Tematik

Dünya aslında ne kadar kentli?

Dünya aslında ne kadar kentli?

2008 yılı dünyanın kentsel nüfusunun kırsal nüfusu aştığı tarih olarak kayıtlara geçmişti. Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün dünya nüfusunun yüzde 55’ini ağırlayan kentlerin üzerindeki yük, 2050 itibarıyla yüzde 70 oranına yükselecek. Ancak Avrupa Komisyonu farklı fikirlere sahip. Geo-lokasyon teknolojilerindeki ilerlemeler ve verili bir alandaki insan sayısını tahmin edebilen yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri sayesinde, komisyon kentsel alanlarda yaşayan insan sayısının çoktan 6,4 milyara, oransal olarak da dünya nüfusunun yüzde 84’üne ulaştığını iddia ediyor. Asya ve Afrika gibi, hakim söylemde genellikle yoğun bir kırsal nüfusa sahip olduğu kabul edilen kıtalardaki durum da komisyon verilerine göre ağır bir kentleşmeye işaret ediyor. Asya’nın yüzde 90’ı, Afrika’nınsa yüzde 80’i artık kentlere yığılmış durumda ki bu istatistikler Birleşmiş Milletler tahminlerinin neredeyse iki katı.

Kent ve kır nüfuslarına dair tüm bildiklerinizi unutun!
Birleşmiş Milletler’in 2015 yılında ortaya koyduğu ev ödevlerinden biri de 2030 yılına dek hayata geçirilmesi gereken Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ydi. 17 hedef arasında “kentleri kapsayıcı, güvenli, esnek ve sürdürülebilir hale getirme”yi vaat eden 11’inci madde de bulunuyordu. Ancak bu hedefin yerine getirilebilmesi için ölçümlenebilir bir yol haritası, bu yol haritası için de kent ve kır tanımları üzerinde alınmış ortak kararlar olması gerekiyor ki bu mevcut değil.

Örneğin Arjantin, 2 bin ve üzeri nüfusa sahip birimleri kent olarak tanımlıyor. İsveç’se konutlar arasında en fazla 200 metre mesafenin bulunduğu ve 200 insanı bir araya getiren bayındır bölgelerine kent adını veriyor. Hindistan ise üç ayrı kriterin de karşılanması gerektiğini savunuyor kent olarak adlandırılabilmek için: 5 bin ve üzeri nüfus, kilometrekareye düşen en az 400 kişi ve çalışan erkek nüfusunun en az yüzde 75’inin tarım dışı alanlarda istihdam ediliyor olması. Çin, ülkedeki kent sayılarına istinaden resmi bir adet paylaşsa da, agresif kalkınma oranları farklı bir resim sunuyor. New York Üniversitesi Urban Expansion Project, Çin’de 100 bin insanı kapsayan bir nüfusu aştığı halde kent olarak sınıflandırılmayan 387 yerleşim birimi olduğunu belirtiyor.

Bir yerleşim biriminin kent olarak nasıl sınıflandırılması gerektiğine dair üzerinde uzlaşı sağlanmış bir kriterler seti evrensel olarak mevcut değil; her ülke kendi demografik yapısını dikkate alarak oranlarını paylaşıyor. Bir kentin, dolayısıyla kentleşmenin ortak bir tanımı yok. Kenti, kırsaldan ayıran eşik değerleri ulus devletten ulus devlete çeşitlilik gösterdiği gibi, ölçümleme için kullanılan metrikler de bir konsensüsün ürünü değil. Kimi uluslar insan nüfusuna odaklanırken kimileri insan yoğunluğuna, altyapıların gelişmişliğine ya da istihdam türlerine dikkat ediyor.

Avrupa Komisyonu ise evrensel bir tanımlama hamlesiyle, kenti kırsaldan ayıran kriterleri üç maddede özetliyor: Nüfusu 50 bin ve üzeri olan, kilometrekareye en az bin 500 insan düşen ve yüzölçümünün yarısının barındır alanları kapsadığı yerleşim birimlerine “kent merkezi” deniyor. 5 bin üzeri ve nüfusa sahip olup, kilometrekareye en az 300 kişinin düştüğü yerleşim birimleri ise “kent öbeği” tanımını alıyor. Nüfusu 5 bin ve daha az insandan oluşan birimlerse “kırsal” olarak adlandırılıyor. Bu kriterlere dayandırılan istatistiklerse, bugün 6,1 milyarlık bir nüfusun gezegenin kent pastasında yer aldığını gösteriyor.

Evrensel bir kentsel/kırsal ayrımı neden önemli?
Küresel seviyede geliştirilen ya da geliştirilemeyen konsensüs, kentsel ve kırsal ayrımının ulusal seviyede temsil ettiği önemi azaltmıyor elbette. Ekonomik ilerlemeye, kalkınmaya, altyapı yatırımlarına, toplumsal sağlığa, demografik dönüşümlere ve yardım politikalarına yönelik anlamlı ve geleceğe dönük ulusal planlamalar oluşturmak için kent ve kır ayrımlarını netleştirmek önemli. Tanımlar uluslara özgü olduğu derecede global olarak ikinci tanımlar da üretilebilirse, dünyanın ne kadar kentli ne kadarının köylü olduğuna dair çok daha net bir resim çıkacak önümüze. Böylelikle iklim kriziyle mücadele etmekten göçlerin nedenlerine dair daha derinlikli bulgulara ulaşmak gibi uluslararası işbirliği gerektiren birçok alanda daha net ve kapsayıcı aksiyon politikaları geliştirilebilecek.

Birleşmiş Milletler İstatistik Birimi kent/kır ayrımına yönelik standart bir tanım geliştirme yönünde iki adım attı bugüne dek. Her iki adım da, üye ülke temsilcilerinin fikir anlaşmazlıklarıyla sonuçlandı. Ancak ikna girişimleri tüm hızıyla devam ediyor.

Benzer Yazılar

“Milyoner olursak Sulukule’yi eski haline getiririz”

Ad Hoc

Çocuklar, oyunlar ve sokaklar

Ad Hoc

‘Evinde gibi’ hissettiren ofisler

Ad Hoc