Ekonomi Manşet

DIY: Tüketme, üret

Yeni yılla birlikte yeni kararlar alıp, belki biraz da Netflix’in eski eşyalarla vedalaşmayı öğütleyen programcısı Marie Kondo’nun etkisinde kalarak, gardırobunuzdaki fazlalıklardan kurtulmaya niyetlenmiş olabilirsiniz. Bu hususta moda endüstrisinin çevreyi en çok kirleten ikinci endüstri olduğunu duymak fikrinizi değiştirebilir. Eğer eşyalarınızı çöpe atarak doğadaki atık oranını artırmak yerine onları dönüştürmek ve yeniden kullanmak ilginizi çekiyorsa, Seattle’lı moda tasarımcısı Janelle Abbott tam da aradığınız kan. “Üretime bağlı kalmanın” yarattığı tatmin duygusundan beslendiğini söyleyen Abbott, dikiş dikmeyi öğrendiği küçük yaşlarından beri eski kıyafetleri kesip biçerek, onlardan yepyeni ürünler yaratıyor.

Abbott, kendisini “Gardırop Terapisti” olarak da tanımlıyor. Gerçekleştirdiği kreatif ürün transformasyonunun yanında, kişileri manevi bağlılıklarından ötürü atamadıkları eski giysilerini dönüştürmeye terapi yoluyla ikna eden multidisipliner bir yaklaşımla çalışıyor. Motivasyonunu “Devrimin bir parçası olmak istedim” sözleriyle dile getiriyor Abbott. “Modanın bu noktaya kadar yarattığı ekolojik hasarı azaltmak ve herkesin modaya katılım şeklini değiştirmek inanılmaz derecede önemli…”

Sürdürülebilir moda çatısı altında ilham alınabilecek bir diğer isimse New Jersey’li moda tasarımcısı Emily Adams Bode. “Bode” isimli bir marka kuran genç kadının kafası eski süt şişesi kapaklarından ve üzerinde sigara yanığı bulunan yorganlardan dahi şık ceketler üretebilecek kadar farklı çalışıyor. Vintage koleksiyonlar hazırlayan Bode’un en büyük tutkusu, hikâyesi olan parçalar kullanmak. Geçtiğimiz yıl CFDA tarafından “Yılın Gelişen Tasarımcısı” olarak ödüllendirilen ve Forbes’un Art&Style kategorisinde “30 Under 30” listesine girmeyi başaran Bode, bunun bir pazarlama aracı olarak kullanılmasını ise doğru bulmuyor.

DIY’ın vaat ettikleri

Yeninin peşinde koşmanın ve onu satın almanın mutluluk getireceğini direten bir düzende, eski eşyaları çöpe atmak yerine başka formlara dönüştürerek yeniden değerlendirmek popüler bir tüketici davranışı haline geldi. Aslen “bir profesyonel yardımı olmaksızın gerçekleştirilen, nesnelerin inşa, tadilat ve tamiratı” olarak tanımlanan DIY, hem ekolojik hem de ekonomik bilincin gelişmesiyle farklı bir popülariteye kavuştu.

Dünyada 1950’lerde yankı uyandırmaya başlayan, ülkemizde ise ilk izlerine TRT’nin tek televizyon kanalı olarak varlığını sürdürdüğü dönemde yayınlanan mini “Kendin Yap” spotlarıyla rastladığımız akım, bugün bilgiye erişimin kolaylaşmasıyla çok daha farklı bir konuma gelmiş durumda. Önceleri daha çok eğlenceli bir aktivite gözüyle bakılan DIY, bağlamını, McDonalds’ın müşterilerine kendi burger’lerini yaptıran “Make Your Own Burger”ı ve Nike’ın “Nike by You” projesi gibi kişiselleştirilmiş hizmetlerden öteye taşıdı ve bireyin, daha iyi bir gelecek için sürdürülebilirliğe naçizane katkı sağlaması arzusuna
dokundu.

Döngüsel ekonomi için ne ifade ediyor?

DIY ve RIY (Repair It Yourself) hareketleri, arkasına ekonomik koşulları alarak da büyüyor elbette. Ekonomik istikrarsızlık bireyleri, nasıl tükettiklerini yeniden düşünmeye zorluyor. Özellikle 3D baskı teknolojisindeki gelişmeler, üretim sürecini tüketicinin ellerine emanet ediyor. Yükselen bilinç, teknolojide düşen maliyetlerle birleştiğindeyse, yeni bir yaratıcı ekonominin ayak seslerini duyuyoruz.

Döngüsel malzeme akışını destekleyerek, yeniden kullanım ve onarımı kolaylaştıran inşaat sistemi OpenStructures’ın tasarımcısı ve geliştiricisi Thomas Lommee’ye göre, DIY yaklaşımı ile objelerle daha anlamlı ilişkiler kuruluyor. Kişinin emek verdiği obje, Lommee’nin deyimiyle, “harcanabilir” olmaktan çıkıp, el üstünde tutulan bir konuma geliyor.

DIY hareketini destekleyen hükümetler de var. İsveç Ekonomiden Sorumlu Bakan Yardımcısı Per Bolund “al, kullan, at” şeklindeki lineer tüketim alışkanlığının değişmesi gerektiğini düşünüyor. Bolund, vergi indirimleri yoluyla insanları bu yöne itmeye çalışıyor. Ülkede 2017 yılından beri İsveçlilerin kıyafet, ayakkabı ve bisiklet gibi eşyaları onarması için yüzde 50 vergi indirimi yapılıyor.

‘Tek başına Dünya’yı mı kurtaracağım?’

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında mevcut emisyonların rekor seviyelere ulaşması üzerine dünya liderlerinin, iklim değişikliğini konuşmak üzere UN Climate Action Summit’te bir araya geldiğini hatırlarsınız. Ellen Macarthur Foundation’ın verileri, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda da döngüsel ekonominin önemine parmak basıyor. Verilere göre atıkları tasarlamak, malzemeleri kullanımda tutmak ve tarım alanlarını yenilemek bu emisyonları 9,3 milyar ton azaltabilir. Bu, küresel çapta her türlü ulaşımdan kaynaklanan mevcut emisyonları ortadan kaldırmaya eşdeğer kabul ediliyor.

IKEA’nın eski sürdürülebilirlik yöneticisi Steve Howard ise, 2013 yılında konuşmacı olduğu bir TED Talks oturumunda, “Daha önce olmadığı kadar hızlı bir şekilde şehirler inşa ediyor, insanları yoksulluktan çıkarıyor ve iklimi görülmemiş bir hızla değiştiriyoruz. Buna paralel olarak sürdürülebilirlik, ‘yapılsa iyi olur’dan ‘yapılması mecburi’ olana dönüştü” demişti. Aslında Howard’ın bu sözleri, bir önyargıya meydan okuyan cinsten: “Tek başıma dünyayı mı kurtaracağım?” İnternet, DIY özelinde envai çeşit yaratıcı fikri barındıran uçsuz bucaksız bir evren. Mobilyalardan giysilere, ev yapımı diş macunlarına ve deodorantlara uzanan… Fırsatı değerlendirmekse bir “ara” butonu kadar uzakta.

Yazı: Gazeteci Simge Şenses

Benzer Yazılar

Toplumsal yapay zekâ biraz bekleyebilir

Ad Hoc

Geriye sadece hatıralar kalır

Ad Hoc

Depremlerle ve devrimlerle sarsılan ülke: Şili

Ad Hoc