Analog

Dram ikonundan sanat eserine dönüşen Berlin Duvarı

Berlin dünyanın en güzel şehirlerinden biri. 1871’den Almanya’nın ikiye bölündüğü İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar Almanya’ya başkentlik yapmanın yanı sıra Soğuk Savaş yıllarında da Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin başkentiydi. 1990 yılında iki Almanya’nın birleşmesi ve Almanya Federal Cumhuriyeti’ne dönüşmesinden bir yıl sonra yeniden başkent oldu.

Berlin güzel bir şehir olmanın ötesinde adeta Almanların tarihini ve hafızasını da içinde barındırıyor. Öyle ki şehirde tarihi yapıların yanı sıra 175 tane müze var. Berlin’de Venedik’ten bile daha fazla köprü (toplam 1.700 adet) olduğunu duyunca da çok şaşırmıştım.

Dünyaya büyük acılar yaşatan İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’nın iki ayrı devlete dönüşmesi, Berlin’i de ikiye böldü. Bölünmenin ardından 1960’lı yıllarda inşa edilen Berlin Duvarı ise ikiye bölünmüş bir milletin sınırı olmanın ötesine geçti. Bazıları tarafından “Utanç Duvarı” olarak anıldı. Ancak daha çok sosyalist blokta yaşayanlarca “Koruma Kalkanı” olarak da isimlendirildi. Duvarın inşaatı 1961 yılında başladı ve yaklaşık iki yıl sonra yani 1963 yılında tamamlandı. İki Almanya’yı boydan boya ayıran duvarın asıl uzunluğu toplam 155 kilometreydi ancak bu sınırın en çok bilineni ve Soğuk Savaş döneminin en önemli sembollerinden biri olarak kabul edilen bölümü Berlin Duvarı’ydı. 45 bin parçadan oluşan 46 kilometrelik Berlin Duvarı neredeyse 30 yıl boyunca sadece bir şehrin değil, aynı zamanda bir milletin de bölünmüşlüğünü temsil etti.

Berlin Duvarı ayakta kaldığı yıllar boyunca Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya geçmek isteyen binlerce insanın kaçış planına sahne oldu. 200’den fazla kişinin ölümüne tanıklık etti. Şubat 1989’da kaçmaya çalışırken vurulan 20 yaşındaki Chris Gueffroy, bu duvarı geçmeye çalışırken vurulan 239’uncu ve son kişi olarak kayıtlara geçti. Duvarın yıkılışının ilk sinyalleri Sovyetler Birliği’nin dağılması ve dünyada Soğuk Savaş rüzgârlarının dinmesiyle başladı. Her şey 9 Kasım 1989’da Doğu Almanya’dan German Democratic Republic üyesi Günter Schabowski’nin açıklamalarının halk tarafından yanlış anlaşılmasıyla başladı ve o gün, Schabowski basına verdiği bir demeçte, doğudan batıya göçü kolaylaştıracaklarını ve sınırları ivedilikle açacaklarını söyledi. Bu “ivedilikle” kelimesi halkı harekete geçirdi. Binlerce insan o gün Berlin’deki duvarın her iki tarafına toplanıp duvarı yıkmaya başladı. Duvarın resmi olarak yıkımına başlandığı yıl ise 1990 olarak kayıtlara geçti.

Berlin Duvarı’nın yıkılacağının resmî olarak duyurulmasından sonra iki sanatçı federasyonunun girişimiyle, 118 sanatçı Spree Nehri kıyısında bulunan 1,3 kilometrelik alanın doğuda kalan kısmına resimler yapmaya başladı. East Side Gallery yani Doğu Yakası Galerisi de böyle doğmuş oldu. East Side Gallery, Berlin Duvarı’ndan geriye kalan en uzun parça. Bunun dışında Berlin’in çeşitli noktalarında duvarın 700 metresi daha muhafaza ediliyor.

Duvar dünyanın dört bir yanında

Berlin dışında dünyanın çeşitli ülkelerinde Duvar’ın bölümlerine rastlamak mümkün. Çeşitli şehirlerde 240 duvar parçasının sergilendiği söyleniyor. Duvar’ın yıkıldıktan sonra bir ticari metaya dönüştüğünü de söylemek gerek ki pek çok kişi ve kurum tarafından satın alınan parçalar da mevcut. Bugün bile Berlin’deki hediyelik eşya dükkânlarında duvarın parçalarını satın alabiliyorsunuz. Duvar’ın bazı bölümleri ise Alman yetkililerce çeşitli kişi ve kurumlara hediye edildi. Örneğin 2009’da, Berlin’de yapılan Dünya Atletizm Şampiyonası sırasında, 100 ve 200 metrede rekor kıran Jamaikalı ünlü atlet Usain Bolt’a 3 tonluk bir parça hediye edildi.

Birleşik Almanya’nın ilk sanat projesi

Berlin Friedrichshain’da Spree Irmağı kıyısında “Mühlenstrasse” boyunca uzanan East Side Gallery, 1990 yılında iki Alman sanatçı federasyonunun inisiyatifiyle dünyanın en anlamlı ve en büyük Street Art sergilerinden biri olarak doğdu. Neredeyse dünyanın her yerinden seçili 118 sanatçının desteğiyle en büyük ve en uzun süre ziyarete açık kalan açık hava sergilerinden birine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda onun bu kadar popüler olmasının bir diğer sebebi de özgürlük anıtı olarak anılıyor olması.

Sanatçıların daha iyi, daha özgür bir gelecek için umutlarını yansıtmak amacıyla yarattıkları resimlerin büyük bölümü zaman içerisinde zarar gördü, yok oldu. Günümüze ulaşmayı başaran eserlerin üçte biri 2000 yılı itibarıyla onarıldı. Galerinin kapsamlı olarak onarılması ise 2009 yılını buldu. Birleşik Almanya’nın ilk sanat projesine yani bir dram ikonunu unutulmaz sanat eserine dönüştüren sanatçılar gözünden bakalım bir de Berlin Duvarı’na.

East Side Gallery’nin en ikonik parçası: Öpücük

Öpücük, East Side Gallery’nin tüm dünyada en çok tanınan ve bilinen parçası olarak ifade edilir. Bunun yanı sıra Sovyet lideri Leonid Brezhnev ile Demokratik Almanya Cumhuriyeti (GDR) Devlet Başkanı Erich Honecker’in, 30’uncu yıl kutlamalarındaki bir fotoğrafını yansıtır.

Kardeşler arasındaki sosyalist öpücük olarak bilinen bu fotoğraf, aynı zamanda özellikle Ruslar tarafından kullanılan bir selamlaşma şeklini resmeder. Rus sanatçı Dmitri Wrubel tarafından yapılan bu resmin altında bir de cümle mevcut: “Tanrım, bu ölümcül aşk arasında hayatta kalmama yardımcı ol!”

Das Vaterland

Bir diğer değerli eser Das Vaterland ise Alman Sanatçı Günther Schaefer tarafından Alman tarihinin iki önemli olayından esinlenerek hazırlanmış. Almanya ve Nazi güçlerinin Yahudi mülk sahiplerini imha ettiği gecenin 50’nci yıldönümü anısına yapılmış. Schaefer, Alman ve İsrail bayraklarını birleştirerek faşizm ve komünizm gibi rejimlerde, insan hakları ihlallerine karşı bir protesto olarak bu tabloyu yarattığını belirtir.

Aydınlanmanın Yedi Aşaması

Hint felsefesine dayanan mistik bir Tantra figürü, Hintli sanatçı Narenda Kumar Jain tarafından yapılan Aydınlanmanın Yedi Aşaması adlı eserle resme aktarılmış. Aydınlanmanın var olan yedi aşamasını simgeleyen egzotik resimde; duvar, özgürlüğü cehaletten ve engellerin üstesinden gelmekte olan bir sembol olarak kullanılmış. Bu aynı zamanda aydınlanmaya giden yol için de bir araç.

Duvardan Geçen Trabant

Doğu Almanya’nın en ünlü, en çok kullanılan aracını simgeleyen Duvardan Geçen Trabant adlı eserde Berlin Duvarı’ndan geçmeye çalışan otomobil, Soğuk Savaş döneminde batıya kaçışın simgesi olarak resmedilmış. Eserin sahibi Birgit Kinder’i de unutmamak gerek.

Son söz: Dramdan ikon yaratmak

Bir Soğuk Savaş sembolü olan Berlin Duvarı, doğudakilere göre onları batıdan koruyan bir kalkandı. Batıdaki yöneticiler için ise bir “Utanç Duvarı”ydı. Kimilerine göre o yıkılan taşlar insanları özgürlüğüne kavuşturdu, kimilerine göre ise o taşların altında kalanlar hep emekçiler oldu.

Yapılışının ve yıkılışının üzerinden onlarca yıl geçmesine karşın, duvarın neden olduğu pek çok üzücü olay hâlâ hikâyelere konu oluyor. Ne yazık ki yaşanan travmalar duvar kadar kolay yıkılamıyor, atlatılamıyor. Ancak bir başka önemli gerçek var ki onu asla görmezlikten gelemeyiz: Bir dramdan bir sanat projesi çıkarmak ve bunu dünyanın her tarafına satabilmek.

Nitekim bugün Berlin’in en çok ziyaret edilen noktasına dönüşmüş durumda East Side Gallery. Ve pek çok müzesi, köprüsü, sanat eseriyle yaratıcılığın merkezlerinden biri olarak anılan muhteşem Berlin’in en çok bilinen ikonu, en çok ziyaret edilen noktasıdır aynı zamanda.

Pelin Özkan, MediaCat Genel Yayın Yönetmeni

Benzer Yazılar

Uzaklardan bir klasik: Hindistan’da düğün

Ad Hoc

Fantastik romanların ilham kaynağı: Porto

Ad Hoc

Altın firavunun hazineleri

Ad Hoc