyle el atmadı. Neredeyse diğer tüm araştırmalar durma noktasına geldi.” Hastaneler, akademik kurumlar, araştırma merkezleri, bilim gazetecileri, iletişimciler, üniversite öğrencileri, bilgi kirliliği ve komplo teorileriyle mücadele edebilmek için popüler kitle iletişim araçlarını kuşanıp sosyal medya fenomenliğine giriş yapan bilim insanları… Her biri güven krizinin yıllardır hüküm sürdüğü bir ortamda böylesi umut verici bir global işbirliğinde yerini aldı.

Bilgi devrimi

Başlangıçta Çinli otoriteler salgını gizlemeyi tercih etse de, Şangay’dan bir laboratuvarın Ocak ayında virüsün genom dizilimini tüm dünyayla paylaşmasının hemen ardından global bir bilim ittifakı inşa edildi ve bu dizilimin referans alındığı koronavirüs test çalışmaları start aldı. Tarihin en etkili ve hızlı aşılarının üretilmesinde bu paylaşımın yeri büyük. Akademik yayıncılık da bazı yapısal modellerin, krize yanıt verecek şekilde dönüşümüne sahne oldu.

Harvard Üniversitesi T.H. Chan School of Public Health’ten Marc Lipsitch, yıllar önce, beklenmedik salgın hastalıklar başta olmak üzere bilgiye erişimin kritik olduğu dönemlerde bilimsel iletişimin hız kazanması için, araştırmaların hakemli ve yüksek profilli yayınlarda yer almadan önce görücüye çıkabildiği bir platform inşa etmişti. Böylelikle bilim insanları, bir derginin çalışmalarını yayımlamasından yaklaşık 100 gün önce, verileri hızlı bir şekilde topluluklarıyla paylaşabileceklerdi. Bununla birlikte, 2015-2016 Zika virüsü salgını ve 2014-2016 Ebola salgını sırasında, dergilerde yayınlanan makalelerin yalnızca yüzde 5’i bu ön baskı platformlarında yer almıştı. Koronavirüs salgını bu kalıplarda bir değişim yarattı.

Henüz Şubat ayında bilimsel yayınlarda yer alan 261 makale varken, 283’ten fazla makale bu ön baskı platformlarında erişime açılmıştı. Önde gelen biyomedikal ön baskı platformlarından bioRxiv ve medRvix günde 10 tane makalenin kendilerine gönderildiğini belirtiyordu. Yüzlerce kişiden oluşan değerlendirme kurulları ve yazı işleri ekipleri gecelerini gündüzlerine katıp bu bilgileri kamuyla buluşturdular.

Özellikle Batı’daki akademik kurumlarda, finansal kaynak yaratabilmek ya da üniversitelerde iş güvencesine hak kazanabilmek için önemli araştırmaların gizlilik içinde sürdürülmesine bile Covid-19 kapsamında ara verildiğini ifade ediyor Harvardlı tıp profesörü Ryan Carroll.

Temmuz ayında Jenny J. Lee ve John P. Haupt imzasıyla Higher Education dergisinde yayınlanan “Scientific globalism during a global crisis: research collaboration and open access publications on Covid-19” makalesinde, gergin jeopolitik iklime rağmen, pek çok ülkenin uluslararası bilim dayanışmasında yerini aldığını ve özellikle açık kaynaklı yayıncılığın arttığını okuyoruz. Yazarlar ayrıca, krizden daha fazla etkilenen ya da daha düşük GSYİH’e sahip ülkelerin işbirliğine daha fazla yatırım yaptığını belirtiyor.

Bilimsel bir globalleşme?

University of Cambridge’ten tıbbi yoğun bakım uzmanı Dr. Charlotte Summers, The Guardian’da yayınlanan “How did scientists tackle Covid so quickly? Because they pulled together” başlıklı makalesinde bilim dünyasında artan sorumluluk duygusunu kişisel olarak nasıl taşıdığını yazıyor: “Böylesine çalkantılı ve zor dönemler, olayları ve kendi rolünüzü yeniden düşünmeye sevk eder. Özellikle bu yıl öğrendiğim bir şey: 2020’den önce hiç bir gazete makalesi yazmamıştım, televizyona çıkmamıştım, hatta işim hakkında bir gazeteciyle bile konuşmamıştım. İtiraf etmekten utanıyorum, bilimi daha geniş bir izleyici kitlesine aktarmanın önemini takdir edemedim. Salgın sırasında ortaya çıkan yanlış bilgi akışı görüşümü değiştirdi ve beni bu sorunları daha net açıklamam gerektiğine.”
Böylesine parçalara ayrılmış bir dünyada güven ve işbirliğini nasıl inşa ederiz? Dünya Ekonomik Forumunun yıllardır yanıtını aradığı bu soru, Covid-19 pandemisiyle bilim alanında bir cevap bulmuş gibi duruyor. Yıllardır globalleşme karşıtı, kabileci ve popülist eğilimlerin sürdürdüğü söylemsel egemenliğe bir süreliğine enternasyonalizm ve dayanışma ile son verildi. Bu alternatif globalleşme modeli yaşamın diğer alanlarına da uygulanabilir umarız.  

Benzer Yazılar

Ölçülebilir güzellik mümkün mü?

Ad Hoc

Raymond Williams taşrasından beyaz yakalıların taşra imgesine

Ad Hoc

Uzmanların geri dönüşü ne zaman?

Ad Hoc