Ekonomi Manşet

Evrensel temel gelir meselesi

Evrensel temel gelir meselesi

“Tüm zanaatların, soylu erdemlerin anası, insani kederlerin ilacı” diyordu Paul Lafargue tembelliği tanımlarken. Elbette çalışmayı kutsallaştıran, aylaklığı aşağılayan bir toplumda hoş karşılanmıyordu söyledikleri. Melih Cevdet Anday’sa, bir zamanların Işık Kenti Likya’daki katı kast sistemini, yani kimileri felsefe gibi asil uğraşların peşinde koşma imkânına sahipken kimilerinin ekmek yapımı gibi hayatın devamlılığını üreten zorunlu uğraşları
üstlenmesini, Defne Ormanı şiirinde özetlemişti. Defne Ormanı, çalışma hayatını zorunluluklardan ayrı, asil bir bölgede konumlandıran eski toplumları anlatıyordu, birileri köle olduğu için diğerlerine de efendi olma imkânını tanıyan toplumlardı bunlar. İşsizliğin ekonomik durgunluk ve teknolojik otomasyon gibi nedenlerle global bir trend haline geldiği bugünlerdeyse, çalışma ve çalışmamayı, asil uğraşlar ve zorunlulukları; çalışkanlık ve tembellik ya da soyluluk ve kölelik gibi dualitelerin ötesinde tartıştığımız zamanlardan geçiyoruz. Bu zamanların sıcak konularından biri de evrensel temel gelir (UBI).

1970’lerden kalma bir deney

Global ekonominin geleneksel kurumları servet üretiminden ziyade üretilen zenginliğin paylaşımı üzerine kafa yormaya başlamışken, UBI’ın tartışılmaya başlanması sürpriz değil. Ara sıra sahneye çıkması nedeniyle, General Electric’in eski baş ekonomisti Marco Annunziata’nın hortlayan bir zombi olduğu benzetmesine maruz kalan kavram yeni de değil. Tam olarak bu teknik isimle anılmasa da 2000’li yıllarda Finlandiya’dan İspanya’ya, Hollanda ve İskoçya’dan Uganda ve Kenya’ya dek pek çok ülke evsizlere, işsizlere ya da düşük gelirlilere koşulsuz ve garanti altına alınmış yardımların yapıldığı pek çok mikro deneyler gerçekleştirdi. 2016 yılında görünüşteki fonlanma sorunları ve ülkenin sosyal refah sistemine zarar verebileceği endişeleri nedeniyle İsviçrelilerin bir referandumla reddettiği sistemin izleri 1970’lere uzanıyor. İlk kez Kanada’nın 10 bin kişilik bir nüfusa sahip Dauphin kasabasında denenen UBI, sanılanın aksine, kitlesel bir tembellik yaratmadı, kasabanın üretkenliğini de aksatmadı. Dahası, University of Manitoba’dan Dr. Evelyn Forget’in tarihsel arşivleri gün ışığına çıkaran çalışmaları UBI’ın üç yıl gibi kısa bir sürede toplumsal depresyonu, ergen ebeveynliğini, suç oranlarını
ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikleri azalttığını ortaya koydu.

İş sonrası ütopyalar

UBI gibi teknoloji dışı bir konunun ileri teknoloji aktörleri tarafından desteklenişi de konunun bir başka yönü. Marc Zuckerberg’ten Elon Musk ve Richard Branson’a kadar pek çok isim fikrin ateşli savunucuları arasında.
Tekno-iyimserliğin ve vadi ütopyacılığının, geleceği belirlemede üst düzey siyaset ve ekonomi erkanından daha fazla hareket alanına sahip olduğu bir gerçek; bu aktörlerin özellikle emek yoğun sektörlerde robotlaşma
nedeniyle yaşanan ve kısmen sorumlusu oldukları büyük istihdam kayıplarının yarattığı muhalefete imajlarına çeki düzen verecek sosyal sorumluluk projeleriyle yanıt verme zorunluluğu hissetmeleri de bir diğer gerçek… Çalışmanın, kayıtsız şartsız verilecek ücretlerle yer değiştireceği iş sonrası bir dünyada, ortaya çıkan boş zamanların hangi soylu uğraşlarla değerlendirileceği sorusu da teknoloji şirketlerinin dahil olduğu bir başka gerçekle daha iç içe geçiyor ki buradaki resim biraz daha karanlık.

Düzenli bir iş dünyasının yarattığı ahlaki açmazlar, keyifsiz tecrübeler ya da tabiiyet sorunları, işsizliğin psikolojik tahrip gücüne eş değer olabilir. Birleşik Krallık’ta ücretli çalışma zamanlarını azaltan insanlarla
yapılan mülakatlardan oluşan The Refusal of Work kitabı, medyadaki stresli işini geride bırakıp fotoğrafçılığa yönelen ya da gönüllü hayırseverlik faaliyetleri yürütmek için idari görevlerini terk eden insanların ilham veren hayatlarını anlatıyordu. Zorunluluklardan ziyade arzular tarafından yönlendirilen bir hayat fikri ve yaratacağı tatmin hissi kulağa çekici gelse de, dijital dünyada arzularımızın hangisinin bize, hangisinin “bizi bizden iyi
tanıyan” teknoloji devlerine ait olacağı sorusunu yükseltmeden edemiyor kişi. İş sonrası bir hayatta ortaya çıkan boş zamanların online ortamlarda geçirilen daha fazla süreyle değerlendirileceğini ve teknoloji şirketlerinin de paylaşılan verilerin çoğalmasıyla kasalarını besleyecek ürün ve hizmetleri çok daha kolay geliştirebileceğini öngörmek zor değil. Zuckerberg, kısmi bir UBI’ı desteklediği kadar, yapılan her paylaşım karşılığında kullanıcılarına çok daha kısmi bir ödeme yapmayı destekler mi, bundan emin olmaksa kolay değil.

UBI’a karşı çıkışlar genellikle büyüme, üretkenlik, kârlılık ve çalışma hırsı gibi kavramlarla icra edilen ve geride kalmakta olan bir ekonomik modelin sınır polislerinden gelse de iş sonrası dünyaya yönelik senaryolar bu projenin aslında yeni ekonomik modellerin itici gücünü oluşturacak büyük teknoloji şirketlerinin lehine gelişeceğini destekler gibi görünüyor. Bu olasılık da demokratik bir fikir olarak ortaya atılan UBI’ın uzun vadede kitlelerin hayrına gelişmeyebileceği tezini güçlendiriyor. Slavoj Žižek’inse çok daha yıkıcı bir fikri var: Boş zaman aktivitelerini metalaştırıp sosyal medya paylaşımları dahil her şeyi bir değer, ücretlendirme ve mübadele aygıtına tabi kılmaktansa, kazanç hesaplarına alet edilmeyen alanları genişletmek çok daha adil bir dünya olasılığına hizmet etmez mi?

Benzer Yazılar

Dönüşen bedenler: Olumlama, değişme ve sabit durma özgürlüğü

Ad Hoc

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde Batı’nın parası, Güney’in mücadele azmi

Ad Hoc

Gazeteciliğin gardiyanlarının ütopik başarısını alkışlarken…

Ad Hoc