Teknoloji

Esenlik, teknolojinin ve tüketimin merkezinde

Büyük teknoloji şirketleri, “ahlaklı internet” mevzusuna en azından kurumsal sorumluluk seviyesinde bazı yanıtlar vermeye çalışıyorlar. Proaktif eylemler de oluyor yavaş yavaş. Salesforce yıl sonunda ilk Chief Ethics Officer’ını işe aldı. YouTube, Facebook ve Instagram, insanların yoğun teknoloji kullanım alışkanlıklarından doğan kaygıları gidermek için zihinsel sağlık ve esenlik (wellbeing) takımları kurmaya başladı. Apple, kimi zaman iş modelleriyle çelişse bile bu konuda hep açık konuşan şirketlerden biri oldu. Avrupa’da da adil rekabetten kişisel verilerin korunmasına yönelik pek çok tartışma yaşandı. Tabii tüm bu gelişmelerin tüketicilerin dijital farkındalıklarının epey geliştiği ciddi bir kültürel kaynamayla paralel olduğu bir gerçek. İnsanlar seslerini artık daha fazla çıkarıyorlar. Polisin yüz tanıma teknolojilerini kullanarak masum insanları suçlamasına, algoritmaların etnik önyargıları yeniden üreten yapılarına tanık oluyoruz. Google’da da kadın ve erkek çalışanlar arasındaki ücret eşitsizlikleri ve yaşanan tacizler dolayısıyla iş bırakma eylemleri yapıldı bu sene. Uluslararası Af Örgütü, Twitter gibi platformlara kadınları dijital tacizden koruma çağrısında bulundu. İnternetin kurucularından Tim Berners-Lee açık bir manifesto yayınladı. Bugün geldiği aşırı kapitalist ve mühendislik harikası yapısı, onun aklındaki açık ve adem-i merkeziyetçi orijinal yapıdan çok uzak ne de olsa. Feminist Internet de chatbot’ların ya da Alexa gibi kişisel asistanların kadın sesine sahip oluşunun, cinsiyetçiliği normalleştirip normalleştirmediğini sorguluyor. Yani, geçmişte konuşulmayan konular gündemde bugün. Zeitgeist’e bakarak, insanların bu konuda artık politik tavırlar sergilediğini söyleyebiliriz. Teknoloji devleri de buna uyum sağlamaya çalışıyor. Yapılanlar kurumsal itibar seviyesinde mi kalıyor yoksa sahiden bir şeyler değişiyor mu, bu henüz yanıtlanmamış bir soru.

Sorun şu ki, devlet aygıtındaki karar vericilerin de dijital okuryazarlıkları biraz düşük görünüyor. Bunu en çok Mark Zuckerberg’in Kongre ve Senato’daki duruşması esnasında ona yöneltilen sorularda gördük.

LG Çok ilginç bir konu bu ama bu konuda çok ciddi bir değişim yaşanıyor aslında. ABD Kongresi’nde bugün ilk kez milenyum siyasetçileri var. Yani, ofiste dijital yerliler var. Şimdiye dek hükümetler bu büyük şirketlerin uzmanlıklarına güveniyor ve işleri onlara teslim ediyordu. Ama şu anda sahip oldukları gücün etrafındaki gizem ve büyü perdesi aralanıyor. Bu sorumluluğu milenyum jenerasyonundan gelen siyasetçiler üstleniyor. Alexandria Ocasio-Cortez (Temsilciler Meclisi’ne giren en genç kadın) gibi siyasetçiler artık çoğu konuyu sosyo-ekonomik gerçeklerle açıklıyor. Örneğin iklim değişikliğini, seçildiği bölgedeki tüm insanların yeniden anlayabileceği şekilde formüle etti. Neydi yeni formül? İklim felaketleri yoksul insanları daha fazla etkiliyor. Aynı şeyler teknolojide de oluyor. Teknoloji de eşitsizlikleri artırıyor. Bu yıl Davos’ta, genç tarihçi ve Utopia for Realist kitabının yazarı Rutger Bregman bu konuya çok dikkat çekti, büyük bir ilgi gördü. SXSW’te en yoğun tartışılan temalardan biri teknolojinin anti-demokratik eğilimleri pekiştirmesiydi. Katılan tüm Demokrat siyasetçiler de devlet ve teknoloji devleri arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerektiğini ifade etti.

Tüketiciler nasıl tecrübe ediyor tüm bunları?

LG İçinde bulunduğumuz hiper-bağlantılı noktada teknoloji artık ileriye, geleceğe yönelik çıkarımlar yapıyor. Artık hepimiz daha fazla “belgeleniyoruz” ve farkında olmadan kendimiz hakkında daha fazla şey paylaşıyoruz. Bunların hepsi birer endişe olarak geri dönüyor bize. Sosyal network’lerin bizi manipüle ettiğini biliyoruz. Yalnızca politik olarak değil, psikolojimiz üzerinde de ciddi etkileri var. Şu sıralarda görsel platformları inceliyoruz. Bu platformlar, daha fazla tüketime, daha fazla satın almaya, daha fazla seyahate çıkmaya yönelik dürtülerimizi besliyor. Daha hoş ve daha Instagram’a yaraşır yaşam tarzlarına sahip olabilmek için daha fazla tüketiyoruz. Bu da gençlerde ciddi bir borçluluk hali üretiyor, endişeleri besliyor.

Bunca yoğun teknoloji tüketimine rağmen, bir trend de kimilerinin yavaş yavaş bağlantılılık halinden uzaklaşmaya başlaması. Kuzey Amerika ve Kanada’da kamp yapma oranları artış gösteriyor. Ne dersin, FOMO (Fear of Missing Out) yerini JOMO (Joy of Missing Out)’ya mı bırakıyor?

LG Şu anda geç 20’lerinde, erken 30’larında olanlar ya da 35-40 yaş aralığındakiler neredeyse 15 yıldır sosyal medya kullanıyorlar. Evet, onlar da tatile çıktığımda tüm fotoğraflarımı paylaşmalıyım diyorlardı bir zamanlar ama şimdi daha temkinliler. Dijital detokslar ya da bu teknolojilere biraz mola verme istekleri baş gösteriyor.

Future 100 raporunda, Doğulu bireylerin Batılı bireylerin tersine kişisel verilerini paylaşmakta istekli olduklarını okuduk. Bu farkı nasıl açıklıyorsun?

LG Her şey gibi bu da kültürle, tarihle, bölgeyle birlikte değişkenlik gösteriyor. Çoğu yükselen pazarda, özellikle Ortadoğu’da bu teknolojiler göreceli olarak yeni sayılırlar. Bu teknolojilere aşina hale geldiklerinde daha eleştirel bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyorum. Bu farklar, Batı’da da var aslında. Kuzey Avrupa ülkeleri ya da Almanya, kişisel verileri konusunda çok hassasken, aynı şey ABD’liler için geçerli değil. Yani masumiyet çağından masumiyetin kaybı çağına geçişi yavaş yavaş herkes yaşıyor. Doğu henüz bu safhada değil.

Çin ve ABD arasındaki teknoloji rekabetini nereye koymalıyız bu resimde? Malum, AI temelli teknolojilerin gelişmesi, veriyle beslenmelerine bağlı. Kişisel paylaşım Batı’da azalırken, Çin teknoloji fatihine mi dönüşüyor?

LG Çin’in teknoloji şirketlerinin ABD’li şirketlerle baş başa gittiğini söylemek yanlış olmaz. Global pazar hakimiyeti, Afrika’da, Hindistan’da ya da Endonezya’da baş başa gidiyor. Bu rekabet de tabii teknoloji şirketlerinin varlık gösterdiği pazarlardaki hükümetlerin gücüne bağlı. Çin’de, teknoloji şirketlerinin devletle organik bir bağı olması gerektiğine yönelik bir önkabul var. Bizse, ikisinin ayrı olması gerektiğine dair bir beklentiye sahibiz. Teknoloji şirketlerinin giriş yaptıkları pazarlardaki etkisi de, oralarda icra edilen demokrasinin gücüne bağlı.

Önümüzdeki yıl neler konuşacağız sence?

LG Esenlik tüketiciler için her geçen gün daha önemli bir faktör haline geliyor. Bu da aslında, insanların dünyaya yönelik endişelerinin bir dışavurumu. Çevre sorunlarından kurumların yozlaşmasına ve geleceğe dair belirsizlere kadar pek çok konuda, şimdiye dek gizli kalmış bir agresyon yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı. Bu nedenle insanlar psikolojilerini ve sağlıklarını koruyacak teknolojilere yatırım yapıyorlar, bu alanlarda daha çok para harcıyorlar. Esenlik, yeni ürünlerde ya da markaların farklılaştırılmış vaatlerinde de kendini gösteriyor. Bunu odalarımızda kullandığımız duvar boyaların renklerinde bile görebilirsiniz.
Yalnız yaşayanlar da önem kazanıyor. Yalnızlık, giderek doğal bir tercih olarak algılanmaya başlıyor. Bu aslında hiper-bireyselleşmiş kültürün bir parçası. Bunun sonucu olarak insanlar stereotipleştirilmek istemiyor ve markalardan daha kapsayıcı, daha özel mesajlar bekliyor, kampanyalarında nasıl temsil edildiklerini dikkate alıyor. Etnisite farkları, yaş farkları, engellilik halleri… Tüm bunları hesaba katan nüanslar bekliyor markalardan.

Sürdürülebilirlik konusu da önemini koruyor. Şimdiye kadar yaklaşım, “Geri dönüştürülebilir ambalajlarımız olursa, fena olmaz” şeklindeydi ancak insanların talepleri daha fazla. Daha sistemik değişiklikler ve kullanılan materyallerin tamamen değişmesini istiyorlar. Yani şirketlerden sorunlardan ziyade çözüm üretmelerini istiyorlar. Sürdürülebilirlik, artık yalnızca sorumlulukla değil, aynı zamanda da inovasyonla ilgili bir mefhum. Dolayısıyla inovatif sürdürülebilirlik pek çok markanın gündeminde olacak.

Benzer Yazılar

Yaratıcı bilinç yapay mı doğal mı?

Ad Hoc

“Büyük teknoloji mistik bir güç değil”

Ad Hoc

İki dünyamız varmış gibi tüketiyoruz

Ad Hoc