İnsan

Freddie Mercury’nin anlatılmayan hikâyesi ve Zanzibar Devrimi

O henüz bir efsane değilken, yüz binlerce hayranını stadyumlara toplamıyorken, Queen efsanesinin esamesi bile okunmazken Farsi bir ailenin Farrokh (Faruk) Bulsara adında utangaç bir çocuğu olarak dolaşıyormuş son 4 yılımı geçirdiğim Stone Town’ın labirent sokaklarında. Yaşamımın en önemli mihenk taşlarından birisi de şimdi onun Zanzibar’da doğduğu evde yaşamam ve onun anlatılmayan hikâyesini tam da buradan yazmam. İşte Afrika’nın bu baharat kokulu adasının mütevazı çocuğunun yeryüzünün gelmiş geçmiş en iyi vokaline dönüşme hikâyesi… İşte vedasının üzerinden neredeyse 30 yıl geçse de yerini dolduramadığımız dillere destan bir müzik dehasının, Freddie Mercury’nin “Bohemian Rhapsody” filminde anlatılmayan gizemli hikâyesi…

Takvimler 5 Eylül 1946’yı gösterdiğinde o dönem Büyük Britanya Krallığı’nın yönetimindeki küçük bir ada olan Zanzibar dünya müzik tarihini değiştirecek bir dehanın doğduğundan habersizdi. Görece olarak varlıklı ailesi ona Farsça’da talih ve mutluluk anlamına gelen Faruk (Farrokh) ismini vermişti. Faruk, doğuştan gelen fazla 4 dişini yaşamı boyunca eliyle saklamaya çalışacak ama aynı zamanda bunun sesinde yarattığı benzersiz tonla milyonları peşinden sürükleyecekti.

Faruk’un Farsi kökenli, mecûsî felsefesini yaşam biçimi olarak seçen Zerdüşt ailesi İran’a İslam devrimi gelince Hindistan’a göç etmek zorunda kalmış. Dönemin iki İngiliz sömürgesi olan Hindistan ile o dönemdeki adıyla Zangibar (zencilerin sahili) arasında güçlü bağlar varmış. İngilizler ülkedeki temel hizmetleri sağlamak için eğitimli Hintlileri bu küçük adaya tayin ederlermiş. Bu nedenledir ki Bulsara ailesinin İran’dan başlayan sonu belirsiz yolculuğu onları sokakları baharat kokan Zanzibar’a kadar getirmiş. Küçük Faruk da doğumundan 8 yaşına kadar Hindistan okyanusu kıyısındaki yaşamış. Onun doğup büyüdüğü ev tüm anılarıyla şimdi bana yuva oluyor.

Faruk’un babası Bomi Bulsara Zanzibar mahkemesinde çalışan sıradan bir veznedarmış. Stone Town’ın daracık, baharat kokulu sokaklarında büyüyen Faruk 8 yaşına geldiğinde Zanzibar’ın eğitim sistemindeki imkânsızlıklardan ötürü ailesi tarafından Bombay’daki (Hindistan) St. Peter’s yatılı okuluna eğitime gönderilmiş. Bu okulda piyano çalmayı öğrenmiş ve ilk grubu The Hectics’e katılmış. Çocukluğunun büyük kısmını Hindistan’da büyük annesi ve teyzesi ile geçiren Faruk, Zanzibar’a dönmeden önce St. Mary’s Lisesi’nde eğitimini tamamlamış. Faruk’u Bombay’da en çok çeken şey ise Bombay Limanı olmuş. Denize açılmaya hazırlanan ticaret gemilerinin etrafındaki kaos ilgisini çekiyor, baraka şehrin daracık sokaklarındaki büyülü ezgileriyle dolaşan yılan oynatıcılarını izlemeye bayılıyormuş. Cebindeki birkaç rupiyi de bu yılan oynatıcılarına veriyormuş. Bombay’ın bu egzotizmi belki de onun gelecekte müşkülpesent ve gösterişli tarzının oluşmasında etkili olmuştur.

Faruk, okulunu bitirip Zanzibar’a ailesinin yanına döndüğünde ise onları kötü bir sürpriz beklemekteydi. Hint Okyanusu kıyısındaki bu cennet ada Afrika’nın içlerinden yakalanıp getirilen kölelerin dış dünyaya pazarlanması için önemli bir liman haline gelmişti. 1960 itibarıyla Zanzibar nüfusu 400 bin yerli/siyahi, 100 bin Arap, 20 bin Hintliden oluşuyordu. Takvimler 1963’ün Aralık ayını gösterdiğinde İngilizler Afrika’nın geri kalanında olduğu gibi Zanzibar’dan da çekilmiş, adanın canlı ticari yaşamı Ummanlı Arapların yönetimsel merkezlerini buraya taşımasıyla sonuçlanmıştı. O dönem ada aynı zamanda dünya karanfil üretiminin neredeyse tamamını karşılıyor; Araplar ve Hindistanlılar Afrikalıları bu plantasyonlarda köle gibi çalıştırıp, çıkan hasadı dünyaya pazarlıyorlardı. Ancak sömürü uzun sürmeyecek; İngilizlerin çekilmesinden tam bir ay sonra Afrikalı yerli halkın kanlı ayaklanmasıyla binlerce Arap ve Hint kökenli adalı ya yaşamını yitirecek ya da kaçmak zorunda kalacaktı. İşte bu devrim Bulsara ailesinin ve Faruk’un kolonyal dünyanın yazgısıyla örülen yaşamını sadece bir valiz içinde Büyük Britanya’ya taşıyacaktı.

Geçmişi onun için geride kalıyor

Artık Londra utangaç çocuğun ve ailesinin yeni eviydi. Freddie Londra’nın Heatrow havalimanında valizci olarak işe girdi. Batı Londra’daki Isleworth Polytechnic Üniversitesi Grafik Tasarımı bölümüne kaydoldu.

Annesi ve babası bu büyük kültür değişimini kendi içlerinde hemen hazmedemese de Faruk geldiği coğrafyaları ve geçmişini içine gömerek yeni kültüre hemen uyum sağlayacak, cinsel yönelimini keşfedecek, ismini değiştirecek ve dünyayı kavuracak Freddie Mercury efsanesi filizlenecekti.

Bu büyük dönüşümün ailesi tarafından hazmedilememesi “Bohemian Rhapsody” adlı filmde, babasının sanatçıyı azarladığı bir sahneye de yansıyacaktı.

Babası: “Yani şimdi soyadımız senin için yeterince iyi değil mi?”

Freddie: “Kanuni olarak değiştirdim, bunun geri dönüşü yok.”

Dünya artık bu utangaç çocuğun içinden çıkan aykırı ve karizmatik yıldızın çığlıklarını dinleyecekti. Freddie’nin hikâyesinin buraya kadarki bölümü onun yazgısıydı, efsanenin geri kalanını da milyonlarca hayranı yazdı.

Irkçı saldıranlardan korktuğundan olsa gerek yeni Freddie hayatı boyunca beslendiği ve sanatında öne çıkardığı Afrika kültürü ile yoğrulmuş Farsi- Hint geçmişini saklayacaktı. Faruk’un içindeki dansı ve müzik tutkusunu, elektriği olmayan, dış dünyadan kopuk yaşayan köylerdeki Afrikalı çocukların danslarında hep gördüm, görüyorum. Gündemdeki “Bohemian Rhapsody” filminin de unuttuğu gerçekliklerden bir tanesi onun hikâyesinin bu kısmını görmezden gelerek filmi Londra’dan başlatması. Öyle bir yaşam kesiti ki görmezden gelindiğinde Freddie’nin komplike yaşamını anlamlandırmak zorlaşıyor.

Zanzibar Devrimi

John Okello isminde bir Ugandalı gencin başlattığı Zanzibar devrimi tarihin en kanlı devrimlerinden birisi. Burada yazıya eklemek istemediğim fotoğraflarda binlerce Arap ve Hintlinin cenazesi şu an turistleri ağırlayan sahillerde yatıyor. Okello, devrimden hemen sonra gelen ve yönetimi kıvraklıkla ele geçiren Sheikh Aman Karume tarafından Zanzibarlı olmadığı için tehlikeli bulunacak, ülkeden kovulacaktı. Okello belki bunu hazmedemediğinden belki de binlerce insanı ölümüne sebep olmanın verdiği vicdan azabıyla 3 yıl sonra Viktorya gölünde intihar edecekti. Ada sonrasında 80 km mesafedeki ana kıta ülkesi Tanganyika’ya bağlanacak bu birleşme ile birlikte ülkenin isimlerindeki “tan” ve “zan” sözcüklerinin birleşmesinden Tanzanya doğacaktı. Birleşmenin ardından 60 yıl geçmesine rağmen ayrılma tartışmaları yeniden gündemde.

Devrim, Afrikalılara kendi geleceklerini tayin hakkı verdi ancak tüm beşerî sermayelerini de kaybetmişlerdi. Eğitimsizlik nedeniyle ülkedeki en temel hizmetler dahi yönetilemedi. Altyapı çöktü, karanfil üretimi azaldı, ihtişamlı mimari çürümeye terk edildi. Bir dönemlerin zengin, şaşalı ticaret adası kötü yönetim ve yolsuzluklar nedeniyle günümüze uzanan yoksulluk ve açlık sarmalında boğuşuyordu.

Son yıllarda adanın muhteşem plajları Instagram turistleri dahil olmak üzere herkesin ilgisini çekiyor ancak turizm gelirleri devlete yakın küçük bir zümre ve Avrupalılar tarafından paylaşılıyor. Bu yüzden turizm yerel halkın yaşam koşullarını iyileştirmek yerine hayat pahalılığı getiriyor. Turizm makyajlı adada ortalama yaşam süresi, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sadece 48 yıl. Nüfusunun yüzde 76’sı temiz suya erişemiyor. Beslenme ve kirli su kaynaklı hastalıklardan ötürü her 10 çocuktan 3’ü 5 yaşına gelmeden yaşamını yitiriyor. Hemen her yıl kolera salgınları yaşanıyor. İşte bu gerçeklik de benim Afrika’da IDEA Universal Derneği ile 100 bin kişinin hayatına dokunan hikâyemin başlangıcı. İsteyenler bu hikâyeyi ayrıca araştırabilirler.

Zanzibar ile ilgili diğer bir gerçek ise Freddie Mercury’nin mirasına sahip çıkmaması. Freddie’nin AIDS nedeniyle yaşamını yitirmesi, cinsel yönelimi ve yaşam tarzı nedeniyle Zanzibar’ın çoğunluğunu oluşturan muhafazakâr Müslüman yapı onu kendilerine benzemediği için bir anlamda cezalandırıyor. Tanzanya’da ve yarı özerk Zanzibar’da eşcinsellik hâlâ ağır bir suç. AIDS’in eşcinsel hastalığı olduğu görüşünden ötürü devlet bu konuda kafasını kuma gömüyor. Hatta benim Freddie Mercury’nin yaşadığı evde yaşamam öyle sandığınız gibi ayrıcalıklı bir durum değil; filmle birlikte talep artsa da o dönem talep olmadığı ve aylık kirası uygun olduğu için tercih ettim.

Bohemian Rhapsody filmi

Film eleştirilere rağmen, Queen grubuna, müziklerine, klişelere meydan okuyan ve kuralları yıkarak dünyanın en sevilen sanatçılarından biri haline gelen Freddie Mercury’e saygı duruşu niteliği taşıyor. Mercury’nin yaşam tarzının kontrolden çıkması ile çıkan iç çatışmaya ve yaşamını tehdit eden hastalığına rağmen Mercury’nin rock müzik tarihinin en büyük performanslarından birinde gruba liderlik ettiği Live Aid konserinin arifesinde muzaffer birleşme sürecine yayılıyor. Bu süreçte de her zaman bir aile gibi olan ve günümüzde dışlanmışlara, hayalperestlere ve müzikseverlere ilham vermeye devam eden bir grubun mirasını süslüyor.

1991 senesinde, henüz 45 yaşındayken AIDS nedeniyle kaybettiğimiz Freddie Mercury eğer yaşasaydı bu yıl 74 yaşına basacaktı. Ölümünden 4 yıl önce verdiği bir röportajda şöyle söylemişti: “70 yaşında olmak çok sıkıcı. Yarın ölürsem umrumda dahi olmaz, çünkü hayatı dolu dolu yaşıyorum.”

Sahne üstündeki inanılmaz enerjisi, epik vokalleri ve eskimeyen sayısız hit parçasıyla çağının ötesindeki bu ustaya ve rock tarihinin sayılı gruplarından Queen’in önünde saygıyla eğiliyorum. Gelecek ay buluşmak üzere.

Hayri Dağlı, Sosyal Girişimci

Benzer Yazılar

Derin bir bilgi ve şifa kaynağı olarak beden

Ad Hoc

Mindfulness yeteri kadar devrimci mi?

Ad Hoc

Hayatın bir anlamı var mı?

Ad Hoc