Ekonomi

Gazeteciliğin gardiyanlarının ütopik başarısını alkışlarken…

Özellikle milenyum sonrası yeni teknolojilerin medya endüstrisine egemen olmasıyla birlikte tüm dünyada gazeteciler ve habercilik mesleğinin büyük çöküş yaşadığı yıllardan geçiyoruz. Dünyada ve Türkiye’de çok sayıda gazete kapandı veya baskıdan çekildi. Bu süreçte sayıları yüzbinlerle ifade edilen bir gazeteci ordusu ya işsiz kaldı ya da artık mesleğini yapamaz hale geldi. Oysa, neyin yalan neyin gerçek olduğunu ayırmanın daha zorlaştığı hakikat ötesi toplumlarda gazeteciliğe eskisinden çok ihtiyacımız var.

Hakikat arayıcıları için umut

Tüm bu olumsuzlukların arasında kendine özgü iş modeliyle sıyrılan İngiltere’nin The Guardian gazetesi geçen ay ilk kez finansal kâr yakalamayı başardı. Neredeyse 20 yıl sonra gelen bu haber, tüm dünyada yaşanan yalan/ gerçek haber savaşlarının ortasında hakikat arayıcıları için bir umut kaynağı oldu. Peki dünyada birbiri ardına gazeteler kapanırken, The Guardian nasıl kâra geçebildi? The Guardian bugün bakınca belki de şanslı doğanlardan. 1821 yılında The Manchester Guardian adıyla kurulan, 1957’de The Guardian adını alan gazetenin ardında finansal olarak bir holding patronu değil; Scott Vakfı (The Scott Trust) var.

Söz konusu vakıf, The Guardian’ın bağımsız gazetecilik ilkelerine bağlı kalarak uzun ömürlü olabilmesi için gazetenin yarım yüzyıldan fazla bir süre genel yayın yönetmenliğini yapmış CP Scott’un aile mirasıyla oluşturulmuş. Her ne kadar vakıf destekli olsa da bu durum, gazetenin değişen dünya koşullarında önüne çıkan türlü zorlukları aşarak bugünlere ulaştığı gerçeğini değiştirmiyor.

İlk büyük sınav 90’larda

İnternetin hayatı yeniden şekillendirmeye başlamasıyla beraber basılı gazeteler 90’lı yıllarda ilk büyük sınavlarına tabi tutuldular. 1995 yılında internet sitesini kurarak döneminin öncüleri arasında yer alan The Guardian, -sektörde yaşanan gelişmelere paralel olarak- 1998’den beri “kronik olarak zarar eden bir gazete” haline dönüştü. Scott Ailesi 1984’ten itibaren gazete yönetiminden tümüyle çekildi ama gazetenin tüm zararı Scott Vakfı tarafından karşılanmaya devam etti.

Peki ama İngiliz gazetesi bu açmazdan nasıl çıktı? Dünyada da zarar eden veya kârlılığı düşen gazete endüstrisi 2000’lerden sonra farklı arayışlar içine girdi. Bir kısım gazete içeriği paralı hale getirirken, bir kısmıysa buna karşı çıktı. The Guardian insanların gerçek bilgi ve iyi gazeteciliğe erişimini engelleme ve kamu görevini yerine getirememe endişeleri nedeniyle içeriği paralı yapmaya karşı çıkanlar arasında yer aldı. Gazete internet reklam pastasından pay kapma çabalarını artırmanın yanı sıra, okurlardan üyelik ücreti ve bağış kabul etmeye başladı. Tabii bu model denenirken gazete yönetimi, sıkça “Okur zaten ücretsiz ulaşabildiği içeriğe neden para ödesin?” tartışmalarının ortasında kaldı. Ama The Guardian, içeriği ödeme sisteminin ardına alma fikrine hiçbir zaman yanaşmadı. Teknolojik gelişmelere de son derece hızlı adaptasyon sağlayan gazete, Today in Focus adlı podcast yayınlarıyla da dünyada yerini aldı.

İlk kadın genel yayın yönetmeni başardı

2015 yılında genel yayın yönetmenliği koltuğuna oturan ve gazetenin ilk kadın genel yayın yönetmeni olan Katharine Viner, gazeteyi üç yıl içinde sürdürülebilir bir iş modeline kavuşturabilmek için bir dizi önlemler aldı. Alınan tasarruf önemleri doğrultusunda The Guardian da pek çok çalışanının işine son vererek, yani masraflarını küçülterek yoluna devam etti. Editoryal ekibin temel çabası ise araştırmacı gazetecilik konusunda öne çıkmak ve güçlü gazetecilik geleneğini sürdürmek oldu. Hafızaları şöyle bir tazelersek, bugün The Guardian deyince aklınıza neler geliyor? Wikileaks, Edward Snowden sızıntıları, Cambridge Analytica (The Observer), Panama Belgeleri… tüm bunlar aylar süren titiz çalışmaların sonucu yaratılan ve dünyayı sarsan The Guardian haberleri. Bu haberlerin bir bölümünde ABD’deki New York Times ile yapılan haber işbirlikleri her iki gazetenin de üzerlerindeki olası siyasi baskıya daha sağlam direnmelerini sağladı. Ayrıca, bir zamanların saygı duyulan İngiliz gazetesini bugün küresel çapta önemli ve okunan bir gazete haline getirdi.

Bütün bu çabaların akabinde, The Guardian 2018- 2019 döneminde 800 bin Sterlin kâr ettiğini duyurdu. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Katharine Viner -şimdilik küçük de olsa- böyle bir dönemde gelen söz konusu finansal başarının The Guardian’a düzenli destek sağlayan 650 binden fazla okuru ile yılda tek sefer bağış gönderen 300 bini aşkın okur sayesinde gerçekleştiğini anlatıyor. Bugün tirajı 130- 135 bin aralığında olan The Guardian’ın dijital dünyadaki okurlarının üçte ikisinin İngiltere dışında yaşıyor olduğu gerçeği ise teknolojinin nasıl pozitif sonuçlar doğurabildiğinin güzel bir örneği. Viner’a göre 180’den fazla ülkedeki 1 milyonu aşkın okur The Guardian’a maddi destek sağlıyor. The Guardian’ın bu başarısı son 10 yıldır tartışılan içerik tümüyle paralı olmalı mı olmamalı mı veya New York Times modeli mi The Guardian modeli mi eksenli tartışmalara da başka bir boyut getirecek. Çünkü her toplum gibi, her gazete ve geleneği de farklı.

Evet, New York Times ve onu takip eden Washington Post gibi Amerikan gazeteleri içeriği ödeme duvarının arkasına alarak, dijital abonelik modeliyle çok daha hızlı kârlılık elde ettiler. Ancak The Guardian’ın içeriği ödeme duvarı ardına saklamayan modelinin başarısı bize gösterdi ki, okur gerçeğe dayalı haberi ve kaliteli gazeteciliği alkışlamaya ve gazeteciliğin devamlılığını önemsemeye kararlı.

Radikal’in hiç olmayan şansı

Tabii burada, arkasında vakıf desteği olmasaydı The Guardian’ın çoktan yayın hayatının bitmiş olduğu gerçeğini de bir kenara koymak gerek. Editoryal ve finansal bağımsızlığının garantisi olan Scott Vakfı’nın desteği The Guardian’ın arkasında olmasaydı, bizdeki Radikal gazetesi ve benzeri örnekler gibi patron kararıyla bir anda tarihin tozlu raflarına çoktan kalkmış olacağını düşününce hüzünleniyor insan…

Söz bize gelmişken… Maalesef Türkiye’de son 10 yılda ana akım medyanın -halen görev yapan birkaç sembol isim dışında- araştırmacı ve kaliteli gazetecilik örnekleri vermek yerine, patronajın siyasi veya ekonomik ihtiyaçlarına göre dümen kırdığı, hatta gerçeklere dayalı olmayan, manipülatif ve propaganda amaçlı denemeleri “haber” diye okura sunduğunu gözlemledik. Araştırmacı gazetecilikse bugün çoğunlukla Gazete Duvar, Bianet, T24 gibi alternatif medya kanallarının gerçeğe ulaşma kaygılarıyla sınırlı bir alan haline geldi. Bu nedenle ana akım medya dediğimiz yapıların okur gözünde değersizleşip, haberin alternatif medya ve sosyal medya kanalları üzerinden araştırıldığı bir dönemi yaşıyor Türkiye. Televizyonların izlenme oranları ve gazete tirajlarının önlenemez düşüşü da bu değersizleşmenin en büyük göstergesi zaten. Ama bu dönem de geçici diye düşünüyorum. Habercilik anlamında zaten ana akımdan öne geçen alternatif medya kanallarının yakın gelecekte çok daha farklı işbirlikleriyle finansal olarak kendilerine çıkış yaratması kaçınılmaz.

Şenay Yıldız, Gazeteci

Benzer Yazılar

İş dünyasında rekabet mi dayanışma mı, yoksa her ikisi mi?

Ad Hoc

Postmodern kraliyet ailesi: Kardashian hanedanı

Ad Hoc

Orta sınıfta neler oluyor?

Ad Hoc