Tematik

Dijital kültür savaşları ve yeni muhafazakârlar

Dijital kültür savaşları ve yeni muhafazakârlar

Geçtiğimiz yıl 1968 yılında yaşananların yarım asırlık dökümü yapıldı. 50 yıl öncesinde olan “şey”i ister ateşi sabahında sönmüş bir gençlik isyanı ister tuzu kuru Batılı bir orta sınıf anti-konformizmi olarak tarif etme eğiliminde olun, bu “şey”in gündelik hayattan siyasete, neredeyse tüm toplumsal dokuyu baştan aşağı yenileyen bir kültürel alt-üst oluş yarattığı gerçeği pek de tartışmaya açık değil. Bugün kullandığımız kavramların, düşünüş modellerinin ve ifade stillerinin çoğunun 1968’in milat olduğu bir kronolojinin “post” tarafına kaydedilmiş durumda.

1968 ardında, kimilerinin siyasileştirdiği kimilerinin ticarileştirdiği estetik bir silahı miras bırakmıştı: İroni. İronik jestlerin, hakikatin üretim, dağıtım ve paylaşım ekonomisini bugünün yalan haberler ve reyting temelli iletişim pratiklerine varacak şekilde nasıl dönüştürdüğünü göz ardı etmek mümkün olmasa da masum bir aygıt olarak icat edilen -hatta kökeni Socrates’e dek ulaşan- bu estetik silah, yine 1968’in miras bıraktığı kültürel iktidar savaşlarında, geleneksel olarak politik pusulanın ‘sol’u tarafından sahiplenildi ve işe koşuldu. Bugünse, bu monopoli “yıkım aşamasında.”

Yeni kültürel savaşın tarafları
1968’in kültürel savaşı, gençler ve genç olmayanlar arasındaydı; “Hüzünlü bir şarkıyı alıp, onu daha iyi yapmak” isteyenlerle, geleneksel şarkının aslında gayet iyi olduğunu ve korunması gerektiğini savunanlar arasında. Bugünün kültürel savaşlarında ise taraflar farklıydı:

“2008 yılındaki zaferine giden yolda, Barack Obama’nın umut mesajı büyük bir hevesle karşılık bulmuştu; devasa bir kültürel hareket gibi hissettiren heyecanın parçası olmaktan ve ilk siyahi başkanlarına olan sevgilerini göstermekten gurur duyan liberaller bu mesajı online mecralarda paylaşıyor, çoğaltıyorlardı. George W. Bush gibi, Irak ve Afganistan skandallarından sorumlu, Güneyli tarzı ve gaflarıyla liberalleri utandıran bir başkanın ardından, eğitimli, kozmopolit ve bilgili bir başkanın gelmesi liberal rüyayı gerçekleştiriyordu. Obama, Ellen Degeneres’in şovunda dans etti. Oprah, zaferin ardından gözyaşlarına hakim olamadı. Beyoncé, binlerce gencin eşlik ettiği şarkılar söyledi. Derken 2016 yılında aynı formül, feministleri de içine katarak, Hilary Clinton tarafından uygulandı. Clinton’ın bulduğu karşılıksa, özellikle politikanın ‘sağ’ında konumlanan seçmenler nazarında online aşağılanma ve alay konusu olmaktı. Trump taraftarlarını ‘acınacak halde’ bulduğunu itiraf eden Clinton’a, internet çağının genç Trump seçmenleri ironinin 50 tonunu sergileyen meme’leriyle yanıt vermişti.”

Bu satırlar, Kill All Normies yazarı Angela Nagle’nin. Nagle, 2008 yılından 2016 yılına dek geçen sürede dijital mecraların anaakımına talip olan; geleneksel sola atfedilen silahları kullanarak internette yaşanan kültürel savaşların trend belirleyicisi haline gelen genç muhafazakârların zaferini ilan ediyor. Bir başka deyişle, bugünün kültürel savaşı, 1968 yılında olduğu gibi değişim talep eden seküler gençler ve bunu reddeden yaşlı kuşaklar arasında değil; özgür ifadenin siyasi doğruculuk, feminizm ve demokrat hattında yer alan “normal” gençler ve özgür ifadenin nefret söylemine ulaştığı, geleneksel muhafazakârlığın akıllı uslu retoriğine meydan okuyan sivri dilli yeni muhafazakârlar arasında yaşanıyor. Ortalama zevkleri, fikirleri, siyasi görüşleri ve haber kaynakları olan ve geleneksel kurumların taraftarı olan “normal”lerle, dünyanın içine girdiği siyasi, ekonomik ve kültürel krizden normalleri sorumlu tutan alt-kültürler arasında. Savaş meydanı ise elbette dijital mecralar.

Eski muhafazakârlardan kimler kaldı?
İngiliz Guardian köşe yazarlarından George Monbiot, birkaç ay önce yayınlanan “Conservatives? No – Brexit has shown us what they really are” makalesinde, muhafazakârlığın bugün ne anlama geldiğini sorguluyor; gelenek, aile ve milli karakter gibi değerlerin savunuculuğunun nasıl olup da “yabancı düşmanlığı”na indirgendiğini anlamaya çalışıyordu. Brexit’i ileri süren siyaset Büyük İngiltere’nin irtifa kaybından göçmenleri sorumlu tutuyordu; oysaki Bocconi Üniversitesi’nden Italo Colantone ve Piero Stanig’in gerçekleştirdikleri kapsamlı çalışmalar, Avrupa Birliği’nden ayrılma kararıyla sonuçlanan ulusal aidiyet zedelenmesi hissinin, aslında verili bir bölgedeki göçmen sayısıyla değil, o bölgede globalleşme nedeniyle yaşanan ekonomik çöküntünün etkili bir telafi mekanizması sunularak giderilmemesiyle ilişkilendiğini ortaya koyuyordu. Ancak “normal”lerin medya organları, Brexit ya da Trump’a oy verenleri, beyazların üstünlüğüne inanan ırkçılar, cinsiyetçiler ya da yabancı düşmanları olarak etiketlendirmekten geri durmasa da gerçek şu ki Brexit ve Trump’ın zaferine varan yolun taşları, neyin ironik neyinse gerçek olduğuna yönelik ayrımların ve geleneksel kavramsal haritaların geçerliliğini yitirdiği bir zeminde örüldü.

Yeni muhafazakârların kolaylıkla tespit edilemediğini belirtmek gerek belki de zira bugüne dek spektrumun sol tarafına atfedilmiş protest ifade yöntemleriyle flört ediyor, South Park izleyebiliyor, animasyonlardan hoşlanıyor ve müesses nizam karşıtı tavırlar sergileyebiliyorlar. “1968’in ve cinsel devrimin karanlık bir tarafı varsa bu, pornografiyle yetişip sanal dünyada Marques de Sade gibi davranabilirken gerçek dünyada daha az söz sahibi olan, daha az insani etkileşim kuran ve kamusal alanda daha az varlık gösteren genç erkek kuşaklardır” diyor Nagle. The Baffler’da yayınlanan “The New Man of 4chan” makalesinde 4chan gibi görsel paylaşımların ağırlıkta olduğu anonim forumlardan gözlemlerini paylaşıyor siyaset bilimci. Siyasi doğruculuk ihlallerinin had safhada yaşandığı anarşist web sitesinde, 2015 yılında bir üniversitede dokuz kişiyi öldüren Chris Harper-Mercer’in eylemlerinin “beta devrimi başlıyor” ifadesiyle karşılık bulduğunu anlatıyor. Beta, maço, atletik ve anaakım zevklere sahip olan alfa erkeğinin karşısında duruyordu elbette. Beta erkeği, kültürel zevklerinde küratöryeldi, toplumda baskın bir rol oynamayı dert edinmiyordu, zombileri öldürmekten ve video oyunlarından hoşlanıyordu, kimi zaman inekti ve ailesiyle yaşıyordu.

Angela Nagle’a referansla, internet kültürünün ürettiği beta erkeklerinin yanında yine internet temelli ve Trump taraftarı bir feminizm türünün de serpildiğini hatırlatalım. Tumblr gibi web sitelerinde paylaşılanlara bakılırsa, eşit ücret ya da annelik izni gibi talepleri olan feministlerin mücadelesini kimi zaman sabote eden bu dijital “feministler”, feminist video oyunlarının ve cosplay’in yanı sıra, kek yapımından, boya kitaplarından ve örgü örmekten hoşlandıkları gibi, erkeklerin kültürel, ekonomik ve toplumsal otorite kaybından hemcinslerini sorumlu tutuyorlar.

Donald Trump sonrası kültürel yer değiştirmeler
Bilgi toplumunun kültürel iktidarını, doğruculuk kaygısı gütmeyen dijital kimliklerin ele geçirmeye başladığı akışkan dönemleri tecrübe ediyoruz. Trump’ın zaferi, geleneksel medyaya rağmen edinilmiş bir zaferdi ve kültürel hassasiyetlerin sınır polislerinin otorite kaybına, küçük bir yaratıcı grubun belirlediği popüler nosyonların anonim kaynaklardan çıkan viral içeriklere mağlup oluşuna ve kültür endüstrisi tüketicilerinin oldukça çevik hareket eden online içerik üreticileriyle yer değiştirdiğine işaret ediyordu. “2016 yılını, anaakım medyanın resmi siyaset üzerindeki kontrolünü yitirdiği yıl olarak hatırlayacağız. Anaakım kültürün, anaakım kamunun ve ortalama seçmenlerin tarihe karıştığı yıl olarak…” diyor Nagle ve ekliyor: “Şu anda karşı karşıya olduğumuz yeni bir sistem karşıtı hassasiyet ve kendini kullanıcılarının içeriğini oluşturduğu bir Kendin-Yap kültürüyle ortaya koyuyor. Elbette bu, siber ütopistlerin yıllar boyunca hayalini kurdukları bir gelişme ancak onlar da rüyalarının bürüneceği politik formun bu olacağını öngörememişlerdi.

Benzer Yazılar

Ya sev ya da terk et: Bedensiz varoluşlar

Ad Hoc

Dijital çağda sokak protestoları

Ad Hoc

Çernobil’in sokak köpekleri

Ad Hoc