Ekonomi Genel Manşet

Dünya hakikaten tehlikede mi?

“Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum.”

Dünyaya dair endişelerini bu şekilde ifade eden kişilere hepimiz rastlıyoruz. Çevremizde olmasa bile filmlerde, romanlarda, köşe yazılarında, karikatürlerde, birçok yerde karşımıza çıkan bir cümle. Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı “İstatistiklerle Aile” bültenine göre ülkedeki 23,2 milyon aileden 3,3 milyona yakını sadece eşlerden oluşan çocuksuz aileler. Elbette çocuk sahibi olmamanın tek nedeni dünyaya dair endişeler değil. Endişelenme halinin arkasında herkes için farklı ürkütücü tehditler yatar. Toplumu, dünyayı tehdit ettiğini düşündüğümüz farklı riskler… Savaşlardan teröre, doğal afetlerden salgın hastalıklara ve ekonomik krizlere kadar değişen çeşit çeşit riskler. İnsanlar çocuk yapma, şehir/ülke değiştirme, meslek değiştirme, tasarruf yapma gibi konularda karar verirken bu riskleri bilerek veya bilmeyerek değerlendiriyorlar.

Ben şahsen iyimser olmayı tercih edenlerdenim. Endişe ettiklerimizin büyük bir kısmının hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini ve aslında bu kadar endişeli bir yaşamın büyük bir enerji israfı olduğuna inanıyorum. Endişe, insanı tüketen bir duygu (Böyle düşünüyorum da bunu ne kadar hayatıma yansıtabiliyorum acaba?).

Peki, dünya hakikaten hangi tehlikelerle karşı karşıya? Bu tehlikelerin hangilerine karşı kendimizi güvende hissediyoruz?

Dünyanın endişe haritası

Ipsos, insanları endişelendiren çeşitli tehlikeleri zaman içinde tekrarlanan bir araştırma ile ölçerek dünyanın endişe haritasını çıkarıyor. 2010’dan beri zaman zaman tekrarlanan bu araştırma ile birçok başlıkta endişe uyandıran riskleri ve toplumların bu risklere karşı kendilerini ne derecede hazırlıklı hissettiklerini ölçüyor. Sonuncu ölçümü ise 2019 Ağustos – Eylül aylarında gerçekleştirdiği Global Advisor araştırması kapsamında yaptı. 28 ülkeden 18 bin 526 yetişkinin katıldığı araştırmanın sonuçları ülkelerin son istatistikler temel alınarak nüfus büyüklükleri, demografik dağılımları ile paralel ağırlıklandırıldı. ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Belçika, Fransa, Güney Kore, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Macaristan ve Polonya’da toplumun genelini temsil eden kitleler söz konusu. Brezilya, Çin, Hindistan, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika Cumhuriyeti, Şili, Kolombiya, Peru, Malezya ve Türkiye’de ise daha şehirli, yüksek eğitimli, toplumun geri kalanına kıyasla daha yüksek gelirli kesimler temsil ediliyor.

Japonların sadece yüzde 36’sı gelecekte global bir çatışma olabileceğini ifade ediyor ki 2. Dünya Savaşı’nın en büyük mağdurlarından biri olarak bu korkuyu en az yaşayan ülke olmaları bu ihtimali akıllarına bile getirmek istememelerinden kaynaklı olabilir.

Dünyada iyileşen şeylerin sayısının kötüleşenlerden fazla olduğunu düşünenler daha az. Katılımcıların sadece yüzde 46’sı iyiye gidenlerin kötüye gidenlerden fazla olduğunu belirtiyor. En iyimserlerimiz Çinliler ve Hintliler. Uzak Asya’nın bu iki dev ülkesi iyileşen şeylerin daha fazla olduğuna inanıyorlar. Çin’de böyle düşünenlerin oranı yüzde 86; Hindistan’da ise yüzde 79. Türkiye bu konuda en pesimist tabloya sahip; katılımcıların sadece yüzde 24’ü iyiye gidenler daha fazla demişler.

Türkiye’nin kaygı seviyesi yüksek

En çok endişe veren şey ne? Sorgulanan sekiz başlık arasında endişe uyandırma oranı en yüksek olan dolandırılma amacıyla “hack’lenmek”. İnsanların yüzde 75’i bu konuda endişeli. Öne çıkan diğer konular nükleer/kimyasal saldırı (yüzde 68), büyük bir doğal felaket (yüzde 66), terörist saldırılar (yüzde 65). Türkiye, endişe seviyesinin yüksekliği ile dikkat çekiyor. Büyük bir salgın tehlikesi, başka bir ülke ile silahlı çatışma, dünyanın herhangi bir yerinde muhtemel nükleer/kimyasal saldırı, dolandırılma amacıyla “hack’lenmek” konularında 28 ülke arasında en yüksek endişeyi taşıyan toplum Türkiye toplumu. Diğer unsurlarda da yine ilk sıralardaki ülkeler arasında yer alıyor. Peru, Şili gibi Güney Amerika ülkeleri ile birlikte Türkiye doğal afet endişesi taşıyan ülkeler, büyük depremler yaşamış coğrafyalar açısından şaşırtıcı olmayan bir sonuç. Şaşırtıcı olan sonuçlardan biri ise terörist saldırılardan en çok ürken toplumun İngilizler olması.

Kötümserliğin, endişenin
izolasyon politikalarını
beslediği, bu düşünceler
güçlendikçe de herkesin
diğer ülkeleri daha da fazla
düşman görme eğiliminde
olduğu bir kısır döngü
yaşanıyor.

Riskler karşısında ne kadar hazır olduğumuzu düşünüyoruz?

Endişe verici ihtimallere karşı ne derece hazırlıklı olduğumuzu düşünüyoruz? Ülkemizi yönetenlerin bu risklere karşı koruyucu uygulamaları ne derece güven veriyor? Katılımcıların ortalamada yüzde 50 civarı bir kesimi ülkelerinin bu risklere karşı güven veren şekilde hazırlıklı olduğuna inanıyor. Kendimizi en az güvende ve hazır hissettiğimiz konulardan biri “hack’lenme” konusu (yüzde 46). Endişeliler ile güvende hissedenlerin oranları arasındaki farkın (yüzde 29) en yüksek olduğu konu da yine bu. Hintlilerin yüzde 70’i “hack’lenme” ihtimaline karşı yöneticilerinin güven veren önlemler aldığını düşünürken bu oran Macarlarda yüzde 29’a düşüyor. Türkiye ise dünya ortalamasında, yüzde 46. Katılımcıların en fazla hazırlıklı olduğumuzu düşündükleri konu doğal felaketler. Katılımcıların yüzde 56’sı bu konuda ülke yönetimlerinin gerekenleri yaptıklarına inanıyor. Türkiye’nin birçok konuda endişe seviyesi yüksek demiştik ancak yönetimin bu konularda güven veren önlemler aldığı konusunda da Türkiye toplumunda yine dünya ortalamasının üzerinde bir güven söz konusu. Yani endişeliyiz ancak yönetime diğer ülkelere nazaran daha fazla güveniyoruz. Salgın hastalık, terör saldırısı, başka bir ülke ile silahlı çatışma tehlikeleri önlem alma anlamında ülke yönetimine güvenin en yüksek olduğu konular.

Global riskler dikkate alındığında ülkemin askeri yatırımları artırması gerektiğine inanıyorum diyenlerin oranı yüzde 51. Bu düşüncede olanların oranının en yüksek olduğu ülke Hindistan (yüzde 81), Hindistan’ı Polonya (yüzde 72) ve Türkiye (yüzde 69) takip ediyor. Bu düşüncede olanların en düşük oranda olduğu ülkeler ise Şili (yüzde 32) ve Kolombiya (yüzde 31).

Geçmiş tecrübeler bugünkü endişelerimizi ne kadar etkiliyor?

Geleceğe dair bazı teoriler endişeli ruh halini körükleyebiliyor. Önümüzdeki 25 yıl içinde süper güçler arasında, geçmişte dünya savaşları öncesinde yaşanmış olan çelişkilere benzer sorunlar yaşanabileceği teorisi de bunlardan biri. Katılımcıların yüzde 63’ü bu durumun yaşanabileceğini düşünüyor. Bu çok ciddi bir oran. Güney Amerika ülkeleri Kolombiya, Peru, Şili’de bu oran yüzde 80’e kadar varıyor. 2019 içinde bu ülkelerde yaşanan toplumsal olaylar aslında bu halkların ne kadar gergin olduklarını ortaya koydu. Bu konuda en rahat “görünen” toplum ise Japonlar. Japonların sadece yüzde 36’sı gelecekte global bir çatışma olabileceğini ifade ediyor ki 2. Dünya Savaşı’nın en büyük mağdurlarından biri olarak bu korkuyu en az yaşayan ülke olmaları bu ihtimali akıllarına bile getirmek istememelerinden kaynaklı olabilir. Neden mi böyle düşünüyorum? Çünkü benzer şekilde bu korkuyu en az yaşayan diğer iki ülke, Japonlarla birlikte 2. Dünya Savaşı’nda büyük mağlubiyet yaşayan müttefikleri Almanlar ve İtalyanlar. Benim tahlilim, bu üç ülke vatandaşlarının bünyelerinin bu ihtimali düşünmeyi bile reddediyor olması yönünde. Türkiye’de ise bu korku azımsanamayacak seviyede, katılımcıların yüzde 70’inde bu anlamda bir endişe mevcut.

En iyimserlerimiz Çinliler ve Hintliler. Uzak Asya’nın bu iki dev ülkesi iyileşen şeylerin daha fazla olduğuna inanıyorlar.

İyimser olmayı tercih edenlerdenim demiştim ancak maalesef benim gibi iyimserlerin oranı gayet az. Katılımcıların yüzde 80’i son bir yıl içinde dünyanın daha tehlikeli bir yer haline geldiğini ifade ediyor. Bu oran, bir önceki araştırmaya kıyasla yüzde 6 daha yüksek. Bu fikirde oranların oranı Peru’da yüzde 93’e kadar yükseliyor. Görece iyimser olduğunu söyleyebileceğimiz Çin’de dahi yüzde 66’lık bir kesim bu düşüncede. Peru’ya ek olarak Orta ve Latin Amerika ülkeleri Kolombiya, Meksika, Şili, Arjantin Brezilya ilk 10 içinde yer alıyor. Türkiye yüzde 87’lik oran ile altıncı sırada. Dünyanın daha tehlikeli olduğunu düşünenlerin oranı bir önceki yıla kıyasla en fazla Güney Kore’de artmış (+yüzde 17), onları Japonlar takip ediyor (+yüzde 13). Kuzey Kore’ye yakın olmalarının bir etkisi olabilir mi? Türkiye’de endişelilerin artış oranı yüzde 10 ve bu da ciddi bir artış. 28 ülkeyi incelediğimizde bir önceki ölçüme kıyasla daha iyimser olan sadece iki ülke görüyoruz: Belçika ve Malezya.

Endişeli olma haline göre bir sıralama yaptığımızda ilk 10 içinde (10’uncu olarak) yer alan tek gelişmiş ülke İngiltere. İngiltere’deki bu endişeli ruh hali Brexit ve sonrasında 2019 sonundaki genel seçimlerdeki tercihlerde rol oynamış mıdır dersiniz? Buna ek olarak İngilizlerin yüzde 90’ının ülkelerinde bir terör saldırısı olmasından endişeli olması, bu sonucun AB’den ayrılma, biraz içine kapanma yolunda önemli adımlar atan bu ülkedeki ruh halini anlamak için önemli bir ipucu olduğunu düşünüyorum.

2019 Aralık ayındaki İngiltere seçimleri bir kez daha gösterdi ki dünya koyu muhafazakâr bir dönemden geçiyor. Ülkelerin uluslararası birlikler yerine kendilerini muhafaza etmeye bu derece kilitlenmesi dünyanın genel iyiliği için çok da hayırlı değil diye düşünüyorum. Kötümserliğin, endişenin izolasyon politikalarını beslediği, bu düşünceler güçlendikçe de herkesin diğer ülkeleri daha da fazla düşman görme eğiliminde olduğu bir kısır döngü yaşanıyor. Yaşanmış olan iki büyük savaştan sonra benzer şekilde, kıtalara yayılan büyük savaşlar olacağını düşünmüyorum, ancak bölgesel çatışmaların, ekonomik ve dijital savaşların giderek daha fazla gündemde olacağı bir çağı yaşayacağız. Toplumların ruh halleri, kritik konulara bakış açıları da bu görüşü destekler nitelikte..

Yazı: Araştırmacı Sidar Gedik

Benzer Yazılar

Oyun endüstrisi ve hegemonik işlevi

Ad Hoc

İmkânsızı istemek neden gerçekçidir?

Ad Hoc

Fütüristler kriz anlarında ne işe yarar?

Ad Hoc