Ekonomi

Gig ekonomisi: Dost mu düşman mı?

Gig ekonomisi: Dost mu düşman mı?

Uber Mayıs ayı başında halka arz edildi. Facebook’un 2012 yılındaki ve Alibaba’nın 2014 yılındaki arzlarından sonra durgun süregiden teknoloji şirketi arz borsasını hareketlendiren gelişmenin yaşandığı günlerde bir başka şey daha yaşandı. Yakın tarihte mil başı kazandıkları ücret 80 sentten 60 sente indirilen Uber ve Lyft sürücüleri geçinmeye yetecek bir ücret ve daha adil muamele görmek için protestolarına başladılar.

Uber paylaşımlarına göre, sürücülerin yüzde 50’si çalışmaya başlamalarının ikinci ayında uygulamayı kullanmayı bırakıyorlar. New York Times’ın paylaştığı bir “şirket içi” sunuma göreyse, ücret politikası
sürücülerin o kadar aleyhine ki, Uber işe yeni başlayan sürücülerini en çok McDonald’s’a kaptırıyor. Bir başka deyişle, bir teknoloji devi düşük ücretler konusunda adı çıkmış ve üretim-bandı modelini bugün de yaşatan bir fast-food zinciriyle rekabet halinde.

Gelecek esniyor

Bugün gig ekonomisinin en bilinen şirketleri arasında Uber, Lyft, Airbnb ve Postmakes gibi dijital şirketler geliyor. Talep-üzerine istihdam ya da esnek çalışma modeline tabii olanlar da bu ekonominin parçası. Betterment’in 2018 tarihli Gig Economy and the Future of Retirement raporuna göre bugün ABD’de çalışanların üçte birinden fazlası esnek çalışıyor. Naco ise The Future of Work raporunda 2005 yılında iş gücünün yüzde 10’unu oluşturan esnek çalışanların 2020’ye gelindiğinde tüm çalışan nüfusun neredeyse yarısını oluşturacağını öngörüyor. Buna birkaç çarpıcı rakam daha ekleyelim. McKinsey, farklı ülkelerde de benzer trendler oluşacağının altını çizse de, özellikle ABD’de 2020 yılı itibarıyla ekonominin ihtiyaç duyduğundan 1,5 milyon daha az üniversite diplomasına sahip kişi olacağını, liseden mezun olanlarınsa 6 milyon oranında azalacağını belirtiyor.

Elbette istihdama yaklaşımda kuşaklar arasındaki farklılıklar da bu fenomende söz sahibi. State of
Remote Work 2018 raporuna göre, Z jenerasyonunun yüzde 43’ü için esnek bir ajandaya sahip olabilmek bağımsız çalışmanın ardındaki en güçlü etken. İşverenler içinse değerli insan kaynağına erişim için denemeye değer fırsatlar sunuyor gig ekonomisi. Ancak öne çıkan asıl neden çok daha ekonomik temelli. EY’ye göre büyük şirketlerin yüzde 66’sı istihdam maliyetlerini azaltmak için esnek koşullar sunmaya başlıyor.

Kimileri için bu rakamlar korkunç bir gelecek senaryosu anlamına geliyor. Tehditlerin başında gelense orta sınıfların tamamen yok olma tehlikesi. Bugün özellikle ABD’de işsizlik rakamları son 50 yılın en düşük seviyelerinden birinde seyrederken çalışanlar için ücret artışı aslında yıllar içinde hatırı sayılır bir ilerleme kaydetmedi. Ülkede Merkez Bankası’nı oluşturan 12 bölgesel merkez bankasından biri olan Federal Reserve Bank of Dallas’in Online Retailing, Self-Employment Disrupt Inflation raporu bu durumu doğruluyor ve son 35 yılda serbest çalışanların vergi yükününse istikrarlı bir şekilde arttığını ortaya koyuyor. San Francisco merkez bankası ise esnek istihdamın ABD’nin kalıcı sorunlarından birine dönüşmek üzere olduğunu söylerken, Wall Street analistleri, Lyft, Uber ve Airbnb gibi şirketlerin iş modellerinin kârlı olmadığını ancak buna rağmen geleceğin şirketleriymiş gibi yatırım almaları yönünde yaygın bir algı üretildiğinin altını çiziyor. Peki, gig ekonomisinin bu kadar istihdam çekmesinde ne tür etkenler iş başında?

Dallas Merkez Bankası’na göre işsizlik son 50 yılın en düşük seviyelerinden birinde olsa da ABD’de reel çalışan ücretleri hatırı sayılır bir artış göstermiş

‘İş’e bir oyunmuş gibi yaklaşmak

Standard of Trust Leadership: Transforming Business Cultures Through Purpose, Performance, and Relationship Capital kitabının yazarı Robert Peters, Medium’da yayınlanan How Gamification Is Taking The Gig Economy To The Next Level makalesinde gig ekonomisinin oyunlaştırma uygulamalarını en çok işe koşan model olduğunu belirtiyor. Gallup’un 2014 yılında yayınladığı bir araştırma ABD’deki çalışanların yüzde 51’inin işe karşı ilgisiz, yüzde 17,5’inin de aktif olarak ilgisiz olduğunu ortaya koymuştu. 2025 yılında global istihdamın yüzde 75’ini oluşturması öngörülen milenyum kuşağında ise bu oran yüzde 72’lere dek çıkıyordu. O gün bugün aralarında Microsoft, IBM, SAP ve Deloitte’in olduğu pek çok Forbes Global 200 şirketi oyunlaştırma uygulamalarından yararlanıyor. Tabii, bu eğilimin tarihini incelemek faydalı olabilir öncesinde.

Berkeley Üniversitesi sosyoloji departmanından Michael Burawoy, akademik kariyeri boyunca endüstriyel dünyanın “katılımcı” gözlemcilerinden biri oldu. Çalışmalarını ABD, Rusya, Macaristan ve Zambiya gibi ülkelerde yoğunlaştıran sosyolog, 1974 yılında Chicago Üniversitesi’nde henüz bir doktora öğrencisiyken, zamanın devasa fabrikalarından biri olan ve zirai cihazlar üreten Allied Corporation’da makine operatörü olarak çalışmaya başladı. Burawoy’un saha araştırmalarını yönlendiren tek bir soru vardı: Çalışanlar, neden bu kadar çok çalışıyorlar?

Genç kuşaklar için esnek bir program, iş tercihlerindeki önemli belirleyicilerden biri

Ücretler düşse de oynamaya devam et

İlk endüstriyel devrimi takip eden yıllarda çalışanları koruyan hiçbir yasal zemin mevcut değildi; kendilerinden bekleneni icra edemediklerinde gelişigüzel bir şekilde işlerini kaybedebilirlerdi. Ancak erken 20’nci yüzyılda sendikaların güçlenmesi ve işçi haklarının yaygınlaşması çalışanlar için bir güvenlik ekosistemi yaratabilmişti. Ancak buna rağmen çalışanlar mesai saatleri dışında bile çalışmaya devam ettiler. Burawoy’un bu soruyu iletişim ve erişim imkânlarının fazlasıyla arttığı ve zamanla mekân mefhumlarının sınırlarını yitirdiği dijital dönemler öncesinde ortaya attığını hatırlatarak, yıllar süren etnografik çalışmalar sonucunda kaleme aldığı Manufacturing Consent: Changes in the Labor Process
Under Monopoly Capitalism kitabında verdiği yanıtı burada da paylaşalım. Çalışanlar ekstra görevler yüklenmeye, molalarında bile üretken olmaya rıza gösteriyorlardı çünkü iş kavramı artık bir oyun olarak algılanmaya başlamıştı. Burawoy, iş süreçlerinin bir oyun modeline dönüşmesiyle çalışanların temel gerginlik kaynağının patronlar olmaktan çıktığını, gerilimlerin iş süreçlerinin parçası olan -süreç yönetimi ve denetimden sorumlu- diğer çalışanlar ve makineler arasında dağıldığını gözlemlediğini yazıyor.

Oyunlaştırma kavramına bugünlerde fazlasıyla aşinayız. Geleneksel tanımına göre kavram, puan kazanma, aşamalardan oluşma, diğerleriyle rekabet etme, başarının ölçümlenebilir hale gelmesi ve reyting gibi
oyun bileşenlerinin oyun dışı bağlamlara uyarlanması anlamına geliyor. İş yaşamına bu tarz bileşenlerin eklenmesi çalışanların iş süreçlerine olan duygusal bağlılığını yükselttiği gibi, rutin olan sıkıcı görevlere bile psikolojik yatırım yapabilmesini sağlıyor. 2010 yılından bu yana da iş dünyasında insan kaynaklarından pazarlama faaliyetlerine, eğitimden sağlığa dek pek çok alanda kullanıma girmiş durumda.

Bugün bir Lyft sürücüsü olarak çalışan, aynı zamanda University of California, Santa Cruz’da platformların istihdam koşulları üzerine doktora çalışmalarını sürdüren Sarah Mason, oyunlaştırmanın milenyum çağında evrildiği noktayı şu örnekle açıklıyor: “Her Pazar sabahı Lyft’ten algoritmik bir meydan okuma mesajı alıyorum: ‘Pazartesi sabahı saat 05.00’ten Pazar sabahı saat 05.00’e dek 34 sürüşü tamamla ve 63 dolarlık bonus senin olsun.’ Ekranı kaydırıyorum, bir zamanlar haftalık 100 ila 200 dolar arasında olan bonusların zamanla değerini yitirmiş olmasından endişelenerek, meydan okumayı kabul ediyorum.”

Davranış bilimciler ve video oyun tasarımcıları görevlerin çok daha büyük bir sürecin ve önceden belirlenmiş bir hedefin parçası olarak algılandığında, daha hızlı ve çok daha büyük bir coşkuyla tamamlandığının bilincinde.

Yeni iş ahlakımız

2016 yılının Eylül ayında Lyft’in bloğunda yayınlanan bir hikâye fazlasıyla tepki çekmişti. Platform sürücülerinden 9 aylık hamile Mary’nin görevi başındayken doğum yapmasını duygusal bir şirket anısı olarak paylaşan ve Mary’nin küçük kızının fotoğraflarını yayınlayan Lyft, benzer şekilde heyecan verici deneyimler yaşayan Lyft kullanıcılarını hikâyelerini paylaşmaya çağırıyordu. New Yorker yazarlarından Jia Tolentino, Mary’ye bir doğum izni sunmak ya da çalışma koşullarını rahatlatmak yerine, hamileliğinin son günlerinde bile para kazanma çabasından bir ilham kaynağı devşirilmesini eleştiriyordu: “Tüm bunların kökeninde, kendi kendine yetmeyi kutsallaştıran Amerikan takıntısı yatıyor. Bu takıntı, kendini öldürene dek çalışmayı bozuk bir ekonomik sistemin göstergesi olarak yorumlamak yerine, bunu yapan bireyleri alkışlamayı ve yüceltmeyi seçiyor. Sanırım bunun nedeni gig ekonomisinin ‘herkes bağlantı halinde, iyi vakit geçiriyor, başarıyor’ retoriği ve gig ekonomisine hız kazandıran güvenli bir istihdam eksikliği gerçeği arasındaki farkları artık algılayamaz hale gelmemiz.

Bir başka gig ekonomisi şirketlerinden Fiverr’in 2015 yılında lansmanını yaptığı bir kampanyayı da hatırlatmayı ihmal etmiyor Tolentino. Biz de “In Doers We Trust” kampanyasının reklam
metnini paylaşalım: “Öğle yemeğinde kahve yiyorsun. Bir işi asla yarıda bırakmıyorsun. Uyku yoksunluğu,
kendi seçtiğin bir uyuşturucu. Öyleyse sen yapabilen birisin.” Şimdi de siz düşünün. Yapabilenlerden misiniz yapamayanlardan mı?

Benzer Yazılar

Bir kukla olarak dijital medya

Ad Hoc

Hakikaten ekonomik kriz var mı?

Ad Hoc

İş dünyasında rekabet mi dayanışma mı, yoksa her ikisi mi?

Ad Hoc