Ekonomi Manşet

Düşük temsiliyete karşı yaratıcı protesto

Düşük temsiliyete karşı yaratıcı protesto

Sanatçı Mierle Laderman Ukeles, 1973 yılında Connecticut Wadsworth Atheneum müzesinin ziyaretçilerini, elinde bir fırça ve sabunlu kovayla giriş merdivenlerini temizleyerek karşıladığında Marcel Duchamp’ın pisuar jestiyle ortaya attığına benzer bir soruya yeniden bağlam kazandırmaya çalışıyordu. Duchamp, gündelik kullanım nesneleri ve sanat yapıtını ayıran simgesel sınır çizgilerini sorgulamıştı; Ukeles de toplum nazarındaki ve mübadele ekonomisindeki sanatsal eylem ve gündelik eylem arasındaki anlam/ değer/önem farkını sorguluyordu. Ukeles, bir müzede ya da herhangi bir kültür kurumunda, estetik üretim de dahil olmak üzere tüm operasyonel sürdürülebilirliğin sağlanmasında rol oynayan temizlik çalışanlarının emeğinin görünür ve takdir edilir olması gerektiğinin altını çiziyordu eylemiyle. Sanatçıya göre kültür endüstrilerinde üretilen iş söz konusu olduğunda, temizlik ve muhafaza gibi bakım işleriyle, entelektüel bir gelişim süreci sonrasında ortaya çıkan yaratıcı iş arasındaki niteliksel ve niceliksel ayrım ortadan kalkmalıydı.

Ancak bugünden bakınca bir başka sorgulamanın daha kapısını daha aralıyor gibiydi bu performans. Bir kadın, bir kültür kurumuna birçok farklı kimlikle girebiliyor; ziyaretçi, temizlik çalışanı ya da tur rehberi olabiliyor… Bir sanatçı olarak, bu kurumlardaki temsiliyeti binlerce yıla rağmen hâlâ fazlasıyla düşük.

Sanatta toplumsal cinsiyet eşitliğine erişmenin, iş dünyasının diğer katmanlarındaki seyrinden farklı olarak, çok yakın olduğuna yönelik bir izlenim vardı. Yükselen kadın sanatçılar prestijli solo sergilere imza atıyor, müzeler kadın temalı etkinliklerini artırıyor ya da kadın sanatçıları teşvik edecek fon ve burslar hayata geçiriliyordu. Ancak sanat endüstrisine yönelik raporlar yayınlayan Artnet ve Sotheby’s bünyesindeki danışmanlık şirketi Art Agency, Partner’ın ortak bir araştırması, ABD’nin en büyük 26 müzesinin 2008 – 2018 yılları arasında daimi koleksiyonları için satın aldığı 260 bin 470 işin 29 bin 247’sinin, yani yüzde 11’inin kadın sanatçılara ait olduğunu ortaya koyuyordu. İngiltere’de de durum farklı değil. Ülkenin en önemli kültür kurumlarından Londra’daki National Gallery, 2 bin 300 erkek sanatçı eserine ev sahipliği yaparken, kadın sanatçıların elinden çıkmış yalnızca 21 yapıta sahip. Artsy’nin endüstriye yönelik finansal bilgiler içeren veritabanından derlenen verilerle oluşturulan 2019 tarihli Art Basel ve UBS ortak raporu da kadın sanatçıların çalışmalarına çok daha düşük değerler biçildiğini gösteriyor.

Barbie bebekler sanat kurumlarında

Hal böyleyken kadın üreticiler için sanatta protesto sıklıkla işin doğal bir parçası haline gelebiliyor ve 1960’lara uzanan gelenek içindeki yerini alabiliyor. Son dönemlerde medyada en çok ilgi gören yaratıcı eylemlerden biri de University of Huddersfield öğretim görevlilerinden Sarah Williamson’ınki oldu. Öğrencilerini toplumsal adalet ve feminist fikirler hakkında bilinçlendirmek isteyen Williamson, her öğrencisini İngiltere’deki sanatın -kendi tabiriyle- patriarkal kurumlarında bir Barbie bebekle minimal enstelasyonlar düzenlemek üzere harekete geçirdi. Williamson’ın feminist annesinin 1970’lerde diktiği kıyafetlerle, dudaklarında bir lolipop ve ellerinde küçücük pankartlarla donatılan Barbie bebekler, erkeklerin elinden çıkma ünlü tabloların önüne dikkatle yerleştirildi. İdealize edilmiş bir kadınlığın plastik figürü olan Barbie bebek, sanattaki eril bakışın ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin göstergesi olmak için ne kadar doğru bir seçim, tartışılır. Ancak Williamson’ın medyatikleşen fikri, geçtiğimiz ay Yeni Zelanda’da günün haberi olduğu gibi, düzenli bir “haber kaynağı”na da dönüştü iki yıl içinde. ArtActivistBarbie rumuzuyla bir Twitter hesabına da dönüşen Barbie, aralarında sanat kritikleri ve celebrity’lerin olduğu hatırı sayılır bir takipçi kitlesine sahip. Ve sanat dünyasındaki eşitsizlikleri olay mahallinden bildirmeye devam ediyor.

Benzer Yazılar

100. yılında internet

Ad Hoc

Ya sev ya da terk et: Bedensiz varoluşlar

Ad Hoc

Sanal yaşam fikrine neden karşı koyamıyoruz?

Ad Hoc