İnsan Manşet

Geriye sadece hatıralar kalır

Veri kümelerini bir araya getiren ve algoritmalar aracılığıyla ham verileri filtreleyen Refik Anadol, Machine Hallucination adlı çalışmasıyla son zamanların en çok konuşulan projelerinden birine imza attı. Farklı ülkelerden gelen yoğun taleplerle birlikte dünyanın pek çok yerinde düzenlenen sergi, makine öğrenimi yardımıyla birleştirilen verilerin dev ekrana yansımasıyla, ziyaretçilerin farklı bir sanat deneyimi yaşamasına imkân tanıyor. Anadol’un yapay zekâ teknolojisinden faydalandığı bu projenin odak noktası ise geçmiş anıları hatırladığımızda beynimizde oluşan hareketler.

Teknolojinin korkutan yanlarından şikâyetçi olsak da hayatlarımızın dijitalleştiğini inkâr edemediğimiz bir zamanda, her yanımızı çevreleyen robotlarla birlikte yaşıyoruz. Bu alanlara ya da kişilere göre kimi zaman korkutucu, tehdit eden ya da şikâyet edilen bir teknoloji olarak görülebiliyor ancak Anadol’un bakış açısı çok da olumsuz değil. Tabii bir noktada riskleri de ihmal etmeyerek “Yapay zekâ, insanların topluluk oluşturma ya da birbirlerini yok etme potansiyeli olan bir keşif” diyor. Tüm bunların ardında kendi pratiği açısından yaptığı değerlendirmede doğru ve anlamlı sorular geliştirdiğimizde pesimist bir tablodan çok muazzam bir arkadaş bulabileceğimizin de altını çiziyor.

Çünkü zaman geçtikçe çok daha fazla bilgiye erişim imkânı sağlıyor ve belki de kendimizi ve bilme çabamızı çok daha derin sorgularla tartışmaya başlıyoruz. Oysa insan hangi anıların ona ne hissettirdiğini, hangi anlarda duygularının tetiklediğini bilebilse davranışlarının da kolaylıkla farkına varabilir. Beynin sınırlarına erişmek, geçmişten ders almak ya da pay biçmek sıradan bir insan için hiç kolay değil. Ancak beynin haritalandırılması, duygularımızın resmini çizebilir; anılar benliğimiz ve gerçekliğimiz için karar verici bir noktaya getirilebilir. Anadol’un fikrinden bu kadar etkilenmemizin sebebi sanatında verileri kullanmış olması değil, sanata verilerle birlikte hafıza gibi insana ait bir özelliğin de katılmış olması.

Hafızanın esaretinden kurtulmak

Refik Anadol, hafızalarımızda bulunan verileri nöröbilimsel çalışmalarla destekleyerek sanata bilimi dahil etmek istiyor- ki yapay zekâ teknolojilerine olumlu bakmasının ardındaki sebepler ve belki de geleceğe emin adımlarla ilerleyeceğimizi hissettiren şeyler de onun için yine sanat sayesinde mümkün olabilir. Zira sadece anıları kullanmak değil, gelişen teknolojiyle yeni anılar yaratarak da bilincimizi çok daha farklı bir noktaya taşıyabiliriz.

Doğu felsefesinden etkilenen modern dünyanın batılı düşünürü Alan Watts, bilincimizin tamamen hafıza ve beklentilerimizle meşgul olduğunu ifade ederken; mevcut olandan başka deneyimlerin de olduğunun farkına vardığımız zaman gerçeklikle bağımızın kopabileceğini söyler. The Illusion of Memory konuşmasında ise hafızanın yanılsamalardan ibaret olduğunu anlatıp arkasında iz bıraktığına inandığımız ve kontrolün bizde olduğunu sandığımız anların, hafızamızda hiç de beklediğimiz şekilde kalmayacağını işaret eder.

Böyle düşünen tek insan Watts değil elbette. Hafızanın ve anıları saklama biçimimizin davranışlarımız üzerindeki etkisine odaklanan çok sayıda fikir insanı var. Bu fikirler doğrultusunda, davranışların bilimsel araştırmalar dahilinde incelenmeye başladığı tarihten itibaren pek çok uzman konuyla ilgili farklı teoriler geliştirdi. İnsan zihninin anıları farklı şekilde sakladığına dair gelişen düşüncelerle; nasıl düşündüğümüzü, karar alırken nelerden etkilendiğimizi bir bütünlüğe oturtmak için pek çok çalışmaya imza atıldı.

Deneyim mi, anımsama mı?

Alan Baddaley’in de söylediği gibi; “Fiilozoflar bellek hakkında en az 2000 yıldır konuşuyorlar ama belleğin bilimsel olarak araştırılması yalnızca 100 yıl kadar önceye dayanıyor”. Bilişsel psikoloji alanında adından sıkça söz ettiren Gordon H. Bower, 70’li yıllarda yaptığı bir çalışmayla duygularımızın anıları saklama şeklimizdeki etkisini araştırdı. Bower’ın düşüncesine göre, zihin benzer duygular yaşadığımız anları birbirine yakın yerde saklar ve yaşanan anları aynı duyguları hissettiğimizde çok daha kolay hatırlarız. Ekonomi Nobel Ödülü alan Daniel Kahneman da yaptığı araştırmayla deneyim ve mutluluk kavramlarının yine insan zihninde farklılaştığı sonucuna ulaştı. Bugün veriler dünya için her ne demekse, hafızalarımızda biriken anılar da bizler için aynı şeyi ifade ediyor olabilir. Kültürel değişimler ve çağın gereklilikleri, tarihsel süreçte mutluluk kavramının farklılaşmasından bireysel hikâyelerimizi daha anlamlı yazma isteğimize kadar pek çok belirsizliğe kapı araladı. Davranış ve deneyimleyen benlik. Mevcut zamanda devreye giren deneyimleyen benliğimizken, geriye dönük anılarla eşleştiren ve zihne yerleşen anılarla karar ve duygu değişikliğine yol açan anımsayan benliğimiz oluyor.

Geçmişi bugüne bağlayan bütünlük

Farklı alanlardaki her bileşeni kendi içinde tek tek ele almak yerine bütünsellikten faydalandığımız ve alanların birbirileriyle etkileşimine odaklandığımız 21’inci yüzyılda sanatı bilimden, teknolojiyi ekonomiden ve benzer şekilde pek çok disiplini birbirinden ayıramadığımız bir noktaya geldik. Bu süreç modern insanın bilme ve gelişme ihtiyacına yönelik çabalarla birleşti ve farklılaşma fikri sadece sektörleri değil insanları da etkiledi.

Londra Üniversitesi’nde nörobilim ve nöroestetik çalışmaları yapan Türk profesör Semir Zeki de yaptığı çalışmalarda estetik algının ve sanatın beyindeki aktivitelerini inceliyor. Ve sanatsal faaliyetlerin insan beynindeki hareketlerine odaklanarak dopamin seviyesinin artışına dikkat çekiyor. Beynin frontal korteksindeki değişim, sanatın mutlulukla bir bağı olabileceğini gösteriyor. Bugün pek çok insan deneyimlerini uzun vadeye yayma fikrinin ötesinde kısa süreli mutluluk arayışıyla tamamlıyor ve benzer deneyimlerle dolu anılar biriktirmek yerine daha otantik deneyimler elde etmek istiyor. Deneyimi yaratansa yine bizleriz. İnsan zihninin bilimsel olarak incelenebiliyor olması, deneyimlerin ve duyguların anlamlandırılmasına; belleğimizde yer alan verilerin sanata ve sanatın da çoğunlukla duygulara dönüşmesine fırsat verdi. İnsan belleğinin incelenmesi geçmişi bugüne bağlayan bir bütünlük sağladı, bütünlük ise anlamları çoğalttı. Böylesi bir birleşim insanlığın yazdığı hikâyenin okunmasını da yeni hikâyelerin yazılmasını da mümkün kıldığında ise geriye sadece hatıralar kaldı.

Benzer Yazılar

Kaygı çağında insan halleri

Ad Hoc

Food market vs. food hall: Yoksa ikisi de mi?

Ad Hoc

Büyümeyen çocuklar, ölmeyen yaşlılar

Ad Hoc