İnsan

Göçmenlik ve akıl sağlığı: Travma ve stres

Son makalemde mülteci nüfusun akıl sağlığı problemlerine yönelik risk faktörlerinin çeşitliliğinden bahsetmiştim. Makale, göç öncesi travmatik olaylar ve göç sonrası kültür etkileşimine bağlı strese maruz kalan mültecilerin psikolojik problemler, depresyon ve travma sonrası stres düzensizliği (TSSR) gibi sıklıkla raporlanan durumlara maruz kalmaya daha eğilimli olabileceklerini açıklıyordu. Makale aynı zamanda ilgili semptom hiyerarşisinin spektrumunu da resmediyordu: hafif, orta derece ve şiddetli depresyon. Tüm bunların yanında travmatik stresin ve TSSR’nin mülteci gruplarda en sık görülen problemler olduğunu söylemek mümkün.

Mültecilerin akıl sağlığına yönelik edinilen ampirik verilere göre üç ya da daha fazla travmatik olaya maruz kalma tam bir TSSR teşhisine uzanabilir. TSSR için panik atak kriterleri (DSM-IV), yaşanmış ya da tehdit durumu doğmuş ölüm ya da ciddi yaralanmaları -ki bu mültecilerin durumunda savaş ya da çatışma kaynaklı olabilir- içeren ekstrem travmatik olayları yaşama -ya da tanık olma- durumunu içerir. Eğer zor bir travmatik olay tekrar ortaya çıkar ya da sıklıkla kabuslar, geçmişe döndüren sahneler ve yoğun otobiyografik anılar şeklinde tecrübe edilirse ve bunlar bir ayı aşkın sürede günlük fonksiyonları -ya da sosyal yaşamı- önemli ölçüde etkiler hale gelirse, uzmanların değerlendirme ve medikal incelemelerini gerektiren bir TSSR durumu belirtisi ortaya çıkmış demektir.

Türkiye’de mülteciler için

Mülteciler güvenli ve emniyetli bir alana ulaşsalar bile bu yeni ortam göçle ilgili ve kültürler arası etkileşimle alakalı tetikleyici strese katkı sağlayabilir. Birçok mülteci için yerel kültüre, değerlere ve fiziksel alanlara olan yabancılık ekstra stres yaratıyor. Yer değiştirme kaynaklı psikiyatrik belirtilere dair literatür bazı mültecilerde TSSR gelişmesine neden olan stresli psikolojik süreçleri anlamamıza yardımcı oluyor.

İnsanlar yaşadıkları yer ve zamanla ilgili belirli bilişsel bilgiler topluyorlar. Her gün deneyimledikleri alışkanlıklar vesilesiyle ve bu bilişsel bilgilerle yer aidiyeti ve bağlılığı geliştiriyorlar. Ani göç ise yer aidiyeti, çevre ve yakınlık geliştirme süreçlerinde bozulmalara yol açıyor. Yeni bir yerde, geçmişte sevdiğiniz başka bir yere olan nostaljik ve duygusal anılarınız canlanıyor. Bu acı veren anılar ise daha sonrasında psikolojik bozukluklar ve endişe haline neden olabiliyor. Özellikle göç öncesi tecrübe edilen savaş ve çatışma ve sürgün ortamında güvensizlik hali travmatik stresin nedenleridir. Türkiye gibi, savaş ve çatışmadan kaçan milyonlarca mültecinin yaşadığı, gelişmekte olan ve orta gelir seviyesine sahip ülkelerde, mülteci nüfusa yönelik değerlendirilmesi gereken zihinsel sağlık konularına nadiren değinilir. Bunun bir sebebi gıda, korunma ve acil medikal destek gibi temel ihtiyaçların, akıl sağlığının üzerinde bir öncelik olarak görülmesidir. Türkiye’deki büyük şehirlerde, akıl sağlığı problemleri tedavi edilmemiş çok sayıda mülteciyle karşılaşma ihtimalinizin bir nedeni de bu olabilir. Karar vericiler, sosyal ve tıp alanındaki uygulayıcılar mültecilerin sosyal refah ve sağlığı gibi ihtiyaçlarını dikkate alan politikalar geliştirmeliler. Bu politikalar da güven ve emniyet duygularının öne çıkacağı ve karmaşık ihtiyaçlara, trajik olaylarla dolu bir geçmişe ve zayıf bir akıl sağlığına sahip insanlar için aktif ve iyileştirici bir ilişki yaratmalıdır.

Yazı: Akademisyen Nasir Warfa

Benzer Yazılar

İnsanlığın yarısını hesaba katmayı unutanların hikâyesi

Ad Hoc

Göç ve zihin sağlığı

Ad Hoc

Krallar ve yöneticiler bir yana, esin perileri bir yana

Ad Hoc