Teknoloji

Etik korsanlar dönemi

etik korsanlar dönemi

2018 yılında güvenlik ve mahremiyete yönelik pek çok tartışma yaşandı. Milyonlarca insanın, şirketin ve devletin özel bilgilerinin sızdığına tanık olduk. 21’inci yüzyıldaki pek çok konuya olduğu gibi, dijital teknolojilere de etik sorunsalların başrolde olduğu bir sorumluluk alanı atfedilmeye başlandı. Öyle ki Harvard Üniversitesi profesörlerinden Barbara J. Grosz, günün birinde bir algoritma yazan ya da sistem kuran bilgisayar bilimcilerin ekranlarında “Yaptığınız şeyin etik sonuçlarını dikkate aldınız mı?” sözleriyle karşılaşacağı bir dünyanın hayalini kurdu ve uygulamalı bilgisayar bilimlerini sosyal sorumluluk bilinciyle ele alan bir dizi yeni ders açtı geçtiğimiz aylarda.

Etik tartışmaları bilgisayar korsanlığını da içine alacak şekilde yayılmaya devam ediyor. Teknoloji medyasının geleneksel korsanlık ve etik korsanlık arasındaki farkı gayet net bir şekilde ortaya koyduğunu görüyoruz. Geleneksel korsanlık ya da teknik ifadesiyle siyah şapkalı korsanlık şahsi ya da ticari kazançlar elde etmek için bir başka kişi ya da kurumun sistemine izinsiz giriş yapılması anlamına gelirken, beyaz şapkalarla anılan etik korsanlıksa bir sistem içindeki güvenlik açıklarını keşfetmek üzere icra ediliyor. Yani, kanun dışında hareket edenler ve kanun sınırları içerisinde hareket edenler şeklinde bir sınıflandırma söz konusu.

Geçtiğimiz günlerde Digital Age Summit vesilesiyle Türkiye’yi ziyaret eden Chris Roberts, bilgisayar teknolojileri, siyaset ve toplum ilişkilerinin iç içe geçtiği günümüzde etik korsanlık konusunu yeniden tartışma ihtiyacı doğurdu. Roberts’ı yıllar önce medyada geniş bulan NASA’nın ve bir havayolu şirketinin hacklenmesindeki başrollerinden hatırlayacaksınız. Bir zamanlar taktığı siyah şapkasını, beyaz bir şapkayla değiştirip iyilerin aydınlık tarafa geçmiş durumda Roberts ve 1970’lerden bu yana giderek daha meşru bir kariyer seçeneği haline gelen etik korsanlığın tüm temsilcileri gibi, zamanının çoğunu güvenlik performansını, açıklarını ve kırılganlıklarını test ettiği kurumlara rapor yazmakla geçiriyor. Geçmişin üst düzey siber suçluları olarak şöhret kazanan Kevin Mitnick, Joanna Rutkowska, Charlie Miller, Greg Hoglund ve Tsutomu Shimomura, bugünün Fortune 500 şirketlerine danışmanlık hizmeti veren güvenlik profesyonellerine terfi ettiler.

Etik nerede biter, suç nerede başlar?

Basit bir Google araması bugün etik korsanlığın sertifikalı eğitimlerini veren kurumların ve bu alanda istihdam etmek üzere çalışan arayan şirketlerin çokluğu karşısında sizi şaşırtabilir. Bununla birlikte, etiğe dair tüm tartışmalar ve günümüzün değerler sisteminin izafiyete kucak açan yapısı dikkate alındığında, geleneksel ve etik korsanlığı birbirinden ayıran sınır çizgisi sanıldığı kadar net ve sabit değil.

Akla ilk gelen ayrım bozucu 2015 yılında Paris’te gerçekleşen, global liderlerin bir araya geldiği iklim zirvesinde yaşanmıştı. Yılsonuna doğru düzenlenen konferans sırasında Paris’in bazı otobüs duraklarındaki ekranlar ele geçirilmiş ve Parislileri reklamlar yerine bir dizi provokatif görüntü karşılamıştı. Dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron’ı, formasında petrol şirketlerinin logolarını taşıyan Formula 1 pilotu Lewis Hamilton olarak sergiliyordu ekranlar; Japonya Başbakanı Shinzo Abe’inse başından bir kömür santrali çıkıyordu. Bir kutup ayısı da yükselen deniz seviyesi nedeniyle boğulan bir buzdağı olarak tasvir ediliyordu. Kağıt üzerinde bu bir hackleme olayıydı ve kesinlikle yasa dışıydı. Ancak bunun niyet açısından herhangi bir protestodan ya da ifade özgürlüğü eyleminden nerede ayrıldığını kestirebilmek güç.

Ona internet aktivizmi demesinler?

Benzer tartışmalar, geçtiğimiz ay Ekvador Büyükelçiliği’nden iade edilerek tutuklanan Julian Assange için bir kez daha hareketlendi (Julian Assange’a yönelik tutuklama kararının 2012 yılındaki cinsel taciz iddiaları nedeniyle alındığını ancak WikiLeaks’in meşruiyetine yönelik tartışmaların Assange’ın kişisel suçları ve finansal ya da siyasi çıkarlarından muaf bir şekilde ele alınması gerektiğini ekleyelim). 16 yaşından itibaren siyah şapkalar takan Julian Assange aslında WikiLeaks’i kurduğu 2006 yılından bu yana tartışmalara konu olan biri. Askeri kurum ve özel şirketlerin insanlığa ya da çevreye karşı işlenmiş suçlarını ve sırlarını ifşa ediyor. Batılı hükümetler Assange’ı Rus ajanı olmakla ya da hainlikle itham etse de o kendini “toplum ajanı” olarak tanımlıyor; yani, ele geçirdiği sırları belirli bir ülkenin düşman devletine ya da muhbirlerin yaptığı gibi kamu otoritelerine teslim etmektense, çok daha geniş bir kitleyle, doğrudan toplumla paylaşıyor.

“WikiLeaks aslında bize bilmediğimiz bir şeyi öğretmedi” diyor Sloven filozof Slavoj Zizek: “Ancak bir şeyin genel olarak doğru olabileceğine inanmak ve bu kanıyı ete kemiğe büründüren somut verilerle karşılaşmak bambaşka iki şey. Bu gerçeklerle karşılaşan her makul vatandaşın derin bir utanç duyması gerekmez mi? Şimdiye dek ortalama vatandaşın tepkisi ikiyüzlü bir reddedişti: Bugüne kadar istihbarat örgütlerinin kirli çamaşırlarını göz ardı etmeyi tercih ettik. Şimdiyse, daha fazla bilmiyormuş gibi davranamayız.”

Julian Assange 2011 yılında Nobel Barış Ödülü adaylarından biriydi ve Norveç meclisinde bu adaylığı destekleyen Snorre Valen gibi parlamenterler mevcuttu. (Nobel Barış Ödülü’ne her yıl gösterilen yüzlerce aday olduğunu ve Nobel komitesinin, geçmişte tercihini Barack Obama ve Çinli aktivist Liu Xiaobo’dan yana kullanmasıyla ağır eleştirilerle karşılaştığını ekleyelim.) Batı’nın medya ve siyaset ekosisteminde WikiLeaks eylemlerini basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini öneren pek çok ses de… Bu sesler haber edinme hakkının, medyanın sansürlendiği, mahremiyet ve güvenlik haklarının askıya alındığı, özel şirketlerin bilgiyi ticarileştirdiği ve devlet politikalarının şeffaflıktan uzaklaştığı günümüzde, WikiLeaks gibi bilgileri erişilebilir kılan bir platformun özellikle desteklenmesi ve eylemlerinin siber suç olarak değil, internet aktivizmi olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Elbette konunun bir de popüler kültür tarafı söz konusu. Artık konvansiyonel ve alışılmış tiplemeler görmektense tehlikeli personaları tercih ediyoruz tükettiğimiz kültür ürünlerinde. Angela Jolie’nin çiçeği burnunda bir oyuncu olarak rol aldığı filmi Hackers (1995), James McTeigue imzalı V For Vendetta (2005) ve belki de kanun sınırları dışında adaleti arayan tüm süper kahramanlar jenerasyonu etik korsanlık için verilen resmi tanımlamalar dışında kamusal fayda için hareket eden tüm korsanlara da sempatiyle yaklaşmaya itiyor bizi.

Benzer Yazılar

“Büyük teknoloji mistik bir güç değil”

Ad Hoc

Kodlama değil medya okuryazarlığı lütfen!

Ad Hoc

Yabani otlar ve robotlar

Ad Hoc