Genel İnsan

Distopyadan kaçmak heterotopyada özgürleşmek

Distopyadan kaçmak heterotopyada özgürleşmek

Her ütopya, insanın insan olması nedeniyle distopyaya dönüşebilir. Emil Cioran, bu dönüşümü, hem varlıkların yükseldikçe kendi kimliğini bilmez hale gelişine ve gerçeklik duygusunu yitirmesine hem de yaşamın bir kopma ve sapma olmasına karşın ütopyanın biçimsiz ve düzensiz olanı kabullenemeyişine bağlar.

Bu anlayışla olağan kabul edilebilir bir dönüşümü ve olabileceklerin en kötüsünü gösteren distopya, kontrolsüz denetimin şirketler, bürokrasi, teknoloji veya felsefi, dini yahut politik ideolojiler tarafından sağlandığı bir zamanı ve mekânı resmeder; distopik otorite, bireylerle kendisi arasında bir tür efendi-köle ilişkisini dayatır. Kişisel kimlikleri tek tipleştiren bu ilişkide efendi distopik otorite, köleyse toplumun, -Dostoyevski’nin İkiz romanındaki Bay Golyadkin gibi- her biri diğerinin doppelgänger’i (bu sözcüğü popüler kültür müdavimleri How I Met Your Mother dizisinden hatırlayacaktır) haline getirilmiş bireyleridir. Benlik bilincinin yaşamsal önemde olması, gerçeklikle kurulan bağın “ben” dediğimiz bir beden ve zihin üzerinden yapılandırılmasından kaynaklanır. Bu bağ nedensel olmanın yanı sıra zamansal-mekânsaldır. Hayatta kalma ve gelişme durmaksızın değişen koşullara uygun eylemler belirleyebilmekle koşulludur.

Oysa distopik evrende zamansal-mekânsal koşullar statikleşir, gelişme olanaksızlaşır. Kant, insanın sadece duyularıyla tanıyabildiği dünyayı/dış gerçekliği bilebildiğini yazar. Zaman ve mekân, kavrayabildiğimiz/bilebildiğimiz duyular dünyasının ve -bugün “Grid Hücreleri”nin tanımlanmasıyla desteklendiği üzere- insan algısının formlarıdır. Distopik yaşam, zaman ve mekânın dış çevredeki devinimsizliğinin ötesine geçerek onları bireylerin zihninde de deforme eder. Cioran’a göre kusursuz bir toplum tüm karşıtlıkları ortadan kaldırır; iradeleri engeller veya aynı yöne döndürür. Oysa insanın akli yetilerini geliştirebileceğini yazan Kant, gelişimi sağlayanın çatışma olacağını vurgular; sadece olumlu koşullarda yaşayan insanlar gelişemezler.

Distopya kahramanları

Nietzsche tragedyada deneyimlenen pathos’un, çatışan taraflara dair bilinçlenme sağladığını ve Yunan insanının yaşamın, insan varoluşunun korkunç ve saçma olduğunun bilincine vardığında yaşama anlam kazandırmak sorumluluğunu üstlenerek yaşamına sahip çıkıp kendisini yarattığını açıklar. Distopyanın kahramanı -mitler ve tragedyaların kahramanı gibi – insan olmayı başarmak için bir “erginlenme” sınavına gönüllü olarak katılır ve başarılı olmanın kimlikle bağlantılı olduğu bu sınavda o da zaman, mekân, Tanrı/distopyada otorite kavramlarını kendini biçimlendirmede “ipucu” olarak kullanır. Kant’ın düşüncesi izlendiğinde o, ne yapması gerektiğini sorgulayan, kendi içinde “yapmalısın” buyruğunu duyup bu çağrıya kulak verdiği için kahraman kabul edilmesi, dıştan değil, içten yönetildiği için de özgür sayılması gereken bir kişidir. Hegel’ci anlayışa göreyse bu kahraman, iradi eylemle yaratılmamış varlığını bilerek ve isteyerek dönüştürür. Distopya kahramanının kendisini bilmede kullandığı ayna distopik otoritedir. Kendi bilinci ve kimliği olması nedeniyle bu ayna, taraflar arasında etkileşim ve plastisite aracı olma rolünü üstlenir. Beynin uyumlanma becerisi, zorluklara olduğu gibi sağlıksız ortamlara da uyum göstermesine neden olduğundan plastisitenin olumlu sonuçlanmasıyla kişilerin “rezilyan/yılmaz” özellik kazandığı, aksi durumlarda oluşan yapınınsa “anamorf” olarak tanımlanabileceği söylenebilir. Kahramanın baştan biçimlenen bilinci -Foucault’nun tanımı düşünüldüğünde- içerisinde hem kendi yaşadığı/ değiştirmeyi gerekli gördüğü mekânı hem gelecekteki bir mekânı barındırdığından, zihinsel bir bunalım heterotopyası olarak düşünülürse, bir heterotopya olarak bu bilinç kendi geçmişi, yapısı bizzat kendisi tarafından bozulacak olan şimdisi ve yeniden biçim almasını bizzat sağlayacağı geleceğini içerdiğinden tarihsellikle ilişkilidir ve ayna kavramını da kapsamaktadır.

İster olumlu ister olumsuz sonlansın distopik anlatı, kahramanın ve kahramanın yolculuğuna tanıklık edenlerin bilincini değiştirecektir.

Yazı: Burçak Özkan; Veteriner, Felsefeci

Benzer Yazılar

Yeni sevdamız: Komplo teorileri

Ad Hoc

Felsefenin çekici

Ad Hoc

İnsan hakları perspektifinden robotlar

Ad Hoc