Kültür Manşet

Hasankeyf, Allianoi ve Zeugma’nın sessiz çığlıkları

İlk sakinlerinin kim olduğu bilinmese de Hasankeyf’in, Mezopotamya’daki hakim konumu, savunmaya elverişli coğrafi yapısı ve bereketli toprakları sayesinde, birçok kavmin uğrak noktası olduğu biliniyor. Dicle Nehri’nin yüz binlerce yıl aşındırdığı kaya kütlesindeki binlerce mağaranın tarihi 12 bin yıla uzanır. Dicle kıyısında çay içerken güneşin altın rengine boyadığı manzarayı izlemenin keyfi artık sadece hafızamızda saklı çünkü Hasankeyf’in bir ayağı çukura girdi bile.

Kültür Bakanlığı’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınması için başvuru yapmadığı Hasankeyf bu listede yer almıyor. Eğer listede yer alsaydı, Hasankeyf sadece bizim değil, tüm dünyanın sorumluluk sahibi olduğu bir ortak miras olarak kabul görecekti. Peki, Hasankeyf’i bugüne taşıyan süreç nasıl işledi?

1954 yılında Türk hükümeti, Dicle üzerinde baraj yapmak için uygun alanları araştırdı. 1971’de Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nin yayınladığı ön fizibilite raporunda 10 seçenek yer aldı. 1980-82 süresince uluslararası bir konsorsiyum tarafından yapılan fizibilite çalışmalarıyla, Ilısu ve Cizre Barajları’nın inşası tavsiye edildi. Barajın temeli 2006 yılında atıldı. Sivil toplum kuruluşları ve sanatçıların yaptıkları çağrılara rağmen süreç devam etti. Baraja kredi veren Avrupa bankaları, standartlara uyulmadığı için 2009 yılında krediyi kesti. Hasankeyf’i yaşatmak için yapılan girişimler sonuç vermedi ve inşaat tüm hızıyla devam etti. Şimdi Hasankeyf sulara gömülmeden önceki son günlerini sayıyor.

Dicle’nin bu görkemli vadisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki son nehir ve vadi ekosistemi. Baraj proje alanı, doğal yaşam ortamlarını ve sakinlerini de yok edecek. Özellikle nadir ve tehlike altındaki türlerin etkileneceği, nehir ekosisteminin bozulacağı ve biyolojik çeşitliliğin tehdit altına gireceği öngörülüyor.

Ekolojik dengenin bozulması, bölgede yaşayan insanların göçe zorlanması ve iklim değişikliğine katkıda bulunması barajların işlevlerinin sorgulandığı sebepler arasında yer alıyor. Gelişmiş ülkelerin barajların gücünü kullandıkları bir gerçek ama gelişen teknoloji ve bozulan ekosistem, gelişmiş ülkeleri farklı enerji kaynaklarına yöneltmeye başladı. En fazla 100 yıl ömür biçilen bir baraj ömrünü tükettiğinde geride bataklık ve tükenmiş bir havza kalıyor. Bu da doğal, tarihi ve kültürel dokunun bir baraj için yok edilmesine değer mi sorusunu gündeme getiriyor.

Hasankeyf’te sular altında kalacak tarihi yapılar taşındı. Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, Orta Kapı, İmam Abdullah Zaviyesi, Süleyman Koç Minaresi ve Eyyubi Camisi gibi eserler, inşa edilen yeni Hasankeyf’in Arkeopark adı verilen bölümünde yer alıyor. Yakında yeni Hasankeyf turistlerini ağırlarken, eski Hasankeyf sular altında gömülmüş olacak. Tıpkı 2011 yılında sulara gömülen Allianoi gibi. Hasankeyf’in geleceği tüm çabalara rağmen Yortanlı Barajı’nın suları altında kalan Allianoi’de yazılı.

Sağlık Tanrısı Asklepios artık yersiz yurtsuz

İzmir’in 100 kilometre kuzeyindeki Bergama, Anadolu coğrafyasının en eski medeniyetlerine tanıklık etmiş bir yerleşim merkezi. Bergama Müzesi’nde bulunan Su Perisi (Nymphe) heykeli, Bergama’nın 18 kilometre kuzeydoğusundaki Allianoi antik kentinden çıkarıldı. Roma döneminden günümüze kalan en korunaklı sağlık yurdu olan Allianoi ise bugün yok. Keşfedilmemiş sırlarıyla birlikte Yortanlı Barajı’nın suları altında.

Sağlık Tanrısı Asklepios’un yurdu olan Allianoi, Hellenistik çağ
sonrasında kurulmuştu. Sadece antik dönemde değil, Osmanlı döneminde de önemli bir sağlık merkeziydi.

Sağlık Tanrısı Asklepios’un yurdu olan Allianoi, Hellenistik çağ sonrasında kurulmuştu. Sadece antik dönemde değil, Osmanlı döneminde de önemli bir sağlık merkeziydi. Kent hem şifalı sularıyla hem cerrahi operasyonlarıyla ünlüydü. Yapılan kazılarda bulunan cerrahi aletler, bunun ispatı niteliğindeydi. Hipokrat’tan sonra eski çağın en büyük hekimi sayılan Galenos’un hastanesi de Paşa Ilıcası olarak da bilinen Allianoi’da bulunmuş ama kazılmasına izin verilmemişti. Ilıcada yapılan kazılar, Prof. Dr. Ahmet Yaraş başkanlığında binbir zorlukla ancak 2006 yılına kadar devam edebildi. Ege’nin Zeugma’sı sulara gömüldü. Ahmet Yaraş, “tırnaklarımla kazdığım, hayatımın 12 yılını verdiğim” dediği Allianoi’un yok oluşunu izledi. 50 bin metrekarelik bir alana yayıldığı tahmin edilen antik kentin geride kalan sırları bir daha gün yüzü göremeyecek.

Zeugma’nın saklı hazineleri sular altında

Zeugma’nın hikâyesi de benzer. M.Ö. 300 yılında Büyük İskender’in generali tarafından “Fırat’ın Silifkesi” adıyla kurulan kent, önemli imar faaliyetlerinin beşiği oldu. Roma hâkimiyeti altına girdikten sonra iyice zenginleşti. Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edildi. Kentin sakinleri fıstık ağaçlarının gölgesinde, refah içinde yaşıyordu. Villalarının zeminleri dönemin en iyi sanatçılarının işlediği mozaiklerle bezeliydi. 80 bin kişilik nüfusuyla döneminin en büyük kentlerinden biriydi. Bu öneminin tek nedeni nüfusu değildi; Zeugma aynı zamanda ticaret yollarının üzerinde bulunuyordu. Hem konumu hem de garnizon kenti olması önemini artırmıştı. Refah içindeki kente, dönemin en iyi sanatçıları akın etmişti. Bu da günümüze kadar ulaşan eşsiz mozaiklerin, fresklerin ve heykellerin çokluğunu açıklıyor.

1985 yılında başlayan Birecik Barajı’nın inşaatı 2000 yılında son buldu. Dünya yepyeni bir yüzyıla uyandığında Zeugma gözlerini kapıyordu. Baraj su tutmaya başladığında, kurtarma kazılarına herkes destek oldu. Baraj, Zeugma’nın saklı hazinelerini de yuttu.

2,5 milyon kişinin elektrik ihtiyacını karşılayan Birecik Barajının gölü, bugün Halfeti’yi de içine alan turist tekne turlarına ev sahipliği yapıyor. Zeugma Antik Kenti’nin çıkarılabilmiş mozaikleri
Gaziantep’teki müzede ziyaret edilebiliyor. Barajların ekonomik gelişmemize yaptığı katkıyla doğal ve kültürel hayatımıza verdiği zarar karşılaştırıldığında farklı fikirler öne çıkıyor. Ne var ki, bir insan ömründen biraz daha uzun yaşayan barajlar için heba edilen doğanın ve tarihin ikamesi yok. Bizim gibi su azlığı çeken bir ülkede havza bazlı planlamaların yapılmayışı, tarımsal faaliyetler için yer altı sularının aşırı tüketimi, kirlettiğimiz su kaynakları ve büyük ölçekli altyapı projeleri uzun vadede toplumsal çıkarımıza hizmet etmiyor. Kendi ellerimizle boğazladığımız doğanın cevabını bizler de göreceğiz ama etkisini çocuklarımız yaşayacak.

Yazı: Haberci Müge Aral & Haberci Coşkun Aral

Benzer Yazılar

Hard kapitalizm iftiharla sunar: Storytelling

Ad Hoc

Hareketin merkezine yolculuk

Ad Hoc

Mindfulness yeteri kadar devrimci mi?

Ad Hoc