Genel

Evrenin temel meseleleri ve bakım ekonomisi

Yaklaşık 7 yıl önce Hollandalı tarihçi Rutger Bregman, epeydir unutulmuş bir fikri yeniden hatırlatmıştı dünyaya: evrensel temel gelir. Her vatandaşın, bir işe sahip olsun ya da olmasın, garanti altına alınmış bir minimum gelire sahip olması anlamına gelen, dolayısıyla bugün alışık olduğumuz istihdama endeksli sosyal güvence modelinin ötesine geçen bir kavramdı evrensel temel gelir. Bregman, Gerçekçiler İçin Ütopya kitabında otomasyon ya da ekonomik küreselleşmeyle üretimin iş gücünün maliyet avantajı sunduğu coğrafyalara taşınması gibi nedenlerle oluşan işsizlik artışına, ideal olmasa da eşitsizlikleri yönetebilecek bir yanıt olarak öneriyordu evrensel temel geliri. Evrensel temel gelir, geçmişte kısa vadeli olarak bazı pilot bölgelerde hayata geçirilse de, en uzun dönemli uygulama 1976 yılından itibaren Alaska’da süregiden model oldu. Alaska Permanent Fond, petrol çıkaran şirketlerin eyalet hükümetine yaptıkları ödemelerin bir kısmının, fonun ne kadar kazanç elde ettiğine bağlı olarak, senelik kâr payı olarak doğrudan Alaskalılara verildiği bir işleyişe sahip. Mart ayında, Kanada hükümeti de koronavirüs nedeniyle gelirlerini kaybetmiş insanlara dört ay boyunca aylık 2 bin Kanada doları ödeme taahhüdünde bulunarak, evrensel temel gelirin bir başka kısa vadeli örneğini sunmuştu.

Birçok ülke evrensel temel geliri savunuyor

Evrensel temel gelir fikrinin karşısında duranlar, böyle bir güvencenin ekonomide geri dönüşü olmayan bir yük yaratacağı, yeterli kaynağın olmadığı, olsa bile gerçekleşmesi durumunda bireyleri iş aramaktan alıkoyacağı gibi gerekçeler öne sürdüler. Ancak toplum nazarında popülerliğe sahip gibi duruyor bu güvence. Dalia Research’ün Mart 2017’de 28 AB üyesi ülkesini temsilen 11 bin 21 insanla yaptığı araştırmada, katılımcıların yüzde 68’i temel geliri savunduğunu belirtmişti. “Ülkeniz tam olarak hangi aşamada temel geliri uygulamaya başlamalı?” sorusuna ise yüzde 31’i “Mümkün olduğunca çabuk”, yüzde 32’si “Ülkemizde başarılı denemeler yapıldıktan sonra”, yüzde 16’sı ise “Diğer ülkelerde başarılı denemeler yapıldıktan sonra” yanıtını vermişti.

Birleşmiş Milletler Yardımcı Genel Sekreteri Kanni Wignaraja ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Asya-Pasifik Baş Ekonomisti Balazs Horvath, Dünya Ekonomik Forumu için kaleme aldıkları, Nisan ayında yayınlanan ortak makalelerinde, evrensel temel gelirin tüm dünya ülkelerinin ekonomi gündemlerine alınmasının zamanının geldiğini belirttiler. İkilinin savunmalarında verdiği en kayda değer örnekse, koronavirüsü salgını nedeniyle Asya-Pasifik bölgesindeki eşitsizliklerin iyice gün yüzüne çıkması ve bu eşitsizliğin neredeyse 1,3 milyara ulaşan kayıt dışı işçinin sosyo-ekonomik şartlarını çok daha aşağıya çekmesi. Yalnızca Hindistan’da salgın yüzünden 100 milyon göçmenin yer değiştirmek zorunda kaldığını hatırlatıyor uzmanlar. Kısacası, ikilinin öngörülerine göre global bir işbirliği yapılmaz ve ülkelerin ihtiyaçlarına göre tasarlanmış bir vergi/kaynak politikasıyla evrensel temel gelir mekanizması hayata geçirilmezse, toplumsal huzursuzluklarla çatışmaların artması ve kitlesel göçlerin yönetilemez hale gelmesi olası.

Önce kadınlar ve çocuklar

Evrensel temel gelir tartışması birçok farklı tartışmanın tam ortasında duruyor aslında. En başta da kadınları daha fazla etkileyen ücretsiz istihdamın. Oxfam verilerine göre bugün tahmini sayısı 67 milyonu bulan domestik istihdamın yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor. Domestik işgücünde çalışan her 10 insandan yalnızca 1’i, diğer endüstrilerde çalışanların sosyal güvencelerine sahip. Yaklaşık yüzde 50’si asgari ücretin altında istihdam edildiği gibi, yüzde 50’si için de belirli çalışma saatleri söz konusu değil. Miami University of Ohio Global ve Kültürlerarası Çalışmalar bölümünden Profesör Jennifer Cohen, geçtiğimiz ay sosyal medyada yaptığı bir paylaşımında, “Ekonomi kapanmadı, millet! Bizim sürdürdüğümüz ekonomik faaliyetler; yani, çocuk bakımı, yemek pişirme ve temizlik devam ediyor ancak bu aktiviteler ekonomistlerin gözünde bir değer üretmiyor” diyordu. Halbuki, ekonomistlerin değer hesaplarına dahil etmekten imtina ettiği ücretsiz bakım ekonomisinin yıllık parasal karşılığı, Oxfam’ın “Time to Care” raporuna göre, yaklaşık 10,8 trilyon dolar, yani teknoloji endüstrisinin üç katı. Üstelik bu meblağ, yalnızca 15 yaş üstü kadın nüfusunu kapsıyor. Dünyanın pek çok yerinde eğitimlerini terk ederek bakım işleriyle ilgilenen 15 yaş altı kız çocuklarının da azımsanmayacak bir ekonomik değer ürettiği tahmin ediliyor. 2030 yılı itibarıyla global nüfusa, bakıma ihtiyaç duyacak 100 milyon yaşlı insan ve 100 milyon 6-14 yaş arası çocuğun ekleneceği; 2025 yılına varıldığındaysa 2,4 milyar insanın iklim krizi nedeniyle su kaynaklarının yetersiz olduğu coğrafyalarda yaşayacağı ve bu durumun daha fazla sayıda kadın ve kız çocuğunun su bulma görevine katılmasına yol açacağı düşünülüyor. Bakım işlerinin toplumların ve ekonominin sağlıklı işleyebilmesi için ne kadar hayati olduğunu düşünürsek, ücretsiz domestik istihdam konusunun da evrensel temel gelir tartışmalarına eklemlenmesi şaşırtıcı değil.

Orada, bir Quebec var uzakta

Kanada’nın Quebec kentinin kadın istihdamında dünyanın en yüksek oranına sahip olduğunu biliyor muydunuz? 26-44 yaş arası kadın nüfusun, 2017 tarihine göre, yüzde 86’sı işgücüne katılım gösteriyor ve bu haliyle kadın politikaları ve işgücündeki toplumsal cinsiyet eşitliğiyle nam salan İsveç ve İsviçre gibi ülkeleri geride bırakıyor kent.

Quebec’te 1996 yılında hayata geçirilen bir program sorumlu bir yüksek orandan. Ücretsiz çocuk bakımı programının ardında üç temel hedef vardı: Hükümetin gündüz çocuk bakımını erişilebilir kılması; daha fazla kadının işgücüne katılmasını sağlayacak, çocukların gelişiminde ve sosyal yetenekler kazanmalarında önemli bir rol oynayacak ve artan istihdamla birlikte bordrolardan toplanan vergiler artacağı için devletin gelirleri de yükselecekti. Montreal University of Quebec ekonomistlerinden Pierre Fortin, kent çalışmalarına yönelik haberler yayınlayan ve Richard Florida tarafından kurulan dijital medya organı CityLab’e 2018 yılında verdiği söyleşide bu hedeflerin en az ikisinin tutturulduğunu ifade etmişti. Devletin gelirleri artmıştı; 5 yaş ve altındaki çocuklara sahip olan annelerin istihdama katılımı ise 1997-2016 yılları arasında Kanada’nın genelinde yüzde 4 artarken, Quebec’te yüzde 16 oranında artmıştı.

Bugün aralarında Japonya, Danimarka, Norveç, İsveç ve Avustralya ve Danimarka’nın olduğu pek çok ülke, Quebec’ten aldığı ilhamlarla benzer gündüz çocuk bakımı programları hayata geçiriyor ve bunu pek çok aile için erişilebilir kılmaya çalışıyor. Nobel ödüllü ekonomist James Heckman’ın eğitim harcamalarının ekonomiye en yüksek geri dönüşü yapan kesiminin erken çocuk gelişimine yönelik yatırımlar olduğunu kanıtladığı çalışmaları da ülkeleri harekete geçirmiş olabilir. Her hâlükârda, global pandemi nedeniyle evden çalışmaya devam eden kadınların aynı saat aralıklarında bir de annelik görevlerini yerine getirmeye çalıştığı, ev işleriyle ilgilendiği bugünlerde domestik yükün ne kadar arttığına yönelik hepimizin söyleyecek sözü var. Yani, evrensel temel gelir gibi, evrensel çocuk bakımı ve domestik istihdam da yakın gelecekte tartışmamız gereken yerel, bölgesel ve global konulara eklenmek üzere olabilir.

Benzer Yazılar

Ev imgesi üzerine bir deneme: Ev mitolojileri

Ad Hoc

Teknoloji ve inovasyon trendleri

Ad Hoc

Street art: Sanat mı vandalizm mi?

Ad Hoc