Manşet Tematik

Gelecek, teknoloji ve fetişizm

Eskiden bir amaca ulaşmak için kullanılan teknoloji, bugün kavramsallaşarak insanın esas amacı haline geldi çünkü özgür ve tekil olmanın verdiği hazzın vazgeçilemezliği fark edildi. Teknoloji bir fenomen gibi algılanmaya başladıktan sonra kavramlar kökten bir değişikliğe uğradı ve Neumann’ın singularity (tekillik) kavramı Stephan Hawking başta olmak üzere birçok bilim insanı tarafından tekrar ele alındı. Teknoloji ilerlerken teknoloji bağımlılığı da arttı ve giderek popülerleşerek birçok insan için insan özgürlüğünün anahtarı olarak algılanmaya başladı. Yeni bir teknolojiye sahip olmak demek aynı zamanda güç, özgürlük, egemenlik ve tekillik demek. Hal böyle olunca teknoloji ile dünya yeni bir dramatik bir senaryoyla karşılaştı.

Hem dramatizm hem fetişizm

Gelecek, teknoloji, tekillik ve dahası… Bugün insanlar arasında en büyük tartışmalardan birine sebep olan ve adeta bir paradoksa dönüşen kavramlar. 21’inci yüzyılda -teknolojiye ulaşmanın çok kolay olduğu çağda- teknolojiden kaçmak da teknolojiye tapmak da bizi onun etkisinden daha uzak bir yere götürmüyor. Üstelik sosyolojik, psikolojik ve biyolojik olarak birçok yeni kavramı hayatımıza ekleyerek ilerliyor. Teknolojiye ulaşmanın pahalı ve zor olduğu ülkelerde bağımlılığın az olmasının ya da daha doğru bir örnek üzerinden ilerlersek toplumumuzda da yeni yeni bağımlılık tartışmalarının başlamasının nedeni ise ulaşılabilirlik. Çünkü teknoloji sahip olunan imkânlar ve değişen zamanla ilerleyen bir fetişizm.

Bağlanıyoruz üstelik amacımız her ne olursa olsun! Trafik yine aynı trafikken yeni teknolojiye sahip bir arabayı arzulamak, aradığımızın ne olduğunu bile bilmezken tüm risklere karşı gözlerimizi telefondan ayırmadan yürümek, maddi yeterlilik düzeyimizi sorgulamadan kişisel ihtiyaçlarımızı bir kenara itip yeni bir cihaz satın almak… Örnekler uzayıp gider.

Bağımlılığın suçlusu kim?

Bağımlılıkların sebebi bağımlı olunandan ziyade insanın ta kendisi olarak görülüyor. Herkes üzerinde var olan genel geçer bir bağımlılıktan söz etmek mümkün olmadığı sürece suçu bir başkasına yüklemek de mümkün değil. Birçok düşünüre göre kitle iletişim araçları, kanaat önderleri ya da devlet organları sorumlu tutulsa da bu saydıklarımız sadece önlem konusunda yarar sağlayabilir. Verimliliğini inkâr etmenin en zor olduğu sektörlerden biri olarak gördüğümüz teknolojinin fetişizminden uzak durmak da onu var etmek de insan elinde. Yeşilay Yönetim Kurulu Üyesi Klinik Psikolog Mehmet Dinç internet bağımlılığı üzerinden şöyle bir ifadede bulunuyor: ‘’Olaya psikolojik faktörler açısından baktığımızda, kişilik özellikleri bakımından içe kapanık, kendini ifade edemeyen ve dürtüsel insanların internet bağımlısı olma riski çok daha yüksektir. Sosyal açıdan baktığımızda ise anne babadan bağımlılık modellemesi almış bireylerin ve sosyal anlamda kendini ifade edemeyen, sosyal çevresiyle ilişki kuramayan, arkadaş çevresi bağımlı insanların bağımlı olma riski çok çok daha fazladır.’’

Belki de her alanını tıpkı medya okuryazarlığı gibi düşünmeli ve buna göre hareket etmeliyiz. Kişisel bir asistana sahip olma fikri bile bizi mutlu edebilir ancak ihtiyaç doğrultusunda hareket etmeyi öğrenmek ve belirli bir bilince sahip olmak bizi tüm bunlardan uzak tutmaya yetebilir.

Teknoloji kaçınılmaz, peki ya bağımlılık?

Deloitte, 2018 yılında yaptığı Mobil Tüketici Araştırması’nda ABD’li tüketiciler arasında en çok tercih edilen teknolojinin mobil cihazlar, mobil cihazlar arasında da akıllı telefonlar olduğunu söylüyor. ABD’li tüketiciler arasında akıllı telefon kullanım oranı bir önceki yıla oranla yüzde 3’lük artış sağlayarak toplamda yüzde 85’e ulaşıyor. Çalışanların 3’te 1’inden fazlası, normal çalışma saatleri dışında iş amaçları için de akıllı telefonlarını çok sık kullandığını ifade ediyor. Yüzde 59’u ise çalışma saatleri içinde kişisel akıllı telefonlarına sık sık zaman ayırıyor. ABD’de olduğu gibi birçok ülkede hatta neredeyse tüm dünyada teknoloji kaçınılmayacak kadar büyük bir boyutta değerlendiriliyor. Özellikle akıllı telefon ve sosyal medya kullanımı konusunda birçok insanın tanı koyamadığı düşük ya da yüksek bağımlılık derecesine sahip.

İnsanlar gerçek kimliğinin yanı sıra ekranın arkasına sakladığı bir başka kimliğe bürünebiliyor. Özünden daha çok dijital kimliğini benimseyerek kendi gerçekliğinden uzak sanal bir dünyanın içinde var olmaya çalışıyor.

Dünya üzerinde 3,5 milyarı aşan internet kullanıcısı var ve ABD dahil olmak üzere birçok ülkede internet bağımlılığını ve teknolojinin kötüye kullanılmasını engellemek için çalışmalar yapılıyor. Hatta bağımlılığın fazla olduğu ülkelerde hükümet politikalarının değişmesi ve tedavi merkezleri oluşturulması gibi önlemler alınmaya başlansa bile tartışmaların önüne geçildi demek doğru olmaz. Her yeni günde yeni bir tartışma yaratan yeni teknolojiler geliştiriliyor. Tartışmaların odağı sadece gelişen teknolojiler değil elbette. Sosyal medya platformları ve yine teknolojinin getirmiş olduğu dijitalleşme ile birlikte yaratılan algı ve insan kültürü üzerindeki değişim son zamanların derinliğini kaybetmeyen sorunları arasında. Siber kültür, siber güvenlik, siber zorbalık adı altında birçok haberle karşılaşıyoruz. Teknoloji fetişizminin doğurduğu olumsuz tarafları görmezden gelip olaya fütüristçe yaklaşanlar bunu engellemenin bireyin elinde olduğunu söylese de özellikle çocuklar genelinde büyük bir güvenlik endişesi yaşanıyor. Çocukların gelişimi açısından oyun, video ya da video oyunların vereceği zararlardan ergenlik dönemini zorbalıkla geçirenlerin bir de bunu siber ortamda yaşamasına ve içine kapanmasına kadar birçok probleme davetiye çıkaran dijitalleşmenin yetişkinler tarafından daha az zararlı olduğunu kanıtlayan herhangi bir bilgi bulunmuyor. Ki zaten bunu söylemek çok da mümkün değil. Özellikle yeni bir dijital kimlik geliştirip bu kimliği üzerinden itibar sağlamaya çalışanlar, herhangi biri için fikir edinmek adına ‘‘stalker’’lık yapanlara mutlak bir cevap verebilir mi? Ya da önyargıları kırmak atomu parçalamaktan daha da zorlaşmış olabilir mi? Yalan haberler, bilgi alabilme telaşı, dijital ortam fobileri, manipülasyonlar hatta teknolojik gelişmelerin neticesinde karşımıza çıkan fiziksel ya da psikolojik tahrip gücü yüksek oyunlarla hayatımıza yeni girmiş kavramlar var.

Bilgi açlığını gidermek için internet kullanımı‘’enfornografi’’, gelişmeleri takip edemeyince yaşanan güncelliği kaçırma korkusu ‘’fomo’’, narsizmin dijital boyutu olarak arama motorlarında sürekli kendini aratan ve hakkındaki her şeyi takip edenler için kullanılan ego sörfü… Bunlar teknolojinin psikolojik boyutu için komplo teorileri ürettirecek kadar ciddi bir biçimde değerlendirilirken, teknoloji fetişistleri tüm bunların gölgesinde mi kalıyor yoksa bu teknoloji insanları haz uğruna acımasız birine mi dönüştürüyor bilemiyoruz çünkü taraflar da değişiyor. Dahi bir matematikçi olan Theodore Kaczynski’nin teknoloji düşmanlığını ve sesini duyurmak için gerçekleştirdiği bombalı eylemleri hatırlayalım ve sözlerimize yayınladığı manifesto ile son verelim.

Theodore Kaczynsk- Unabomber Manifesto

Theodor John Kaczynski – Sanayi Toplumu ve Geleceği (Unabomber Manifesto, 1995)

“Sanayi Devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar, gelişmiş ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun dengesini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zararlara uğrattı. Teknolojik ilerleyişin devamı durumu daha da kötüleştirecek; insanları daha büyük aşağılamalara maruz bırakıp, doğal yaşamda daha fazla zarara sebep olacak; büyük olasılıkla daha fazla sosyal bozulmaya ve psikolojik acılara yol açacak; belki de “gelişmiş” ülkelerde bile fiziksel acıların artmasına neden olacak.

Biz, bu nedenle, endüstriyel sisteme karşı bir devrimi savunuyoruz. Bu devrim, şiddetli veya şiddetsiz olabilir, hemen gerçekleşebilir veya birkaç on yıla yayılarak göreceli olarak daha aşamalı hale gelebilir. Bunların hiçbirini şimdiden bilemeyiz. Ancak, biz, endüstriyel sistemden nefret edenlerin, bu çeşit bir topluma karşı bir devrimi hazırlamak için atmaları gereken adımların bir taslağını çiziyoruz. Bu, politik bir devrim olmayacaktır. Amacı ise hükümetleri değil, bugünkü toplumun ekonomik ve teknolojik temelini yıkmak olacaktır.’’

Benzer Yazılar

Mobil uygulamaların önlenemez yükselişi

Ad Hoc

Altın çağ ve Yedi Cüceler

Ad Hoc

Mnemosyne’den Locke’a bilmek, anımsamak, unutmak

Ad Hoc