Teknoloji

Doğanın uyanışı bir yalan mı?

Doğanın uyanışı bir yalan mı?

Geçtiğimiz ay Dünya Günü’nün 50’nci yılını, evlerimizde olsak da global pandemi nedeniyle yavaşlayan ekonominin doğanın yeniden canlanmasına vesile olduğu haberleriyle kutlamıştık. Pandemi, insan hayatını derinden etkilemişti ancak doğa üzerindeki etkileriyse sevinç vericiydi. Venedik kanallarında yunuslar, Cape Town sokaklarında penguenler, Los Angeles’tan Pekin’e, Seul’dan Delhi’ye kadar pek çok şehirde hava kirliliğinin azaldığı yönünde haberler… Ancak bu, üzücü bir yeni tablonun dikkatle filtrelenmiş tek güzel ayrıntısı olarak kalmaya mahkûm, yanıltıcı bir gelişme olabilir. Zira, kentlerin dışındaki bölgelerde acı bir tablo insanlıkla yüzleşmeyi bekliyor.

Kırsala göç?

2010’lu yıllarda global nüfusun kentsel ve kırsal bölgelerdeki dağılımının ilk kez kentler lehine döndüğüne tanık olmuştuk. Öngörüler, 2050 yılı itibarıyla kentlerin dünya nüfusunun yüzde 68’ine ev sahipliği yapacağı yönünde. Covid-19 sürecinin etkileri, on yıllardır kırsaldan kente doğru olan göç hareketlerini tersine çevirecek kadar uzun vadeli olur mu, bilemiyoruz ancak bu sürecin kısa vadede kırsalı yeniden bir arzu nesnesine dönüştüreceğine dair bir kanaat ortaklığı oluşmaya başladı bile. Bu kehanetin gerçekleşmesi ise, “yeniden uyanan doğa” algısını yerle bir edebilir. Florida International University ekonomi profesörlerinden Abu Parves Shonchoy, Dünya Bankası ile yürüttüğü çalışmalar kapsamında özellikle Güney Asya’da kentten köye göçün hız kazandığını gösteren bazı eğilimler saptadı. Bu alışılmışın aksi istikametinde olan trendin ardındaki nedense, sağlık endişelerinin yanı sıra karantinalardan dolayı kentteki işlerini ve gelir fırsatlarını kaybeden bireylerin yaşamın daha ucuz olduğu kırsalı tercih etmeye başlamaları. Shonchoy, bu eğilimin hem kırsal bölgelerdeki doğal kaynaklar üzerinde yeni bir baskıya neden olacağını hem de düşük nüfus yoğunluğu nedeniyle bugüne dek koronavirüsten kentlere nazaran daha az etkilenen kırsal bölgelerdeki vaka sayılarını artıracağını öngörüyor.

Fırsatçılar her yerde

Doğal kaynaklar üzerindeki baskılar artarken, Latin Amerika, Asya ve Afrika başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından yasadışı madencilik faaliyetlerine ya da orman tahriplerine yönelik birçok haber geldiğini de hatırlamak gerek.

Yıllık olarak dünyanın tüm karbon emisyonlarının yüzde 5’ini soğuran Amazon Ormanları geçtiğimiz yaz ve sonbahar sırasında yaşanan büyük yangınlar nedeniyle tüm dünyanın gündemine düşmüştü. 2020 yılının ilk üç ayında Amazon Ormanlarının yaşadığı ağaç kaybı, geçtiğimiz yıl aynı tarihlerde yaşanan kaybı yüzde 50 oranında aşmış durumda. Karantinalar nedeniyle muhafaza gruplarının ve eylemcilerin bölgeyi korumaması ve Brezilya hükümetinin bu gruplara verdiği finansal desteği azaltması bölgedeki yasa dışı madencilik ve ormancılık faaliyetlerinin artmasına neden oldu. Görevlerini sürdürebilmek, doğayı ve hayvanları korumaya devam edebilmek için turizm gelirlerine ya da bağışlara ihtiyaç duyan pek çok çevre örgütünün faaliyetlerini durdurması nedeniyle, benzer hikâyeler Danimarka’dan Kenya’ya pek çok bölgede gerçekleşti.

Doğa intikam almaya devam edebilir

Pek çok akademik araştırma, doğal alanların ya da hayvan türlerinin azalmasının ve toprak kullanımının artmasının zoonotik hastalıkların artışında büyük bir rol oynadığını gösteriyor. Yani vahşi yaşamlar üzerindeki istilacı eylemlerimiz devam ettiği müddetçe benzer krizleri yaşamamız sürpriz olmayacak. Siyah Kuğu kitabının yazarı Nassim Nicholas Taleb’in, beklenmedik olayları tanımlamak için kullanılan siyah kuğu kavramının Covid-19 pandemisi için geçerli bir tanımlama olmayacağını belirtmesi de bu yüzden. Tüm çalışmalar ve tüm uzman uyarıları, dünyayı geçmiştekilere nazaran çok daha derinden etkileyecek iklim ve çevre krizlerinin geleceğinin altını çizmişti. Bir başka deyişle, bu kriz önlenebilirdi. Mart ayı sonunda The Bloomberg ekranlarında, Covid-19 için siyah kuğu tanımının kullanılmasının kendisini çıldırttığını ifade eden matematikçi, zamanında birkaç dolar harcamayı reddeden kamu ve özel sektör aktörlerinin şimdi trilyonlarca dolar harcamak zorunda olduklarının altını çizmişti.

Uzun lafın kısası, doğanın uyanışına dair güzel haberler bizi eylemsizliğe sevk etmemeli ve koronavirüs sürecinden çıkış reçetesi, yalnızca zarar gören endüstriyel oyunculara verilecek desteğin artırılmasıyla sınırlandırılmamalı. 2020’nin kalan aylarında gündemlerin en üst sıralarını ekonomide yapısal dönüşüm arayışı işgal etmeli. Biyoçeşitliliği ve iklimi korumak önceliğimiz olmalı. 

Benzer Yazılar

Kömür: Yazdığı tarihi yok etmek üzere

Ad Hoc

Et: Bir inovasyon ve ahlak hikâyesi

Ad Hoc

Yeni hayat yeni hukuk

Ad Hoc