Tematik

Dijital çağda sokak protestoları

Tiananmen Meydanı Olayları’nın 40’ıncı yıldönümünde, Hong Kong ve Çin hükümetlerini karşı karşıya getiren Şemsiye Devrimi’nin beşinci yıldönümünde ve hatta devamında, sosyal medya sonrası sokak hareketlerinin dününe ve bugününe bakmak belki faydalı olabilir. Bildiğiniz gibi Çin’in, suçluların ülkeye iadesini kolaylaştıracak yasal düzenlemesine karşı Hong Kong’da milyonlarca kişi haftalardır sokakları işgal ediyor. Çin tarafı, düzenlemenin toplumdaki suç oranlarıyla mücadele için uygulanacağını iddia etse de Hong Kong politik muhalefetin ve aktivistlerin de düzenleme kapsamına alınacağı ve son yıllarda Hong Kong’tan anakara Çin’e kaçırılma vakalarını yasallaştıracağı görüşünü savunuyor. Çin, yasanın görüşülmesini gelecek yıla erteleyerek geri adım atsa da Hong Konglular önerinin tamamen rafa kaldırılması yönünde protestolarını sürdürüyor.

Hong Kongluları sokağa döken bu gelişmeler, teknoloji ve sosyal medyayla anılmasa da belki de son 10 yılda gerçekleşen çoğu sokak protestosu ilhamını, gelecek umudunu ve değişim istencini sosyal medya üzerinden büyüttü ve geliştirdi. Örneğin Wall Street’in yüzde 1’ine karşı “main street”in yüzde 99’unu savunan Occupy Wall Street ilk kez 17 Eylül 2011 tarihinde Zuccotti Park’ta bir araya geldiğinde çok geçmeden sosyal medyada yayılmış ve 2 ay içinde ABD sınırlarında 600 farklı noktada dev bir harekete dönüşmüştü. Tüm dünyada ise 82 ülkeden ve 950 kentten protestocu harekete destek vermeye ve kendi ülkelerinde benzer işgal eylemleri uygulamaya başlamıştı. Arap Baharı sırasında da benzer gelişmeler yaşanmıştı. Protestocular organize olmak, gıda bağışlamak, eylemleri konusunda halkı bilgilendirmek, yerel ve global farkındalık yaratmak için hep sosyal medyayı kullanmış ve başarılı olmuşlardı.

Elbette yakın tarihten hatırladığımız bu gelişmeler aklımıza bir soru getiriyor: Nasıl oluyor da bugünün toplumsal hareketleri, büyük umutlarla ve yüzbinlerce insanı bir araya getirerek başladıkları serüveni, gerçek bir politik değişime dönüştüremiyorlar? Occupy hareketi dünyanın dört bir yanında eşitsizlik konusunun tartışılmasına vesile olmuştu, ancak eşitsizliği üreten politikaların değişmesini sağlayamamıştı. İspanya ve Yunanistan’da, 2008 finansal krizi sonrasında uygulanan sert kemer sıkma politikaları nedeniyle milyonlarca insan sokakları işgal etmiş ancak aynı politikalar bugün de aktif olarak uygulanıyor (hatta 2011 yılından bu yana IMF direktörlüğünü üstlenen ve kemer sıkma politikalarına destek veren Christine Lagarde’ın Avrupa Merkez Başkanlığına geçeceği konuşuluyor bugünlerde).

Sosyal medya hem gücün hem de zayıflığın adresi

Yıllardır toplumsal eylemler ve sosyal medya ilişkisi üzerine çalışan University of North Carolina sosyoloji departmanından Zeynep Tüfekçi, Social Movements and Governments in the Digital Age makalesinde sosyal medyanın protestoları üç başlıkta güçlendirdiğini belirtiyor: Kamunun ilgisini çekme, hükümet sansürünü aşma ve koordine olma. Devletlerin, bilginin çerçevesini ve dolaşımını kontrol altına aldığı sınır polisleriyle dolu günlerin aşılmasında ve sokak protestolarının hızla örgütlenebilmesinde sosyal medyanın etkisini azımsamayan Tüfekçi, aynı nedenlerin günümüz eylemlerinin uzun dönemli toplumsal dönüşümlere evrilmesini engellediğini savunuyor. Yıllara yayılan uzun bir hazırlık süreci olmadan anında örgütlenebilen ve binlerce insanı bir araya getiren protestolar sahip oldukları dijital teknoloji imkânlarıyla aslında bir eksikliklerini örtmüş oluyorlar: Organize olma, karar alma ve ancak zamana yayılmış ortaklaşa çalışmayla yaratılabilen kolektif yetkinlikler. İşte, günümüz hareketlerinin yoksun olduğu asıl değer.

Bugünün dijital gücüne karşılık yıllar öncesinin kolektif irade gücünü örnek veriyor Zeynep Tüfekçi; otobüslerdeki ırk ayrımını protesto etmek için 1955 Alabama’sında düzenlenen ve 50 bin kişiyi sokaklarda bir araya getiren Vatandaşlık Hakları Hareketi’ni anımsatıyor. Binlerce broşür hazırlamak için üniversite kampüslerinde sabahlandığı, alınması gereken kararlar için aylarca yüz yüze görüşmelerin yapıldığı, öngörülmeyen gelişmelerle karşılaşıldığında yaratıcı stratejilerin kolektif bir şekilde uygulandığı ve ortaklaşa öğrenmenin ve düşünmenin geliştiği 1950’ler ve 1960’lar dönemi, toplumsal ve kültürel birçok değişimi beraberinde getirdi. Ve bugün biz, sokak protestolarının liderlerinden Martin Luther King’i ilhamla anıyoruz.

Benzer Yazılar

‘Evinde gibi’ hissettiren ofisler

Ad Hoc

Sokakları hayata döndürmek

Ad Hoc

Evler, kentler ve kuşaklar

Ad Hoc