Kültür Manşet

Dışlanmışların uzayına hoş geldiniz: Philip K. Dick

Bugün nerede bir bilimkurgu filmi ve dizisi varsa, mutlaka Philip K. Dick (PKD) dolaşıyordur damarlarında. Stephen King gibi, özellikle sinema için, vazgeçilmez bir deryadır; tükenmez. Tekrar çekilen Blade Runner ve Netflix yapımı Electric Dreams dizisi ile tekrar hatırlamış olduk bilimkurgunun bu büyük ustasını. Harrison Ford’un oyunculuğuyla 1982 yılında izleyicisiyle buluşan Blade Runner, distopya ya da siber-punk denilen türü yaratmıştı neredeyse.

Keskin bir sınıfsallığın izleri

Blade Runner, Dick’in Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi kitabından uyarlanmış, başta insanlaşma düşündeki androidler, çöplüğe dönüşmüş kentler, melez ırklarla devinen ıslak sokaklar, hologram reklam tabelaları, sis, duman ve uçuşan hurda arabalarıyla ondan sonra gelecek distopik bilimkurgu dünyasına vazgeçilmez arketipler bırakmıştır. Blade Runner, geçmişin bulutu altındaki melankolik bir dedektifin gözleriyle, bıçak gibi keskin bir sınıfsallığa dokunur. Tekelleşmiş şirket gökdelenleri, dijitalleşmeye ramak paralar, yozlaşmış güvenlik teşkilatı, kentin bodrumuna mahkum alt sınıflar, dedektifin mırıldanan melankolisine bulaşırlar.

Sıradan hayatı gelecekle buluşturmak

Boşanma nafakasından bunalmış yorgun erkekler, kumarbazlar, umutsuz maceracılar, cevval kadınlar cirit atar siber uzayda. Oysa çok tanıdıktır bu galaksi, Kaliforniya’nın sıcak topraklarındaki bir Amerikan kasabası kadar yakın.

Peki, ne yapmıştı bu tür içinde PKD? 1928 doğumlu ve hayatının büyük bölümünü Kaliforniya’da geçiren Philip Kindred Dick, bir plakçı dükkânı işletmesi ve radyoda klasik müzik programları yapması dışında hep yazdı. İlk romanı 1955 tarihli Uzay Piyangosu’ndan itibaren daha önceki bilimkurgu yazınında çok görünmeyen yeni bir anlayış oluşturdu. Bu sıradan gündelik hayatı, gelecek ile birleştirme gücüydü. PKD bilimkurgunun vazgeçilmez olan destansı yönünü bir kenara atmıştı. Metafiziktir PKD evreni bıkmadan. Galaktik Çömlek Tamircisi’nde anlatıldığı gibi tanrıyı, Glimmung’u ve hayatın anlamını dert edinir. Hemen her şeye dönüşen hem dev hem cüce, bazen çaresiz bir zavallıdır Glimmung. Paganlıktan Semavi dinlere miras bir hayalet.

Ama PKD romanlarında sadece ne “varlığın anlamı” gibi metafizik sorunlar ne aristokratik hanedanların gelecekte geçen güç savaşları ve de teknoloji fetişizmine dönen bir gelecekçilik (fütürizm) vardır. PKD kahramanları tam da buradadırlar. Çoğu bıkkın, işçi sınıfından, olay Mars’ta da geçse elinde bira ve televizyon kumandası, maaşını hesaplayan, prim peşinde sıkıntıyla kanal arayan tiplerdir. Bıçak Sırtı’nda anlatılanlar gibi yorgun dedektif, kentin varoşları, Çinlilerden Hispaniklere uzanan bir dışlanmışlar güruhu içinde devinir durur. Ama en önemlisi PKD’nın evreninde tekelleşmiş küresel şirketler vardır. Ya da Mars’ta Zaman Kayması romanındaki gibi Mars’ı parsel parsel satan emlakçılarla, Yeni İsrail gibi kurulan koloniler ve dışlanmış Çöl İnsanlarıyla karşılaşırız. Günümüzdekinin aynısı dumanlı bir bardan ya da dükkandan çıkıverince sizi kapıda uçan bir uzay aracının karşılaması şaşırtmaz PKD evreninde. Onun romanlarında gelecek tam da bugündedir ve bizim sıradan varoluşumuzda demlenir. Daha önce hiçbir bilimkurgu yazarının başaramadığı bir sahicilik ve sıradanlıktır bu. Şirketler hiç değişmezler. Sürekli kâr peşinde ve acımasızdırlar. Bir gün kovulacağınızı size bildiren monitörlerle dikilirler karşınızda. Ama en fazla işçi sınıfından kahramanlarla karşılaşırız PKD romanlarında.

Gelecek bir eziyet midir?

Örneğin PKD’nin kısa bir hikâyesinden uyarlanan Arnold Schwarzenegger’ın başrolünü oynadığı Total Recall (1990) bir inşaat işçisinin etrafında gelişir. İşçimiz Mars tatili ister ve bunu satın alır. Ancak anı transferi esnasında sıradışı bir durum olur. Quaid bir anda kendisini gizli bir ajan olarak bulur. Coogan adındaki Mars’ın acımasız lideriyle karşı karşıyadır. Gerçek ile hayal arasında bir yerde sıkışan Douglas, çıkış yolunu bulmak zorundadır. Film, bilim kurgu yazarı PKD’nin kısa hikâyesinden uyarlanmıştır. PKD’nin romanları 1950’lerde iyice görünürleşen Amerikan Rüyası’nın gerilimlerini geleceğe taşır.

Borçla (mortgage) size verilmiş eziyetli bir rüyadır gelecek. İsterseniz salaş bir uzay gemisiyle galaksileri aşın, isterseniz Mars’ın ıssız kızıl çöllerine gidin karşınızdadır siber kapitalizm. İstisnasız en sınıfsal bilimkurgu yazarıdır kendisi. Lümpen proleter dediğimiz sınıfaltı unsurları, toplumun paçavralarını, dışlanmışları ve dışlanan etnisiteyi en çok onun yazdıklarından okuruz. Siborg da olsanız, android düşlere de sahip olsanız dışlanmışsınızdır toplumdan. Bugün bilimkurgu ve distopya sinemasında, en radikalini Neill Blomkamp’ın Districh 9 (2000) filminde gördüğümüz dışlanmışlar varsa PKD’nin katkısıdır unutmayalım. Onun dışlanmışları Hispanikler, Çinliler ya da Afgan, Lucas’ın Star Wars’ta yaptığı gibi egzotik bir sos ya da çokkkültürcü bir iyimserlikle malul değildir. Hemen kapınızda, mahalle barında ya da rutubetli ofisinizde tam da hayatın içinde ya da kendinizdesinizdir.

PKD, William Faulkner, Carson McCullers ve Truman Capote’nin Amerika’nın, gotik güneyin ıssız tarlalarında ve tozlu kasabalarda gördüğünü, uzayın samanyolunda, Mars’ta ve gelecekteki Dünya’da yakalar. O istisnasız Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’ın ailesinden olduğu kadarıyla, Kaliforniya’nın güneşli otobanlarında pişmiş Jack Kerouac’ın Yolda’sı, 1950 kuşağının Beat Uluması’dır. Türkçe’de hatırı sayılır bir PKD okur kitlesi var. Metis’den, 6.45 ve Sarmal’a kadar birçok yayınevi kitaplarını yayınladı. Şimdi Alfa Yayınları yeni bir tasarımla PKD romanlarını bir çatı altında toparlamaya başladı. Bir Palavracının İtirafları, Alfa Ayının Kabileleri, Gökteki Göz, Dr. Kan Bedeli, Sokaktan Gelen Sesler, Vulkan’ın Çekici, Uzay Piyangosu ve Sizi İnşa Edebiliriz romanlarını yayınlamış oldu. Bir taraftan sinema diğer taraftan Netflix’in distopik dizileri atak yapmışken, PKD hep yanımızda aslında.

Son bir not; Rafet Arslan tarafından yazılmış ve SUB tarafından yayınlanmış ülkemizdeki PKD hakkındaki tek kitabı da hatırlatmış olalım: Yıkımın Şafağında / Philip K. Dick Kazıları.

PKD, gelecekteki bugünü anlatmaya devam ediyor… Yani sıradan geleceği…

Ali Şimşek, Sanat Eleştirmeni

Benzer Yazılar

Animasyonun 12 prensibi

Ad Hoc

Gelecek kötüyü düşünmenin estetik hazzı: Distopya

Ad Hoc

Suç ve ceza ve balıklar ve Shakespeare

Ad Hoc