Analog Manşet

Fantastik romanların ilham kaynağı: Porto

İnsanın kendi küçük ülkesini tasarlaması mümkün olsaydı eğer hangi şehirleri alırdınız? Örneğin istediğiniz şehirleri alarak kendi hayalinizdeki ülkeyi bir tabloda tasarlasaydınız… Bir araya getireceğiniz ilk üç şehir hangileri olurdu? Benim ilk üç şehrimin arasına kesinlikle Porto girerdi.

2000 yıllık bir şehir Porto. Portekiz’in kuzeyinde tarih, sanat, mimarinin iç içe geçtiği eşsiz bir estetiğe sahip. Özellikle Rio Doura nehrinin kuzey yakasında bulunan şehrin en eski bölümü sizi Ortaçağ’a götürüyor. Bu özelliğinden olsa gerek ki Porto şehir merkezi 1996 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınmış. Şehri iki yakaya bölen Rio Doura’nın üzerinde pek çok köprü var. Ancak şehre imzasını atmış, en ihtişamlı olanı Luis I. 385 metre uzunluğunda ve 44 metre yüksekliğindeki Luis I köprüsü Eyfel Kulesi’nin mimarı Gustave Eiffel ve bir öğrencisi tarafından tasarlanmış. Yapımını öğrencisinin üstlendiği köprü 1886 yılında tamamlanmış. İki katlı köprünün üst katından tramvay, altından ise araçlar geçiş sağlıyor. En etkileyici Porto manzarasını bu köprüyü yürüyerek geçerseniz görebiliyorsunuz.

Eski bir sahil kenti olan Porto, Portekiz’in en büyük ikinci kenti. O kadar eski bir şehir ki her tarafı tarih kokuyor. Şehrin en belirgin özelliği pek çok döneme ait etkileyici mimari tarzları ve eserleri barındırması. Dünyaca ünlü Portekizli mimar Alvaro Siza’nın son derece çağdaş mimari eserlerini, Ortaçağ’dan kalan katedralleri ya da dünyanın ilk borsa binalarından birini de şehirde görmek mümkün. Porto’nun en etkileyici mimari örneklerinden biri Sao Bento Tren İstasyonu. 1916’da inşa edilen yapının hem dışı hem de içi çok etkileyici. Binanın ana salonundaki 20 bin çiniden oluşan eser Portekiz tarihini tüm çarpıcılığıyla yansıtıyor.

Alvaro Siza’nın Porto’da pek çok eseri var. Bunların başında Porto Üniversitesi Mimarlık Fakültesi geliyor. Siza’nın tasarladığı 10 farklı hacimden oluşan yapının özelliği her bir hacmin kendine has bir kimliğinin olması. Ancak bu farklı hacimlere baktığınızda renk, opak ve teknik çözümlerde ortak bir kimliği yansıttığını görüyorsunuz. Okulun özellikle Douro nehrine bakan taraftaki tasarımı öğrencilere ilham vermeyi amaçlamış muhteşem bir bölüm.

Siza’nın Porto’ya değer katan bir başka eseri ise Fundacao de Serralves Museu de Arte Contemporanea. Pek çok çağdaş sanat eserine ve yıl boyu devam eden sergilere ev sahipliği yapan müzenin en etkileyici yanı 18 hektarlık muhteşem bir parkın içerisinde kurulmuş olması. Eserleri ve sergileri kadar parktaki konserleriyle de ünlü. Porto’nun en ilginç mimari örneklerinde bir başkası da Casa de Musica. Bu müzik okulu Rem Koolhaas tarafından tasarlanmış. Kimliğini ünlü grafik tasarımcı Stefan Sagmeister’in tasarladığı eser minimalist bir tarza sahip. Casa de Musica, yıl boyunca Porto Ulusal Orkestrası başta olmak üzere pek çok önemli performansa ev sahipliği yapıyor.

Pek çok farklı tarzda önemli mimari yapı bulabileceğiniz Porto’da en şaşırtıcı yapılardan biri de küçük bir kitapçı dükkânı. Fantastik bir kitapçı dükkanı Dünyada belki de bir müze gibi para ödeyip, bilet alarak girebileceğiniz tek kitapçı dükkanı olabilir Livraria Lello. Pek çok kaynakta dünyanın en güzel kitabevlerinden biri olarak geçiyor. Jose ve Antonio Lello isimli iki kardeş tarafından 1881’de açılmış. Portekiz’in kültürel simgelerinden biri olan Livraria Lello, 1906’da Xavier Esteves tarafından yeniden tasarlanmış ve mimari bir başyapıta dönüştürülmüş. Dış cephesi neo gotik tarzdaki kitabevi oldukça ihtişamlı bir art nouveau iç dekora sahip. Vitray tavanından ışık alan dükkanın oyulmuş ahşaptan görkemli merdivenlerinden inince iki bronz büstle karşılaşıyorsunuz. Ünlü heykeltraş Abel Salazar tarafından yapılan büstler İber Yarımadası’nın en büyük iki yazarı Eça de Queiroz ve Miguel de Cervantes’e ait. Livraria Lello tarihi boyunca Avrupa’nın ve Portekiz’in en entelektüel ve edebi şahsiyetlerinin uğrak yerlerinden biri olmuş. Duvarları, sütunları, içindeki kitaplarıyla büyüleyici bir atmosfere sahip. Kitabevindeki kitapların bazıları açılışına kadar uzanıyor. Bazıları ise çok daha eski dönemlere ait. En eski ve nadir bulunan kitaplar özel bir odada korunuyor. Bir zamanların edebi şahsiyetlerinin buluşma noktası olan Livraria Lello, Der Spigel’e göre yılda yaklaşık 1,5 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor. Kitabevinin Portekiz’in en çok ziyaret edilen noktalarından biri haline gelmesi Harry Potter filmlerinin dünya çapında ün kazanmasıyla başlamış.

Hogwarts ve Livraria Lello

Ünlü İngiliz yazar J.K. Rowling annesini kaybettikten sonra zor bir dönem geçirir. 1991’de İngiltere’den uzaklaşmak ister. Porto’ya gelir ve İngilizce öğretmenliği yapmaya başlar. O sıralarda Livraria Lello’nun üst katı kitapları incelemek ve okumak isteyenler için küçük bir cafe olarak hizmet vermektedir. Rowling, Porto’da yaşağdığı 1991-1993 yılları arasında kitabevinin en sadık müdavimlerinden biri olur. Rivayete göre serinin ilk kitabı Harry Potter ve Felsefe Taşı’nı burada yazmaya başlar. Özellikle Harry Potter filmlerinden sonra kitabevinin ziyaretçilerinin Rowling’in ilham kaynaklarından birinin bu mekân olduğunu keşfetmeleri uzun sürmez.

Livraria Lello’nun süslü neo-Gotik mimarisi ile hem Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun tasarımı hem de Flourish ve Blotts arasındaki çarpıcı benzerlik ziyaretçilerin ilgisinin her geçen gün artmasına neden olmuş. Bu benzerliğin yayılmasından sonra kitabevi kitap satılan ya da edebi bir mekândan çok turistlerin fotoğraf çekmek için akın ettikleri bir mekâna dönüşmüş. Bu durum doğal olarak kitabevini maddi olarak güç bir duruma sokmuş. Turistleri caydırmak için kitabevine giriş ücreti uygulaması başlatılmış. Evet yanlış okumadınız. Kitabevine girmek için birkaç bina önceki bir dükkandan 5 euro’luk bir giriş bileti alıyorsunuz. Ve bir müzeye girer gibi sıraya giriyorsunuz. Şanslıysanız kısa bir bekleme süresinden sonra dükkana girebiliyorsunuz. Özellikle yaz aylarında çok kalabalık oluyor. Eğer kitap satın alırsanız 5 euro kitabın bedelinden düşülüyor. Giriş bileti uygulaması turistlerin ilgisini azaltmadığı gibi yıllık 1,5 milyon ziyaretçiye ulaşmanın da yolunu açmış. Benim şu ana kadar gördüğüm “hikayenin gücünü” en iyi kullanan mekânlardan biri olduğunu söyleyebilirim.

Sanatın, kültürün, tarihin ve mimarinin eşsiz örneklerini görebileceğiniz Porto’nun pek çok noktasında karşınıza çıkan sokak sanatı örnekleri de diğerlerinden çok farklı.

Doğanın çığlığı: Big Trash Animals

Porto sokaklarında gezerken her an karşınıza Portekizli ünlü sanatçı Arturo Bordalo’nun hayvanlarından biri çıkabilir.

Arturo Bordalo’nun sadece Porto ya da Lizbon değil, Avrupa’nın pek çok şehrinde devam eden bir sergisi var: Big Trash Animals. Bordalo, tüketim çılgınlığına savaş açmış, sürdürülebilir bir yaşam için mücadele eden aktivist bir sanatçı. İnsanoğlunun açgözlülüğünden yılmış, tükenen doğanın çığlığına dikkat çekmek amacıyla oluşturduğu eserlerini çöplerden, fabrikalardan topladığı atık objeler, metaller ve lastiklerle yapıyor. Doğanın çığlığını temsil eden eserleri üç boyutlu hayvan görsellerinden oluşuyor.

Bordalo’nun hayvanları her an karşınıza çıkabilir. Örneğin, Lizbon’da Modern Sanat Müzesi’ne girerken bir ayı sizi müzeye buyur eder. Londra’da Shoreditch’te telaşla metroyu yakalamaya çalışırken metallerden yapılmış bir fare görebilirsiniz. Ya da bize olduğu gibi Porto’da tam köşeyi dönerken bir tavşan size gülümser. Hepsinin çığlığı aynıdır: “Tüketim deliliği ve materyalizm gezegenimizin sonunu getiriyor.”

Hikâyeler şehirlere olağanüstü değer katar

Şehirlerin kimliğini oluşturan pek çok değer vardır: insanları, tarihi, kültürü, sanatçıları, sanatçıların eserleri… Şehirler hikâyelerle büyür, değerlenir. Portekizli ünlü şef Avillez’in sanat eseri kıvamındaki restoranları, Siza’nın eşsiz eserleri, Bordalo’nun hayvanları, tarihi, şarabı ve kültürü… Porto’ya adımınızı attığınız anda fantastik bir romanın sayfalarındaki kahramanlar gibi hissedeceksiniz kendinizi.

Yazı: MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan
Bu yazı ilk kez Ad Hoc Şubat 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Benzer Yazılar

Sıradanlığa övgü: TikTok

Ad Hoc

Dijitalde de az, çoktur: Dijital minimalizm

Ad Hoc

Tekno-gerçekçilik, sonsuz döngü ve yaratıcı yıkım

Ad Hoc