Kültür

Değersiz Nobeller ve Laputa

Değersiz Nobeller ve Laputa

Türkiye’de ‘’Değersiz Nobeller’’ olarak bilinen ödüller, 1991’den beri verilmekte olan ‘’Ignoble Nobels’’ ya da kısaca ‘’Ig Nobels’’ adıyla anılır. Bu yıl, 12 Eylül 2019 tarihinde dünyanın en saygın üniversitelerinden Harvard Üniversitesi’nin Sanders Salonu’nda yapılan törenle 29’uncu kez dağıtıldı. Değersiz Nobeller ödülleri, Annals of Improbable Research dergisi tarafından organize ediliyor ve Harvard Üniversitesi’ndeki bazı bilimsel dernekler tarafından destekleniyor.

2019’da Fizik, Psikoloji, Barış, Ekonomi, Mühendislik, Kimya, Anatomi, Biyoloji, Tıp ve Tıp Eğitimi dallarında verilen ödülleri alan bilim insanlarından gala töreninde 60 saniyeyi geçmeyecek bir konuşma yapmaları sonra MIT’de halka açık dersler vermeleri bekleniyor. Amacı önce güldürmek sonra düşündürmek olarak açıklanan bu ödülleri düzenleyen dergi; alay etmek gibi bir amaçları olmadığını, tuhaf, komik ve hatta absürt gibi görünen pek çok gelişmenin iyi olabileceği ya da absürtlüğüne rağmen bazı kötü gelişmelerin de saygı ve ilgi görebildiği düşüncesinden yola çıktığını belirtiyor.

Ödüller incelendiğinde çoğunun belirtilen şekilde tuhaf hatta absürt görülen çalışmalara verildiği görülmektedir. 2019 yılında verilen ödüllere bakalım. Tıp alanında, pizza yiyenlerin hastalık ve ölüme karşı korunabileceği araştırmaya; Mühendislik alanında, bebek bezi değiştirme makinesi fikrine; Barış alanında ise kaşınma keyfini ölçme çalışmasına, Psikoloji alanında ağızda kalem tutmanın insanın gülümsemesine ve onun mutlu olmasına sonra da aslında mutlu etmediğini anlamasına neden olduğu yolundaki çalışmaya verilmiştir. 2018 yılında da Tıp alanı için Ig Nobel’ini alan çalışma kaykaya binmenin böbrek taşlarının atılmasını hızlandıracağı tezini savunur. Beslenme ödülünü ise insan etinden alınan kalorinin diğer geleneksel et diyetlerinden alınan kaloriden daha az olduğu yolundaki çalışma kazanmıştır. 2017 yılının Anatomi ödülü için yaşlı insanların neden daha büyük kulakları olduğu araştırması uygun görülürken; 2016 yılının Ekonomi ödülü satış ve pazarlama perspektifinden kayaların kişiliklerinin değerlendirilmesi araştırmasına verilmiştir.

Gerçekten kopuk olana eleştiri
Tüm Ig Nobel ödülleri, İrlandalı yazar ve hiciv ustası Jonathan Swift’in 1726 yılında kaleme aldığı ‘’Gulliver’in Seyahatleri”ni akla getiriyor. Swift; ahlaki düşkünlük, beceriksizlik ve yolsuzluklar nedeniyle İngiliz ve İrlanda toplumlarını, ‘’Whig’’ ve ‘’Tory’’ olarak bilinen Liberal ve Muhafazakâr Partileri, Walpole gibi siyasetçileri, din adamlarını, soyluları ve hatta kral I.George’u ayrıca İngiltere’nin İrlanda’ya yaptığı askeri, siyasi ve ekonomik baskıları eleştirir. Roman Gulliver’in ‘’Cüceler’’ ve ‘‘Devler’’ ülkelerindeki maceraları ile bilinir.

Romanının üçüncü bölümünde, Güliver bir başka deniz yolculuğunda korsanlardan kaçarken Laputa adlı uçan bir adaya sığınır ve orada karşılaştığı insanlar hakkındaki gözlemlerini dile getirir. Güliver’in yakından görme şansı bulduğu tamamı erkek olan bilim insanları astronomi, matematik ve müzik sembolleri ile süslenmiş giysiler giymektedir. Aslında işe yaramayan projeler peşinde zihinleri o kadar meşguldür ki yanlarında ‘’flapper’’ adı verilen yardımcılarla dolaşmakta ve bu kişilerin ağızlarına ya da kulaklarına hafifçe vurmasıyla kendilerine hitap edildiğini anlayabilmektedir. Swift’in bu bölümde romanın geneline yayılan hicvin yanı sıra bir başka şey daha dikkat çeker. O da 1660’da kurulan ‘’The Royal Society’’ yani ‘’Kraliyet Bilim Kulübü’’nde bir araya gelen bilim insanlarının yararsız, halktan ve gerçekten kopuk projelerle uğraştıkları için eleştirdiği yaygın kabul gören bir düşüncedir.

Uçan ada Laputa ve Balnibarbi kıtasında yer alan ülkenin başkenti Lagado’daki Büyük Akademi’de Gulliver’in karşılaştığı matematikçiler, astronomlar, müzisyenler ve bilim insanları, yaptıkları çalışmalar nedeniyle her an dünyanın güneşin içinde eriyebileceğini ya da kuyruklu bir yıldızın dünyaya çarpabileceğini düşündükleri için sürekli rahatsız, huzursuz ve korku içindedir. Bu yüzden hiçbir şeyden keyif alamazlar. Bilim insanları doğru dürüst iş yapamadıkları için aslında çok verimli olan topraklar işlenmeden kalır. Evleri ve işyerleri harap olmuş durumdadır. Üstleri başları ve eşyaları da dökülmektedir.

Romandan ödüle aday çalışmalar
Laputa ve Lagado’da yapılan çalışmalar, değersiz Nobel kazanan çalışmalara ilginç benzerlikler gösterir. Bugün bu çalışmalar söz konusu olsa neler olurdu? Mühendislik alanında salatalıktan güneş ışığı elde etme çalışması, Beslenme alanında insan dışkısını yiyeceğe dönüştürme araştırması, Kimya alanında ise buzu baruta dönüştürmeye çalışması ödülü hak ederdi. Mimari alanında Lagado’da bir mimarın temelden çatıya doğru değil, çatıdan başlayıp temele doğru inşa edilecek şekilde tasarladığı ev Ig Nobel’e layık görülebilir. Kör bir ustanın, kör çıraklarına koku ve dokularına göre renkleri öğretmeye çalışması ile bir profesörün öğrencilerine rastgele sözcük üreten bir makine ile felsefe ve siyaset üzerine kitap yazabileceklerini anlattığı çalışmalar da Eğitim alanındaki ödül için değerlendirilebilir.

Romanda bahsi geçen bir ziraatçı, domuzların sevdiği sebzeleri önce tarlaya gömüp sonra bu tarlada serbest bırakacağını sonra da domuzların bu yiyecekleri bulmak için toprağı eşeler, tarlayı sürer ve hatta domuzların tarlaya gübre de bırakacaklarını iddia eder. Bu çalışma da Tarım/Ziraat alanlarındaki Ig Nobel ödülüne aday olacaktır. Bir başka bölümde, bir dil uzmanının isimler hariç dilin bütün diğer ögelerini atmaya çalışması, dili özlü yapıp yaşamı uzatmayı amaçlamaktadır. Bu da muhtemelen Dil alanındaki ödül için değerlendirmeye alınacaktır. Ekonomi ödülü için de verilecek örnek çok. Mesela vergi sistemi üzerine tartışan iki profesörün kötü huyların vergilendirilmesi, en çok beğenilen erkeklerin en çok vergiyi ödemesi, kadınların güzellik ve kıyafetlerine göre vergilendirilmesi, zekâ ve cesaretin yanı sıra nezaketin vergilendirilmesi öneri olarak sunulabilir.

Gulliver’in Seyahatleri hayal gücünü çok zorlar. Onu Japonya hariç tamamen hayali kıta ve ülkelerde geçen bir roman gibi görün, aslında Jonathan Swift’in 17 ve 18’inci yüzyıllarda Büyük Britanya ve İrlanda’yı anlatır. Hem insanlığın zafiyetlerini hem kurumlardaki yolsuzluk ve eksiklikleri eleştirdiği çok değerli bir eserdir. Özellikle insan kusurlarını ve zayıflıklarını anlattığı dördüncü bölüm ise bambaşka bir yazı konusu olacak niteliktedir.

Nejat Töngür
Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

Bisikletin “şeytan arabası” olarak portresi

Ad Hoc

Hareketin merkezine yolculuk

Ad Hoc

Gelecek kötüyü düşünmenin estetik hazzı: Distopya

Ad Hoc