Manşet Tematik

Dijital diktatörlükte risk unsurları: Zihinler ve bedenler

2018 yılında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda çarpıcı bir konuşma gerçekleştiren yazar Yuval Noah Harari, veri sahipliği konusuna odaklanarak verilerin kontrolünün elit bir kesime ait olması durumunda dijital diktatörlüğün doğabileceğinin ve olası riskler için hızlı hareket etmemiz gerektiğinin altını çizmişti. Biyolojinin ve verinin yakın gelecekte bir araya gelerek insanlık için benzeri görülmemiş tehlikelere yol açabileceğini de belirterek veriyi yönetenlerin tüm yaşamı yönetebileceğine dikkat çekmişti Harari. Homo Sapiens’in son nesli olduğumuzu neredeyse her konuşmasında yineleyen Harari, artık tekstil, otomobil ya da silahlar değil; bedenler ve zihinler geliştireceğimizi ifade etti.

Dijital riskler

Her sektörde olduğundan çok daha fazla risk barındıran bilişim sektörü tarafında yüksek suç oranları mevcut; üstelik buradaki suçlar özgül boyutlarla karşımıza çıkıyor. Bazı yasal düzenlemelerin henüz hayata geçirilmemiş olması suça davetiye çıkaran ihtimalleri yükseltiyor elbette. Siber suçlar; online dolandırıcılık, dijital zorbalık, bilgi korsanlığı, kimlik hırsızlığı gibi farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Üstelik gün geçtikte yenilenen ve ucu bucağı olmayan teknolojik imkânlarından faydalanmak isteyen kişi sayısı artıyor ve pek çok insan da bu işin sonunun nereye gideceğini düşünmeden bu sistemlere güven duyabiliyor. Veri üzerine alınan kararlar doğrultusunda uygulanan bazı kısıtlamalar ve düzenlemelerin getirilmesi kişisel ve toplumsal açıdan rahatlama sağladı ancak Harari’nin ifadelerine benzer şekilde bunun büyük bir güç olduğunu ve bu gücün bu kuralların çok daha ötesinde işlediğini de düşünmeden edemiyoruz.

Harari, Charles Darwin’den bu yana 150 yıllık biyolojik araştırmaları üç kelimeyle özetleyebileceğimizi söylüyor: Organizmalar birer algoritmadır. Verilere bu açıdan baktığımızda ise beden ve beyindeki biyokimyasal süreçlerin analiz edilebileceği ihtimali doğuyor ki bu da gayet mümkün. İnsanı insandan çok daha iyi tanıyan makinelerin gelişmesi ve artan siber saldırıların büyük savaşlara neden olacağı ihtimali, dijital diktatörlüğün yükselişine çağrıda bulunmak için yeterli.

Hatta hâlihazırda Rusya’dan Kanada’ya, Çin’den ABD’ye siber saldırıların gerçekleştiğini de söyleyebiliriz. Hangi ülkeden hangi şehre ya da şehirlere saldırı yapıldığı da siber saldırı haritaları üzerinden görülebiliyor. Bunun için Live Cyber Threat Map, Digital Attack gibi gerçek zamanlı haritaların olduğu web sitelerine göz atabilirsiniz.

Uluslararası eşitsizlik ve şekli değişen savaş

Yeni dünya düzeninde verinin önemini kavramak içinse banka hesaplarınızın ya da cep telefonlarınızın hack’lenme ihtimalini düşünebilirsiniz. İnsanlar daha çok hack’leme yeteneği kazandıkça insanı hack’leyen bir güce sahip olabiliyor. Bu yüzyıla kadar asla söz etmediğimiz ihtimallerin bugünkü gerçekliği ise son derece korkutucu. Eskiden kimse bizleri her yerden, her zaman takip edecek güce sahip değildi. İşlem gücü ve biyolojik bilgiden faydalanarak yaptığımız her şeyi izleyen, dinleyen, ne hissettiğimizden nasıl düşündüğümüze kadar bizi tanıyan sistemlerden söz ediyoruz. Biyolojik kavrayış ve nörobilim alanındaki gelişmeler de ülkeler arası çıkar politikalarının böyle bir düzende nasıl işleyeceğini bizlere bir kere daha sorgulatıyor ve siber güçleri elinde bulunduranların yaratacağı eşitsizlik başka büyük riskleri de düşünmemize vesile oluyor.

Havayolu trafiği üzerinden gerçekleştirilen sistemsel saldırılar uçak kazalarına yol açabilir, ameliyat esnasında yapılan bir siber saldırı can kaybına sebep olabilir. Böylesi bir durumda siber saldırıların gücünü keşfedenler tarafından gerçekleştirilen siber savaş riski hafife alınabilecek gibi değil. Harari’ye göre yapay zekâ devrimi yalnızca sınıflar arasında değil ülkeler arasında da öngörülemeyen bir eşitsizlik yaratacak, böylece tüm dünyanın dengesi bozulacak. Ve bizler en kısa sürede gücü dağıtıp zarar eşitsizliğini önleyemezsek yapay zekâ bazılarının aşırı zenginleşmesine ve güçlenmesine neden olacak.

Verilerin mülkiyeti nasıl düzenlenecek?

Harari, tüm bu konuşmaların ardından olası çözümlere de dikkat çekmek için, verilerin nasıl düzenleneceği konusundaki fikirlerini de paylaşıyor: “Bunun için farklı alanlardan farklı uzmanlara danışmanın ve belki de konuyu çok daha geniş çapta ele almanın zamanı gelmiştir” diyerek; verilere yönelik düzenleme tartışmalarını duyan çoğu kişinin aklına özel yaşamın gizliliğinin, alışverişin, şirketlerin nerede olduğumuzu ve ne satın aldığımızı bilmesinin geldiğini ifade ediyor. Aslında bu da buz dağının sadece görünen kısmına odaklandığımızın kanıtı. Zira çok daha önemli şeylerin risk altında olduğunu sadece insanlığın değil, tüm canlı yaşamının bu soruya bağlı olduğunu hatırlatarak; “Bilim insanlarımızdan, filozoflarımızdan, hukukçularımızdan ve hatta şairlerimizden, özellikle şairlerimizden, bu soru üzerinde kafa yormalarını istemeliyiz” diyor.

Bugün dünya üzerinde sağlayamadığımız düzeni, bildiğimiz yollardan ilerletemediğimiz demokrasi anlayışını dijital diktatörlük çağında nasıl yaşatacağımız üzerine düşünmemiz gereken bir zamandayız. Bu tartışmayı çok geç olmadan yapmalıyız aksi halde yaşamımıza hali hazırda içkin olan riskler yakında birer tehdide dönüşecekler.

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Nisan 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Benzer Yazılar

Görünenin ardındaki kadim dil: Semboller

Ad Hoc

İzolasyon hali ve yaratıcılık

Ad Hoc

Bir delinin portresi: Joker

Ad Hoc