Kültür Manşet

Görünenin ardındaki kadim dil: Semboller

Semboller insanlık tarihinin en eski dilidir. Hepimiz her gün hâlâ bu dili kullanıyor olsak da bunun farkında değiliz. Bu kadim işaretlere hak ettikleri önemi vermediğimizi düşünüyorum.

Son yıllarda kitaplar, filmler ve dizilerle az da olsa dikkat çeken semboller, bilinenin aksine oldukça geniş ve önemli bir konunun öznesi.

Sembolleri ilk mağara duvar resimlerinden hatırlarız. O zamandan beri ne kadar değişip gelişmiş olsa da amacı ve hizmeti hiç değişmemiştir: Anlatım.

Hızlı tüketim çağında dilleri, edebiyatı, kültürü yok etmenin eşiğinde olduğumuz şu günlerde sembollerin tarihçesini bilmemiz gerektiğine inanıyorum. Böylelikle günlük iletişim dışında çevremizde gördüğümüz şeylerin, görünenin ardındaki anlamlarına da hâkim olabiliriz. Baktığımız bir resmi okuyabilir, mimari bir yapının her taşının hikâyesinin derinine inebiliriz. Kadim bir dil olan sembolleri bilmek bize entelektüellik yolu dışında başka önemli yollar da açacaktır. Kendimizi tanımak için kültürümüzü, şehrimizi tanımak gerekir. Dünyayı tanımaksa ancak bunlardan sonra mümkün olacaktır. Semboller tüm bunları anlamada en önemli yapı taşlarından biridir. Kanımca en güzel örneklerini ise Avrupa, resim sanatıyla ve 17’nci yüzyıl Barok Dönemi’yle vermiştir.

Bu dönemin ülkemizde pek tanınmayan isimlerinden biri olan Carel Fabritius’un son eserinden kısaca örnek verirsem, gördüğümüz bir saka kuşunun ardında nelerin olduğunu ve bunun semboller üzerinden bize nasıl aktarıldığını anlayabilirsiniz. Oldukça genç yaşta (32 yaşında) atölyesi yanındaki cephaneliğin patlaması nedeniyle trajik bir şekilde yaşamını -ve eserlerini- yitiren sanatçı, stiliyle çağdaşları Pieter de Hooch, Johannes Vermeer olmak üzere birçok Hollandalı ressamı etkilemiştir.

Saka Kuşu (The Goldfinch/İng – Het Puttertjie/ Dutch) olarak bilinen eser, ressamın ölmeden önce yaptığı ve o patlamadan kalan son eserdir. Yaklaşık 34x23cm boyutundaki bir panel üzerine yapılmış yağlıboya bir resim (1654). Eser oldukça yalın görünen basit bir kuş resminden öte, Rönesans döneminde oldukça yaygın olarak kullanılan Meryem Ana ve Çocuk İsa konularının içinde yer alan ve alegorik mesaj içeren bir objedir.

Dirayetten köleliğe, ölümden dirilişe

17’nci yüzyılda evcil olan saka kuşlarını beslemek ve onlara resimler içinde yer vermek oldukça popülerdi. Burada da Fabritius, sarı duvara asılı bir çift dalla çevrili kuş evini andıran yapı üzerinde duran erkek saka kuşu tasvir etmiştir. (Tamamen aynı görünümde olan saka kuşlarını ayıran tek özellik erkek saka kuşlarının kafalarının daha geniş alanının kırmızı oluşudur.) Günümüzde bile hâlâ aynı canlılık, parlaklıkla duran renkleriyle küçük kuş daha ilk anda ayağındaki zincirle izleyicinin dikkatini çeker.

Carel Fabritius, Saka Kuşu

Saka kuşu, erken dini tablolarda yaygın olarak kullanılan bir semboldü. Orada dayanıklılık ve kurtuluşu temsil ediyordu. Ancak daha sonra yazar Charles Dickens gibi sanatçılar, köleliği sembolize etmek için de saka kuşu kullandılar. Fabritius’un tünek üzerinde sessizce oturan saka kuşu, böyle bir yorum oluşturmasa da ayağındaki zincir dünyevi olana bağı akla getirebilir.

Yine de asıl ve güçlü sembolik anlamı içinde bu İsa’nın çektiği acılara yapılan gönderimi içerir.

Saka kuşları bir tür dikenli bitkinin tohumlarıyla beslenir ve kafalarına bu dikenlerin battığına, kırmızı rengin akan kanlar olduğuna inanılır. Bu kuş, ölümün ve dirilişin sembolüdür.

Okuma yazma bilinmeyen dönemlerde bir kurtarıcı

Kırmızı renk İsa’nın dikenli tacı ve başından akan kanlar, kefareti, ödediği bedeli düşündürür izleyiciye. Kırmızı şehitlik sembolü olduğu gibi aynı zamanda imanın gücüne de işaret eder. Hristiyan sanatı içinde tüm bunlar Kutsal Kitap metinlerinden bilinen hikâyelerdir ve dönemin inananları için anlaşılması oldukça kolay sembollerdir.

Kiliselerdeki ikonaların çıkış nedenini de hatırlayacak olursak, okuma yazmanın olmadığı bir halka Kutsal Kitap metinlerini özetle anlatmak için yapılmışlardı. Günümüzde hâlâ bir kiliseye girdiğinizde 14 adet panoda Haç Yolu’nun özetini görebilir ve sadece Kutsal Kitabı bilirseniz bu sembolleri okuyabilirsiniz.

Yaşamda her şeyin en az iki anlamı olduğunu hatırlarsak görünenin ardındaki hakikati ve gizi anlama isteğimiz belki biraz daha artar. Bu, tüm bilimler ve düşünceler için aynıdır.

Yazı: Melissa Mey, Sanatçı & Yazar
Bu yazı ilk kez Ad Hoc Mart 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Benzer Yazılar

Gastronomide yeni trend: Az ama öz

Ad Hoc

Sadece ‘kadın’

Ad Hoc

Acının merkezine seyahat

Ad Hoc