Ekonomi

Facialarla dolu bir geçmişten yaşanamaz bir dünyaya doğru

Facialarla dolu bir geçmişten yaşanamaz bir dünyaya doğru

Svetlana Aleksiyeviç’in Çernobil Duası isimli kitabını okuduktan sonra, HBO’nun Çernobil dizisini de izledim. Bence dizi hakkında yapılan eleştirilerden ziyade, dizinin insanlar üzerinde yarattığı “Çernobil ilgisi” dikkat çekiciydi. Yakın zamanda, Columbia Üniversitesi’nin Marshall Adaları’ndaki radyasyon düzeyleriyle ilgili yaptığı araştırmanın haberi de gözüme çarptı. Bu habere göre Pasifik Okyanusu’ndaki bu adalarda bazı alanlarda, radyasyon düzeyi Çernobil’dekinden bin kat daha fazla. Amerika en büyük bombasını 1954 yılında Bikini Adası’na atmıştı. Nazım Hikmet sözde barışçıl amaçla yapılan bu korkunç deneyin kurbanı Japon balıkçıları ve tekneleri Daigo Fukuryu Maru üzerine “Japon Balıkçısı” adlı bir şiir yazmıştı. Bugün bile izleri görülen bu korkunç deneyde 2. Dünya Savaşı’ndakinden bin kat daha büyük bir patlama gerçekleşti. Bu da adanın hâlâ yaşanamaz oluşunun nedeni.

Hindistan’da henüz iyileşememiş bir kent: Bhopal
Çernobil faciası 1986 yılında yaşandı. Çernobil’den iki yıl önce Hindistan’da yaşanan bir başka facia, Çernobil kadar zarar vericiydi. 3 Aralık 1984 tarihinde, Hindistan’ın Madhya Pradesh eyaletinin başkenti Bhopal’de, Union Carbide adlı böcek ilacı üreten bir petro kimya fabrikasında bir gaz sızıntısı oldu. Bu sızıntıyla 30 tondan fazla zehirli gaz çevreye salındı. Bölgede 600 bin insan yaşıyordu ve sızıntının olduğu gece herkes bu gazı soludu. Sadece bir gecede binlerce insan öldü. Yıllar içinde hayatını kaybedenlerin sayısı 15 bini buldu. Tıpkı Çernobil’de olacağı gibi, bu facianın etkileri de onlarca yıl devam etti.

Union Carbide 1917 yılında kuruldu, savaş dönemlerinde Amerikan ordusuna helyum, ferrozirkonyum ve aktif karbon üretti. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra kimyasal üretimine devam etti. 2. Dünya Savaşı’yla araştırma ve geliştirme çalışmalarına eğilen şirketin, ilk atom bombasının geliştirilmesinde de rolü vardı. 1984 yılının, 3 Aralık sabahında tarihin en korkunç endüstriyel kazalarından biri Bhopal’de bu şirketin tesisinde gerçekleşecekti. Tesisten yayılan metilizosiyanat binlerce insanın hayatını aldı ve yıllar boyu devam edecek sakatlıklara neden oldu. Tesis içindeki sızıntı iki saat öncesinden anlaşılmıştı. Nitekim çalışanların anlattıklarına göre daha önce de bu küçük sızıntılar oluyor ama nedenleri araştırılmadan tamiratlar gerçekleştiriliyordu. Üstelik herhangi bir sızıntı olduğunu gösterecek ve güvenlik sistemini etkinleştirecek bilgisayar sistemi de yoktu; işçiler gözleri sulanıp akarsa bir sızıntı olduğunu anlıyordu. Gaz sızıntısını engellemesi gereken emniyet sistemlerinin hiçbiri de çalışmıyordu.

Gazın içeriğini bilen yok
Tesisin bakımsızlığından ve ihmalden kaynaklanan hatalar zinciri, gece yarısından sonra yataklarında uyuyan insanları öksürükle uyandırmıştı. Bhopal felaketinden hayatta kalanların anlattıklarına göre, insanlar o korkunç gecede, beyaz dumanı solumuş ve adeta ateş yutmuştu. Gözleri, burunları akmış, ağızları köpürmüştü. Sokaklardaki inekler bile koşmaya başlamıştı. Zehirli gazdan kaçan insanlar ne olduğunu anlamamıştı. Boğularak hayatını kaybedenler dışında, kaçan insanların oluşturduğu izdihamda gözlerini açamadıkları için düşüp ezilenler de olmuştu. Gözler, solunum ve sinir sistemleri etkilenmişti.

Ölümler yıllar boyu devam etti. Sakat ve ölü doğumlar yaşandı. Felaketten 5 yıl sonra Union Carbide, Hindistan hükümetine 470 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Kişi başına 300 dolar gibi bir rakam düşmüştü.

1991’de Bhopal yerel yönetimi, şirketin CEO’su Warren Anderson’a dava açtı. Anderson, mahkemeye çıkmadı. 2014 yılında Florida’da hayatını kaybetti.

Havaya karışan gazın içeriği, şirket gizliliğini ihlal edeceği söylenerek açıklanmamıştı. Hastalarını tedavi etmeye çalışan doktorlar gazın içeriğini öğrenemedi.

Dow Kimyasalları 1999 yılında Union Carbide’ı satın aldı. Bhopal’de yaşanan facia da tıpkı yayılan kimyasallar gibi toprağa gömüldü.

Dünya üzerinde birbiriyle yarıştırabileceğimiz birçok felaket var. Birçoğu da insan etkisinin eseri. Doğal afetlerin yarattığı yıkımın ve can kaybının büyüklüğü bile insanın doğayı tahrip etme gücüyle doğru orantılı.

Siyaseten mümkün olanlar vs. yapılması gerekenler
2050 yılına gelindiğinde 10 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunun yaşayacağı coğrafi, sosyal ve ekonomik şartları düşünürsek, yaşam şeklimizi değiştirecek küresel bir birliktelik eş zamanlı yaratılamayabilir. Gerçi Z kuşağı olarak adlandırılan gençler, güçlü bir dip dalgası yaratıyor ve kendilerinden önceki kuşakları, yani anne ve babalarını da etkilemeyi başarıyor. Hâlâ ümidi canlı tutabilmemizin sebebi onlar olabilir.

Doğanın geri dönülemez biçimde tahrip edildiğini kabul etmek istemesek de, çok da uzak olmayan bir gelecekte savaşlar yerine iklim değişikliği nedeniyle yaşanacak kitlesel göçlere tanık olacağız. Hepimizin en kısa zamanda kafasını kumdan çıkarması gerekiyor. Greta Thunberg’in 2018 Aralık ayında Polonya’da yaptığı konuşmada söylediği şu sözler Z kuşağının dünyayı nasıl değiştireceğinin de sinyallerini veriyor: “Siyasi olarak mümkün olanlara değil, yapılması gerekene odaklanılmadığı sürece umut yok.” Sosyal medyanın ve Z kuşağının alım gücünün belirleyeceği arz şekilleri, bu konuda ağır aksak yol alan siyaseti de dönüştürecek. Tıpkı Greta’nın dediği gibi “Bir krize, kriz gibi yaklaşmazsak onu çözemeyiz.”

Müge Aral, Haberci

Coşkun Aral, Haberci

Benzer Yazılar

Depremlerle ve devrimlerle sarsılan ülke: Şili

Ad Hoc

Eşitsizliğin doğal mekanizmaları

Ad Hoc

Küresel eşitsizlikler devam edebilir

Ad Hoc