Kültür

Hareketin merkezine yolculuk

Hareketin merkezine yolculuk

Bugünkü yolculuğumuz animasyonun başlangıcına doğru olacak. Hatta hareketli görsellerin diyelim çünkü hareket eden fotoğraflardan önce, hareket eden çizimler vardı.

Milattan önce 3000 yıllarında, vazoların üzerinde birbirini takip eden çizimlere rastlıyoruz. Bunlar
pratikte olmasa bile teoride animasyonun başlangıç noktası olarak görülebilir. Örneğin, İran coğrafyasından gelen çok eski bir vazonun üzerinde birbirini takip eden beş çizim mevcut; bir keçinin zıplayarak daldan bir parça kopardığı bu vazo hareketli görüntünün ilk öncülü sayılıyor. Zira o vazoyu çok hızlı çevirirseniz kendini tekrar eden (loop) bir akışa ulaşabiliyorsunuz.

Yine yakın zamanlarda Mısır’da birbirini takip eden çizimler halinde duvar yazılarına rastlamak mümkün. Bunlar aynı zamanda çizgi romanın da ataları. Bu bağlamda çizgi roman ve çizgi film arasındaki akrabalığı göz ardı etmek mümkün değil. Çizgi romanlar, hayal gücü gelişkin insanlar için akan görüntüler zaten. Çizgi romanda zihin kareleri kendisi birleştirirken, çizgi filmde size görüntüler birleşmiş halde sunuluyorlar.

Mekaniğin temellerini anlamak

Tabii ki her şey hayal etmekle başlıyor. İran’da bir vazoya bakan insanlar o keçinin hareketini hayal ediyorlardı, zamanla teknoloji bu hayali gerçeğe dökecek materyaller üretmeye başladı.

Bunlardan ilki magic lantern. Bu alet aslında ilkel bir slayt projektörü olarak düşünülebilir. İlk dönemlerde mumla aydınlatılıyor. Buradaki hareket makineden kaynaklanmıyor, duvara yansıyacak görüntünün yer aldığı (genellikle cam) slayt ışığın önünden geçerken, duvardaki görüntü hareket ediyor. Etkiyi yaratan bu. Makinenin üç ayrı lense kadar çıkabilen ileri modelleri de üretiliyor. Aynı noktaya odaklanan görüntüler, seviye seviye birbirlerinin üstüne yansıtılıyorlar.

Bunu takip eden buluş, thaumatrope. Aslında çok basit bir prensibe dayalı. Bir ip tarafından döndürülen, her iki yüzünde birbirini tamamlayacak iki ayrı görsel öğe içeren bir düzenek. Çok hızlı döndüğünde iki görüntü birbirine karışıyor. Örneğin bir yüzünde bir kuş, diğer yüzünde bir kafes var. Dönüş belirli bir hıza ulaştığında göz, kuşu kafesin içindeymiş gibi algılamaya başlıyor. Bazen iki yüzde birbirini takip eden iki görüntü de kullanılabiliyor, bu durumda kendini tekrar eden çok kısa bir animasyona bakıyoruz.

Thaumatrope, bir ip tarafından döndürülen, her iki yüzünde birbirini tamamlayacak iki ayrı görsel öğe içeren bir düzenek.

Sıradaki öncül phenakistoscope. Buluşun sahibi Joseph Plateau, ilk örneği 1841’de üretiyor. Nasıl çalıştığına gelecek olursak, üzerinde çizimler olan bir disk ayna karşısında çevrilip, dönerken üzerindeki çiziklerden yansımalara bakmak suretiyle animasyon hissi yakalanıyor. Kullanılan diskler, tek başına baktığınızda sıralı çizimler içerirken, bahsedilen biçimde bakıldığında küçük animasyonlara dönüşüyorlar. Bu mecranın bence en güzel yanı, bu iş için üretilmiş diskler. Hem artistik olarak hem de yaklaşım olarak baktığınız şeyin animasyon olduğunu (bence) ilk kez burada net biçimde anlıyorsunuz. Ne var ki bu buluşu bir seferde sadece bir kişi kullanabiliyor.

Bu nedenle sahneye zoetrope çıkıyor. Aynı mantıkla çalışıyor (yine çizikten bakıyorsunuz) ama çizimler bir diskte değil, bant halinde bir çember düzeneğin içine yerleştiriliyor. Böylece etrafında birden çok kişi oturabiliyor. Ama halen çizikten bakıldığı için hem konforlu değil hem de görüntü kalitesi biraz düşük. Neyse ki peşinden praxinoscope geliyor. Bu kez zoetrope’taki düzeneğin içinde, açılı yerleştirilmiş aynalar var. Bu yüzden çiziklerden bakmak yerine merkezdeki aynalardan birine bakıyorsunuz. Döndürünce animasyon etkisi her aynanın üzerinde ayrı ayrı deneyimlenebiliyor.

Modern filmlerin öncülleri

Derken Eadweard Muybridge 1879 yılında, phenakistoscope ve magic lantern’i birleştirerek zoopraxiscope adlı projeksiyon makinesini üretiyor. Bu, aynı zamanda günümüzde kullandığımız film projeksiyon makinesinin de öncülü. 12 karelik diskler projeksiyon makinesine yerleştirilip çevrildiğinde duvar ya da perdede animasyonlar izlenebiliyor.

Bağlam kopmasın diye ileri aldım ama arada bir de flip book var. Küçük kâğıtlara, arka arkaya birbirini takip eden hareketlerin çizimleri ekleniyor ve bu minik bir kitapçığa dönüşüyor. Sayfaları hızlıca çevirdiğinizde bir çizgi film izliyorsunuz. Ne var ki ortada bir makine olmadığı için her seferinde bir kez izleniyor. Ama daha önemlisi istediğiniz kadar uzayabiliyor. Diğer animasyon öncüllerinde 10-20 kare gibi limitlerden bahsederken flip book’larda yüzlerce kareye kadar çıkılabiliyor.

Tüm bu uygulamaların bir araya gelip günümüz animasyon tekniğini doğurduğunu görüyoruz. Küçük film diskleri yerini devasa flip book’lara bırakırken, bu flip book’lardaki her kare projeksiyon makineleriyle dev perdelere yansıtılıyor ve animasyon sineması doğuyor. Biz de oturup keyifle izliyoruz.

Yazı: Kreatif Direktör Gökhan Yücel

Benzer Yazılar

Paylaştığına aitsin

Ad Hoc

Yabancı gezginlerin gözünden Türk kadınları

Ad Hoc

Bir ‘medarı maişet motoru’ olarak bisiklet

Ad Hoc