Ekonomi

Hakikaten koronavirüs tehlikesinin farkında mıyız?

Hakikaten koronavirüs tehlikesinin farkında mıyız?

Daha önceki yazıda dünya hakikaten tehlikede mi hissediyor sorusunun yanıtını aramıştık. Bu konuyu incelerken kullandığımız araştırma Ipsos tarafından 2019 Ağustos – Eylül tarihlerinde Global Advisor araştırması kapsamında gerçekleştirilmişti. Araştırma kapsamında, gelecek 12 ay içinde ülkenizde yaygın bir salgın hastalık olması tehlikesini ne kadar muhtemel görüyorsunuz şeklinde bir soru da vardı. Araştırmaya katılanların yüzde 51’i bu riske ihtimal verdiklerini iletiyorlardı. Türkiye’den araştırmayı yanıtlayanlar için bu olasılık yüzde 78 idi ve bu oran araştırmanın yapıldığı ülkeler arasındaki en yüksek orandı. Bu soru; Çin toplumu nezdinde hassas bir konu olabileceği değerlendirilerek, Çin’e maalesef sorulamamıştı. Yazıyı yazdıktan bir iki hafta sonra ise koronavirüs gerçeğiyle tanıştık. Dünya ve ülkemiz bu konuda endişeli olmakta maalesef haksız değilmiş.

Son bir iki yüzyıl içinde insanlık olarak tecrübe ettiğimiz tehlikeler var, özellikle de büyük savaşlar. Ancak salgın hastalık çok sık yaşanan, alışık olduğumuz bir risk değil. HIV’den beri gündemimizde olan bir konu değildi diyebiliriz. Elbette tedavisi mümkün birçok bulaşıcı hastalık çok sayıda can kaybına yol açıyor ama dünya, karşısında çaresiz kalınan türden bir bulaşıcı hastalıkla uzun zamandır karşılaşmadı. Peki, tehlikenin ne kadar farkındayız? Nasıl etkileri olacağını düşünüyoruz? Bu soruların yanıtlarını aramak için Ipsos, 7-9 Şubat 2020 tarihleri arasında gelişmiş ekonomiler olan Kanada, ABD, Avustralya, Fransa, Almanya, Japonya, Rusya ve İngiltere’de 8 bin 1 kişiyle görüşerek bir araştırma gerçekleştirdi. Bu tarihlerde virüsün diğer ülkelere yayılımının henüz çok sınırlı olduğunu hatırlamakta fayda var.

Bu ülkelerde koronavirüse dair haberdar olma oranı oldukça yüksek. En yüksek oran Fransa’da; araştırmaya katılanların yüzde 95’i virüsten haberdar olduklarını belirtmişler. En düşük oranı gördüğümüz Almanya’da dahi haberdar olma oranı yüzde 76.

Global bir tehdit mi yoksa kişisel mi?

Koronavirüs, Şubat ayı başında henüz kişisel bir tehlike olarak görünmüyordu. Katılanların büyük kısmı, kendisi ve ailesinden ziyade global bir tehdit olarak değerlendiriyordu. En az endişelenenler Kanadalılar idi; Kanadalıların yüzde 42’si durumu global bir tehdit olarak görürken, yüzde 6’sı kişisel olarak tehdit altında olduklarını düşünüyordu, bir diğer yüzde 6 ise ailesini tehdit eden bir tehlike olarak görüyordu. Öte yandan, virüsün ilk sıçradığı ülkelerden biri olan Japonya’da virüsü global bir risk olarak görenler yüzde 66’ya yükseliyordu, kişisel olarak tehdit algılayanlar yüzde 16 idi; bir başka yüzde 16 da ailesini tehdit altında hissediyordu. Genel olarak bu virüsü bir risk olarak görenlerin oranı Japonya’da yüzde 56 iken Kanada’da yüzde 24 idi. Çok yüksek bir tehlike algılayanların oranı en çok ABD ve Japonya’da yüzde 7’lere varıyordu. İşin içine aile girince ise tehlikenin algılanma oranında bir yükseliş görülüyordu.

Peki bu ülkelerdeki vatandaşlar, çeşitli toplumsal kesim veya kuruluşların virüse karşı ne kadar hazırlıklı olduklarını düşünüyorlar? Sağlık kurumlarının virüse karşı hazırlıklı olduğunu ve etkin bir mücadele yürüteceğini düşünenlerin oranı yüzde 53 (Rusya) ile yüzde 81 (Japonya) arasında değişiyor. Almanya’da da bu oranın yüzde 57 olması dikkat çekici. Doktorların ve sağlık çalışanlarının hazır olduklarını düşünenlerin oranı en yüksek Avustralya’da (yüzde 79), en düşük oranda ise Rusya (yüzde 39)’da.

Kurumlar derde deva mı?

Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın ile savaş konusunda hazırlıklı olduğunu düşünenlerin oranının en yüksek olduğu ülke Kanada (yüzde 74), bu konuda en karamsar olanlar ise Ruslar (yüzde 54) ve Almanlar (yüzde 56).

Bulundukları bölgedeki hastanelerin salgına karşı hazırlıklı olduğunu düşünenlerin oranı genel olarak yüzde 35 (Rusya) ile yüzde 77 (Fransa) arasında değişiyor.

Hükümetin bu konuda gerekli hazırlıkları yaptığını ve etkin bir mücadele için hazır olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 50 ve yüzde 51 (Almanya ve Rusya) ile yüzde 70 (Kanada ve Avustralya) aralığında değişiyor. Konu yerel yönetimlere gelince hazırlıklı olunduğunu düşünenlerin oranında önemli bir düşüş gözlemleniyor; en yüksek oran yüzde 64 ile Kanada, en düşük oran ise yüzde 30 ile Rusya.

Virüsün diğer ülkelere sıçraması açısından kritik bir rol oynayan havayolu şirketlerinin ve havaalanı işletmelerinin salgına ne kadar hazırlıklı oldukları da sorulmuş. Ülkelerindeki havayolu şirketlerinin hazırlıklı olduğunu düşünenlerin oranı genel olarak yüzde 50 civarında seyrediyor. En iyimser düşünenler Japonlar (yüzde 60), en kötümser olanlar ise Fransızlar ve Almanlar (yüzde 40). Havaalanı işletmelerinin durumuna geldiğimizde ise havayolu şirketleri ile aralarında büyük bir fark görmüyoruz. Avustralyalılar ve Japonlar daha çok güveniyorlar ancak oranlar ancak yüzde 56-57 seviyesinde. Bu oran Almanya’da yüzde 41’e, Fransa’da yüzde 39’a düşüyor.

Dostlarının, komşularının salgın karşısında hazırlıklı olduğunu düşünenlerin oranı genel olarak çok ışık vermiyor. En yüksek oranı Fransa’da görüyoruz (yüzde 61). Ancak bu oran genel olarak düşük diyebiliriz; şöyle ki İngiltere’de yüzde 44, Almanya’da yüzde 38 ve Rusya’da yüzde 29 oranına geriliyor.

Özellikle Rusya’da vatandaşların sağlık sisteminin ve diğer aktörlerin virüs ile savaşmaya hazırlıklı olduğunu genel olarak düşünmüyor diyebiliriz. Fransızlar ve Almanlar da oldukça endişeliler.

Güvenilir haber kaynakları

Virüse dair güvenilir bilgi kaynakları hangileri? En çok güvenilen bilgi kaynağı sağlık çalışanları; Rusya’yı (yüzde 47) hariç tuttuğumuzda sağlık çalışanlarına güvenenlerin oranları yüzde 80 seviyelerinde. Hükümetin sağlık konusundaki yöneticilerine güven daha düşük, özellikle Almanya ve Rusya’da oran yüzde 47-48’lere geriliyor; diğer ülkelerde de en yüksek güven yüzde 73-74 civarında.

Bilgi kaynağı olarak çeşitli medya kanallarına güven konusunda bir ayrışma var. Televizyon, radyo ve gazetelere güven bir iki istisna hariç yüzde 55-60 seviyesinde. Yani neredeyse güvenen kadar güvenmeyen var. Konu internet ve sosyal medyaya geldiğinde ise güven oranı dramatik şekilde düşüyor. Yine istisnaları dışarıda tutarsak güven oranı yüzde 30’lara, hatta yüzde 10’lu rakamlara kadar geriliyor.

Medyanın virüse ve yayılmasına dair haberleri abarttığını düşünenlerin oranı düşük. Yani insanların çoğu durumun abartılı değil gerçeğe yakın olduğunu düşünüyor.

Virüsün yayılmasının kontrol altına alındığını düşünenlerin oranı sadece yüzde 20. Bu konuda en pozitif düşünen Rusya’da bile bu oran ancak üçte bir. Bir aşı geliştirilmesine dair umutlar temkinli seviyede. Aşının geliştirileceğine inananların oranı yüzde 45-50 civarında. En olumlu düşünenler Ruslar (yüzde 62), en olumsuz düşüncede olanlar ise Japonlar (yüzde 34).

Koronavirüs salgınına karşı alınacak kişisel önlemlere baktığımızda, ortalamaya göre ilk üç sırada sırasıyla; etkilenen ülkelere veya bölgelere seyahatten kaçınmak (yüzde 65), elleri daha sık yıkamak (yüzde 63) ve eğer geliştirilirse aşı olmak (yüzde 42) olarak belirtiliyor.

Japonların en çok alacakları kişisel önlemler ise ortalamadan biraz farklılaşarak şu şekilde iletiliyor: Kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınmak (yüzde 67 ki ülkelerin ortalaması yüzde 41), elleri daha sık yıkamak (yüzde 64) ve maske takmak (yüzde 63 ki ülkelerin ortalaması yüzde 32).

Yine ortalamaya baktığımızda her 10 bireyden 3’ü diğer insanlarla el sıkışmaktan kaçınabileceklerini söylüyor.

‘Çin seferleri durmalı’

Koronavirüs salgınına yönelik alınması gereken politika aksiyonları sorulduğunda ise her 10 kişiden 7’si ülkelerindeki havayollarının Çin’e olan seferlerini durdurması gerektiğini söylüyor. Yine etkilenen diğer ülkelere de uçuşların durdurulması konusu bu ülkelerin kamuoyu tarafından destekleniyor. Aynı zamanda etkilenen ülkelerden veya ülkelere seyahat edecek kişilerin zorunlu olarak sağlık kontrolünden geçirilmesi konusunda da oldukça yoğun bir destek söz konusu. Bu konuda en az yüzde 80’e yakın bir kamuoyu desteği görülüyor. Aynı şekilde etkilenen ya da etkilenmiş olduğu düşünülen bireylere karşı zorunlu karantina uygulaması da araştırmanın yapıldığı ülkeler tarafından çoğunlukla destekleniyor. Bu konuda nispeten en az destek veren ülke yüzde 74 ile Almanya olarak karşımıza çıkıyor.

Bu salgının uzun vadeli etkileri de araştırmamız kapsamında sekiz ülkede sorgulandı. Buna göre uzun vadede insanların daha az ihtimalle Çin’e seyahat edeceklerine inananların oranı oldukça yüksek. Sadece Rusya yüzde 50’lik bir oranla buna en az ihtimal veren ülke olarak görülüyor.

Yine Rusya (yüzde 42) ve Almanya (yüzde 50)’yı hariç tutarsak çoğunluk, büyük spor etkinliklerinin uzun vadede etkilenebileceğine inanıyor. Uzun vadede Çin’le olan ticaretin sekteye uğrayacağı konusunda ise ülkeler ikiye ayrılmış durumda. Almanya (yüzde 38), Rusya (yüzde 40) ve Japonya (yüzde 22) bu konuya nispeten daha az ihtimal tanıyan ülkeler olarak karşımıza çıkıyor.

Uzun vadede sağlık otoritelerine olan güven sorulduğunda ise bu sekiz ülke ortalamasında yüzde 43’lük bir kesim güvenin sorgulanacağına inanırken. Bu konuda en güven sorgulayıcı ülke yüzde 63 ile Japonya olarak karşımıza çıkıyor.

Sonuç olarak, koronavirüs salgıyla ilgili olarak araştırma yaptığımız sekiz ülkedeki kamuoyu görüşlerine genel olarak baktığımızda konuyu şu şekilde özetleyebiliriz. Virüsün tam olarak kontrol altına alındığına dair yaygın bir inanç söz konusu değil. Medyanın da konuyu gerçek derecede aktardığına inanılıyor. Fakat haber alma açısından internet ve sosyal medyaya olan güven oldukça düşük. Virüse karşı bir aşı geliştirilmesine dair umutlar temkinli seviyede iken konuyla ilgili alınacak aksiyon ve politikalara ise yüksek derecede destek verildiği söylenebilir. Uzun vadede ise Çin’e seyahat ihtimalleri azalıyor. Ticaretin etkileneceğine ihtimal verenler ise bazı ülkeler nezdinde kalıyor. Bazı ülkeler ise daha az ihtimal tanıyor. Sağlık otoritelerine olan güven de her ne kadar ortalamada çok yüksek seviyede gözükmese de en azından bazı ülkelerde sorgulanacak gözüküyor.

Yazı: Araştırmacı Sidar Gedik

 

Benzer Yazılar

İş dünyası ve temel erdemler: Adalet

Ad Hoc

Bir kukla olarak dijital medya

Ad Hoc

İyilik ekonomisi: Korkunun ecele faydası var mı?

Ad Hoc