Ekonomi

Gastronomi ve festival ekonomisi

Gastronomi ve festival ekonomisi

Türkiye’de gastronomi için son dönemin yükselen değeri demek ironik bir durum, Türk Mutfağı gibi bir değerimiz varken gastronominin 2013’lerden beri Türkiye’de ilgi görmesini sorgulamalıyız. 2013 diyorum, çünkü halka hitap eden etkinlikler, yeni nesil restoranlar, yeni nesil okumuş eğitimli şefler sahneye çıkmaya bu yıllarda başlıyor. Kahve Festivali yıllardır hayatımızda gibi hissettirse de aslında ilki 2014’te; Time Out 101’in ilki ise 2013’te gerçekleşti. Tabii, bu tarihlerden önce sektöre inanan ve sektörün değerini bilen öngörülü işler yoktu denemez. 2004 yılında Mutfak Sanatları Akademisi’nin kurulması ve 2009 yılında ilk kez Restoran Haftası’nın düzenlenmesi; sektörün önemli ve uzman oyuncularının imzaları.

Sosyalleşerek tüketmek
Yeme içme, son tüketicinin tüketirken sosyalleştiği bir alan. Hem doğal bir ihtiyacınızı karşılıyorsunuz hem de eğlenip sosyalleşiyorsunuz. Bu gerçek, sektörün yükselişinin arkasındaki en önemli neden. Kriz dönemlerinde bile tüketici lüks harcamalarından kısarken yeme içme alışkanlıklarından vazgeçmek istemiyor. Sektörün gelişimi ve sektöre dair bilginin sosyal medya aracılığıyla son tüketicide hızlıca farkındalık uyandırması, gastronomi alanında eğlenceye odaklı bir boşluğun var olduğunun da anlaşılmasını sağladı. Bu da karşımıza “Yemek Festivali” başlığı altında bir ekonomi çıkardı. Üreten toplum, ürettiği gibi tüketmeyi ve eğlenmeyi de talep ediyor. Konserler, spor maçları, bienaller, sergiler derken gastronominin yükselişi ile yemek festivalleri ortaya çıktıkça bu festivallere talep de artış gösterdi.

Gastronomide ‘yap, kazan, terk et’ modeli
Türkiye’deki ilk yeme içme festivali olarak adlandırabileceğimiz etkinlik Restoran Haftası. Gastronomi ve Pazarlama Danışmanlık Ajansı Dude Table tarafından gerçekleştirilen etkinlik, bu sene Kasım ayında 10’uncu yılını kutlayacak. New York Restoran Haftası’ndan alınan ilhamla 2009 yılının kriz ortamında restoranlara nasıl ticari ivme katılabileceği sorusuyla ortaya çıkan bu etkinlik, alışık olduğumuz tek günlük festivallerden daha farklı. Ardından 2013 yılında dünyadaki Taste festivallerinin formatına benzer şekilde Time Out 101, tek günde birçok lezzetin sunulduğu bir organizasyonla karşımıza çıkıyor. 2014’te İstanbul Coffee Festival, arkasında da Burger Fest, Bi Yeni Fest, Yeniden Meze ve İstanbul Çay Festivali gibi yeni festivaller geliyor.

Aslında burada sayamayacağımız kadar çok festival var; fakat çoğu, etkinlik ve gastronomi alanında uzmanlık sahibi olmayan firmalar tarafından organize edildiği için kısa soluklu oluyor. Gastronominin popülerliği festival ekonomisinde dönemsel olarak büyümeler sağladı ve içerikleri derin olmayan festivaller de müşteri buldu; fakat bu süreçte gastronomi ile ilgilenen festival hedef kitlesinin seçici bir kitle olduğu fark edildi. Kötü deneyim sahibi oldukları festivali bir sonraki sene terk ediyorlar, bu da “Yap, Kazan, Terk Et” modelini uygulayan firmaların bir senelik ömürlü festivalleri ile sonuçlanıyor.

Çok lezzetli ve çok disiplinli
Yemek festivallerinin dünyada ve Türkiye’de en önemli katkılarından biri kendi ekonomisini oluşturuyor olması. Festivalleri düzenleyen firmalar, festival içeriğinde restoranlara ve paketli ürün satıcılarına da yer veriyor. Bu markalar kendi pazarlamalarını yapmanın yanında, satış da yapabiliyor. Aslında bu etkinlikler, Türkiye’de düzgün yapılamayan fuarcılığın yerini de alıyor. Ek olarak, yemek kendi doğası gereği birçok farklı alanla bağlanabiliyor. Festivallerde yemekle ilgili birçok konuya dair uzmanından bilgi edinip atölyelere katılabilmenin yanında, farklı disiplinlerle de karşılaşabiliyoruz. Restoran Haftası etkinliklerinden biri “Dali’nin Tablolarından Sofralara” idi. Yemekle modanın, kokunun, sanatın ve birçok farklı alanın birleştirildiği alt etkinlikler de bu festivaller içinde organize ediliyor. Bu, hem tüketicinin beklentisinin üzerinde bir hizmet sunulmasını sağlıyor hem de yaratılan ekonomi halkasının genişlemesine katkıda bulunuyor.

Türkiye’de sadece İstanbul ile sınırlı kalmayan bir yemek festivali ekonomisi var. Kahve festivali İzmir ve Ankara’da da gerçekleşiyor, Restoran Haftası her yıl farklı şehirleri de içine alıyor. Buna ek olarak şehirlerin kendine özel etkinlikleri de var. İzmir Gastro Fest, Alaçatı Ot Festivali, Bozcaada Yerel Tatlar Festivali, Urla Enginar Festivali, Slow Cheese Bodrum ve Tasting Alaçatı gibi gastronomide önemli bir trend olan yerelliği de sahiplenen etkinliklerle karşılaşıyoruz.

Son 7 – 8 senenin sonucuna bakınca Türkiye gastronomi sahnesinde yer alan etkinliklerin kendi hedef kitlesi tarafından doğal seleksiyona uğratıldığını görüyoruz. Bu, sektörün hizmet verdiği hedef kitlenin aldığı hizmeti ayrıştırabildiğini göstermesi açısından sevindirici bir durum; ancak yine de iyi yemek ve iyi malzeme konusunda, damak paletinin daralması ile de ilgili olarak, iyi ve kötüyü ayrıştıramayan bir kitle olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmiyor. İyi yemek ve iyi malzeme argümanları ile hizmet veren restoranlara, tedarikçilere ve konu uzmanlarına “Öğreterek Tükettir ve Geliştir” metoduyla yapmaları gerekenler konusunda çok iş düşüyor.

Benzer Yazılar

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde Batı’nın parası, Güney’in mücadele azmi

Ad Hoc

Kavramlarla düne bakış ve geleceğe hazırlık

Ad Hoc

Evsizliğin mutlak bir tanımı yapılabilir mi?

Ad Hoc