Kültür

Doğa insanın acı çekmesine kayıtsız kalabilir mi?

Performans sanatçısı Marina Abramović, kariyeri boyunca yaptığı çalışmaların ardından, insanlık olarak daha yüksek bir bilinç düzeyine sahip olabilmemiz için yeni bir yöntem geliştirdi. Abramović yöntemi olarak da adlandırılan teknik; nefes, hareket, durgunluk ve konsantrasyona odaklanan egzersizleri birleştirerek hem zamanda hem de uzayda var olma fikri üzerinden ilerliyor. Bu yönteme bu yıl bir yenilik katan Abramović, 5 Aralık 2020 tarihinde gerçekleştirdiği son performansında duygularımızı açığa çıkarmak üzere yola çıktı. Sky Arts kanalında, “Complain To A Tree” adını verdiği performansıyla beş saat boyunca yayın yapan sanatçı son performansını şu şekilde özetliyor: “Ağaçlar insanlar gibidir. Zekâları, duyguları vardır. Birbirleriyle iletişim kurarlar. Ayrıca tamamen sessiz dinleyicilerdir. Onlara şikâyette bulunabilirsiniz.”

Bir ağaca anlat

Dertlerimizi birbirimize anlatsak da zaten her birimizin hayattan şikâyetçi olduğu pek çok şeyin olduğunu söylüyor Abramović. Peki hiç daha önce tüm sıkıntılarınızı bir ağaca anlatmayı denediniz mi? Eğer cevap hayır ise küçük ya da büyük hiç fark etmez sevdiğiniz bir ağaç seçin. Bu ağaçla duygusal bir ilişki kurun. Onu neden seçtiğinizi, kokusunu, kabuğunu ve yapraklarını inceleyin. Onu seçmek için sizi tetikleyen şeyin ne olduğunu anlamlandırmaya çalışın. Enerjisini hissedin, dokunmasanız bile ellerinizi yukarıda tutmanız yeterli. Dilerseniz sarılın…

Bu sözlerin ardından kalbimizden geçen tüm şikâyetleri tek tek anlatmamızı isteyen sanatçı, güvenli kutularımızdan bir an önce çıkmamızı ve bilinmeyen bir yolculuğa da hazır olmamızı öğütlüyor. Zira Abramović’e göre ağaca şikâyet etmenin tek amacı ona bir şeyler anlatmak değil, onlardan enerji almanın da bir yolu aynı zamanda. Sessiz bir dinleyici, kabuğuyla tüm olumsuzlukları emecek.

Bu performansın ardından Abramović ve birlikte çalıştığı ekip, ağaç terapisinin bir trend yaratacağını umduklarını ekliyor ve insanları parklara, ormanlara davet ediyor.

Ağaçların gizli dili

“Ağaçların Gizli Yaşamı” adlı kitabın yazarı olan Peter Wohlleben, ağaçların tıpkı insanlar gibi iletişim kurduğunu, birbirlerini yaklaşan tehlikelere karşı uyardıklarını ileri sürüyor. Edinburgh Üniversitesinden Anthony Trewavas, bitkilerde sinyallere dayanan bir iletişim ağı olduğunu dile getiriyor. Suzanne Simard ise büyük bir buluşa imza atarak “ağaçların yeraltı iletişim ağının” (mycorrhizal networks) varlığını ispatlamıştı.

Simard, bundan 22 yıl önce doktora tezi üzerinde çalıştığı sıralarda, ağaçların toprak altında yayılmış mantar ağı ile birbirlerine ihtiyaçlarını bildirdiğini ifade ederken bu sistemi insanların sinir sistemine benzettiğini dile getirmişti. Yale Environment 360 ile yaptıkları bir röportaj esnasında, ağaçlarla empati kurabildiğimizde bu iletişimi daha iyi anlayabileceğimizin altını çizen Simard, ağaçların arasında bir savaş ve savunma sisteminin de var olduğunu ifade etmişti.

Ağaçların gizli diline yönelik yapılan çalışmalardan bir diğeri ise Japonya’dan. Ağaç salgıları üzerine çalışan Japon bir ekip, doğanın insanın acı çekmesine kayıtsız kalamayacağını öne sürerek bir araştırmaya imza attı ve ağaçlardan salgılanan yağların ölçülebilir bir şekilde stres seviyelerini düşürdüğünü ortaya çıkardı.

Shinrin-yoku: Orman banyosu

1980’li yıllarda, Japonya’da ortaya çıkan ve ormanın atmosferinde banyo yapmak anlamına gelen “shinrin-yoku” geleneği, doğa yürüyüşlerinden biraz daha derin anlamlar içeriyor. Bilimsel açıdan kanıtlanmış ve deneyimlerden sonra ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal faydaları var bu geleneğin. En basit anlatımıyla, “shinrin-yoku”nun temel fikri ise şu: Dinlemeye, sessizliğe, ait olduğumuz mevcudiyeti kabul etmeye ve sahip olduğumuz duyularla sorgulamaya yer açan iyileştirici güç.

Şimdi geri dönelim. Marina Abramović, tüm bu bilgilerin ışığında, doğanın duygusal yaşamlarımızı nasıl destekleyeceğini araştırıyor ve başkalarına da ilham olmak istediğini belirtiyor. Özellikle yaşadığımız bu yıkım ve izolasyonun ardından oldukça zor bir sene geçirdiğimizin altını çizen sanatçı, bunu yıllar önce Kızılderililerin de yaptığını ifade ediyor. Ardından gezegendeki en eski ağaçlardan biri olan Sekoya ağacının hikâyelerini anlatıyor, adeta ağacın bir parçası gibi.
Bizler de doğada hiçbir şeyin kendisi için yaşamadığını yeniden anlatmak için bu bütünlüğün altını doldurmaya çalışıyoruz. Tıpkı bir Şaman öğretisinde geçen şu sözler gibi:

“Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz. Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez. Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz. Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz. Rüzgâr kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur: Her şey birbiri için yaşar.”  

Benzer Yazılar

Çikolata, haz ve sinema

Ad Hoc

Sakinliğin keşfi

Ad Hoc

Evrensel bir gelenek: Nezaket

Ad Hoc