Genel

Georges Balandier’in yeni Yeni Dünyaları

2016 yılında yaşamını yitirmiş olan Fransız antropolog Georges Balandier, genellikle siyasi antropolojinin kurucusu olarak ve Afrika çalışmalarına sunduğu katkılarla bilinir. Siyasi Antropoloji kitabında, bu disiplinin, “tarihi ve coğrafi çeşitliliklerine rağmen bütün siyasi organizasyonlara özgü niteliklerini ortaya çıkarmak” ve “primitif veya arkaik olarak tanımlanan toplumlara mahsus siyasi sistemleri incelemek” amacını taşıdığını ortaya koyar. İktidar Sahnede kitabında ise Afrika araştırmalarından edindiği antropolojik veriler ışığında ilkel diye anılan kabilelerden günümüz toplumuna kadar düzen-istikrarsız anları arasında mevcut siyasi düzenin idamesi için kullanılan yöntemleri ve beliren figürleri hem tarihsel kopuşları hem de sürekliliği içerisinde ele alır. Sömürgecilik sonrası çalışmaları ve üçüncü dünya kuramlarını ciddi bir biçimde etkilemiş olan Balandier, sömürgelerin bağımsızlığını ilan etmesinin ardından “yeni yeni dünyalar” dediği kurama geçiş yaparak, daha ziyade yeni teknolojilerin üst-modernite adını verdiği döneme etkilerini ele almaya başlar.

Gayri maddi etkileşimler çağı

1980’li yılların bitişiyle, Balandier’e göre, Büyük Dönüşüm sürecine girilmiştir. Bu sürecin özellikleri eski sömürgelerin bağımsızlaşma süreçlerinin tamamlanması, toplumun teknikleşmesi ve yeni teknolojilerle kaynaşmasıdır. Üst-modernitenin mühim ayaklarından biri olan küreselleşme bu sürecin bir parçasıdır. Genel olarak post-modernite diye anılan süreci üst-modernite olarak yorumlayan Balandier, bunun süreklilik içerisinde tarihin yeni bir dönemi değil, topyekûn yeni bir başlangıcın ilk momenti olduğunu düşünür. Yeni yeni dünyalar işte bu momentte yaratılmaktadır. Şöyle yazar İktidar Sahnede kitabında:

“Bu dünyalar, uygulamalı bilimlerin, teknolojilerin ve muzaffer ekonomizmin şirketlerinin tasrifinden doğmuştur. Hem maddi hem gayri-maddi olup yaşayanlara, yapay zekaya, otomatlara, iletişime ve birbirine bağlı ağlara ait gerçek ve sanalın üst üste bindiği sahalarda hala oluşma halindedirler. Coğrafi mekândan ayrı olsa da mevcutturlar; mevcut modernitenin, üst-modernitenin çağdaş öncüleriyle doludurlar.”

Bu noktada Balandier, klasik siyasette bildiğimiz anlamıyla “mekân”ın ortadan kaybolmasından bahseder. Küreselleşmeyle beraber jeopolitik konfigürasyonlar sürekli dönüşürken, bu gayri-maddi etkileşimin yaşandığı ağlar söz konusu mekânın yerini alır. Bu noktada, mekâna ve mekân algısının dönüşümüne dair Balandier’in görüşleri, Manuel Castells’in enformasyon ve ağ toplumlarına dair analizlerine yaklaşır.

Mekânsal toplum ‘out’ ağ toplumu ‘in’

Castells, Ağ Toplumunun Yükselişi isimli kitabında, 21’inci yüzyılın ilk 10 yılından itibaren enformasyonlaşma üzerinden nitelenen yeni bir çağın başladığını söyler. Endüstri çağından enformasyon çağına geçildiğini belirten Castelles, dijital ağların “inşa aşamasında olan yeni toplumsal yapıyı” büyük ölçüde kuran şey olduğunu söyler. Her ne kadar ağ kurma toplumsal ilişkilerin yeni bir vasfı olmasa da enformasyon çağına mahsus dijital ağ teknolojileri, dijitalleşmiş, sanal ağların doğuşuna neden olur. Bu ağlar, hem ekonomide hem idari yapılarda iktidarın esas mekânı haline gelir.

Balandier için de enformasyonun önem kazandığı yeni yeni dünyalarda maddi olmayanın hükmü ve soyutlama giderek daha fazla toplumsal olanı belirler. Buna enformasyonlaşma, sayısallaşma ya da basitçe iletişim der. Elbez’in de ortaya koyduğu üzere, insan elinden çıkanın onu üreten karşısında edindiği nispi özerklik Balandier’in “yeni yeni dünyalar” kavramını ortaya atmasını sağlamıştır. Buna göre bu dünyalar “bizzat kendi edimlerimizden doğar, bizleri çevreler ve kısmen bizden bağımsız olarak inşa ettikleri bir tarihe bizleri taşır.”

Bu tanımın belli bir antroposen anlayışına tekabül etmesi şaşırtıcı değildir. Antroposen çağına mahsus olan şey, salt insan edimini gezegenin seyrini belirleyecek ölçeğe ulaşması değildir aslında. Burada tek yönlü bir belirlenimden ziyade insan ediminin sonucunda ortaya çıkan ürünlerin veya Balandier’in maddi ve gayri-maddi olanın kesişiminde bulunan yeni yeni dünyalarının, Elbez’in de vurguladığı üzere insana nazaran belli bir özerklik kazanmasıdır. Mihnea Tanasescu artan iklim felaketleri ve salgınlar bağlamında antroposenin insan çağı olmadığını belirtir. Artan kapitalist insani etkinlik, sözde hâkim olunması gereken doğanın ve insan elinden çıkanın aktivitesini de artırır.

Antroposen, sanılanın aksine bir insan çağı olmaktan uzak.

Sayısal tahminler üzerinden yaratılan bir gelecek

Artan insani etkinliğin bizzat fail olmaya başladığı bu yeni yeni dünyalarda, siyasetin yerine, geleceğin sayısal tahminler üzerinden öngörülmesine dayalı “idare” anlayışı gelir; tahminlerde mükemmelleşme, bilgi üretim araçlarının sonsuzca çoğalması ve yeni teknolojilere hızla erişim belli bir “anlam krizi” doğurur. Bu anlam krizi beraberinde güvensizlik, sinizm, kayıtsızlık gibi duygusal etkiler doğurur.

Castells, enformasyon çağında yatay örgütlenme ve katılımcı doğrudan demokrasi imkânı görse de Balandier artan soyutlamanın, çoktan vatandaşları siyasetten soğuttuğunu, siyasi olana dair bir güvensizlik geliştiğini belirtir. Bunun için dijital ağların ekonomik ve idari örgütlenmenin mekânı halini almaya başladığı dönemi de beklemez üstelik. Siyasetin medyatikleşmesi dediği süreçte, televizyon iletişim aracının tele-gerçeklik yaratma rolü üstlenmesiyle ve siyasetin geleceğe dönük tahminler üzerinden “idare”ye indirgenmesiyle bu sürecin başladığını düşünür. Sonrasında yeni teknoloji araçlarıyla, bilhassa internetle birlikte anlık bilgiye ulaşmanın yarattığı sürat, öngörü ve projeleri imkânsızlaştırır. Gerçek hızla sayısallaşır, gerçeği kuran şeye teknik erişim hızlanır. Balandier’e göre, 21’inci yüzyılın ilk yarısında işte bu alanda bir geçiş söz konusudur. Enformasyon çağına geçişte tözsel gerçeklik değil, formal bir gerçeklik ön plana gelir.

Gerçek artık uzmanlar arası bir oyun

Maddiyat karşısında enformasyonun üstün tutulması, duyusal gerçek düzenin yerine sayısal düzenin konması, aklın otomata aktarılması ve sistemin-organizasyon-fonksiyonunun somut insan gruplarının-organizasyon fonksiyonuna önceliği vasıtasıyla kendini dayatır. Bu ilişkiler oyununda, yetki insanlardan alınır; insanı idare eden araçsal dispozitifler vasıtasıyla kendini inşa eder ve bu süreci gerekçelendiren uzmanların diliyle kendini ifade eder.

Bu resimde siyasetle kurulan ilişki “şahsi” tabiatını yitirdiğinden “idare edilenler” siyasetten soğur. Bu aslında paradoksal bir durumdur. Medyanın görünüşler evreninde “interaktif” programlar ve kullanıcınınoluşturduğu içerikler önem kazanırken, bu artan mevcudiyetin tele-realitenin kısmigerçekliği olduğu bilindiğinden, tözsel gerçeklik değil formal gerçeklik ön planda olduğundan, beraberinde bir “mesafe”, “soğuma” ve inançsızlık getirir.

Gerçek yaşam vs. yarışma

Balandier, bu soğumayı ve inançsızlığı ilkin tele-gerçeklik üretiminde görür. Survivor, Yemekteyiz gibi tele-gerçeklik programları, gerçek yaşamla yarışmayı birbirine karıştırır. Gerçek bir yaşam mizanseni içerisinde izleyiciye tek tek oyuncuları eleme şansı verilir, o da bu üretimin interaktif bir parçasıdır. Gerçek gibi sunulanın sahteliği, gerçek ilişkilermiş gibi sunulan şeyin aslında bir oyun oluşu, interaktif katılımın da bu yanılsamanın bir parçası olmasını beraberinde getirir. Gerçekle kurgunun böylece birbirine karışması izleyicilerin bağlılığını artırsa da gerçeğe mesafeyi, bir yalanı yaşama hissini de çoğaltır. İzleyici-vatandaş, bu interaktif medya araçlarıyla kurgu-gerçekliğe dahil edildiği ölçüde belli bir mesafeyi de deneyimler.

Balandier, siyasetin medyatikleşmesiyle başlayan ve yeni teknolojilerle toplumsal olanın sayısallaşması ve soyut bir hal almasıyla devam eden bu süreçte siyasetin ortadan kalkma riskinden bahseder.

Günümüzün yeni yeni dünyalarında her şeye hükmeden enformasyon, iletişim ve teknoloji “üçlüsü” siyasi sahayı medyatikleştirdikçe, siyasetin başat sahnesi seçim kampanyaları da artık kurgu-yarışma-vari interaktif tele-gerçeklik programlarına benzer. Balandier’e göre medyatik olanın etkisi altında siyasi olanın ortadan kalmasıdır söz konusu olan. Tele-gerçekliğin dünyasında her ne kadar interaktif olsa da izleyici konumunda kalan vatandaşlar nezdinde artan güvensizlik, kayıtsızlık ve mesafe, demokrasi sorusunu gündeme getirir. İnteraktif katılımın kendisi maddi gerçeklikten uzak bir gerçeklik etkisi üretmeye yarıyorsa, enformasyon çağında katılımcı demokrasi veya e-vatandaşlık konumu ne derece demokratik olabilir? Balandier’in günümüzde siyasetin imkânına dair ortaya attığı sorunun bu olduğu söylenebilir.

Ancak ona göre “siyaset ortadan kaybolmamıştır, aldatıcı bir yönetimselliğin ekranlarının arkasında dolanmaktadır”. Yeni yeni dünyaların ekranlarının arkasındaki bu imkânı yakalamak ise siyasetin yeni ufku olacaktır.

Yazı: Yazar Öznur Karakaş

Benzer Yazılar

Hipster: Sıradan mı yoksa yenilikçi mi?

Ad Hoc

Tuhaf zamanlarda yaşayasın

Ad Hoc

Sosyal mesafe, sosyal medya ve sanal ilişkiler

Ad Hoc